Nisan 30, 2009

Kısa kısa akıldaki fikirdeki...

Bu gece çok şarap içtim. Daha fenası şarabın yanında yediklerim. Of of of... Normalde tuzlu yemediğim için şimdi içim yanıyor. Sabaha kadar bir damacana su bitecek sanırım.

Burada son günlerim diye kızlarla daha sık bir araya gelmeye başladık. Hadi şunu yapalım, hadi şuraya gidelim, hadi yiyelim, içelim.

Sigara içenlere Kadir abi bakışı atan bendeniz Virginia Slim bile tüttürüyorum ara sıra şarabın yanında.

.....................................................

Kerem'in sınıfında dünya güzeli bir Beatrix var. Bizimkisi kendisine helloooo diyerek gülümseyen kıza suratını çeviriyor ama çok değil 3 yıl sonra olsa peşinden ayrılmazdı eminim. Özellikle bilgisayarda ben moda haberleri hazırlarken genellikle Paris Hilton ve benzerlerini güzel bulduğuna göre sarışınlardan hoşlanacak. Bense muhtemelen her Türk anası gibi, Paris'ten gelin mi olur diye düşünürken yakaladığım an kendimi, akıl sağlığımdan da şüphe ettiğim andır.

Konu nereden nereye geldi. Beatrix'in annesi soğuk nevale Fransız hatunun bu kızından başka birer yaş büyüyerek boy boy dizilen 4 çocuğunun daha olduğunu öğrendim. Hatun çıtı pıtı, mini, ince. Tek çocuklu olduğuna bile şaşıyor insan.

Daha da şaşırtıcı olanı o kadar çocukla okula gelir giderken kadını bir kere bile çocukların bir şeyine sinirlenirken yada bağırırken görmemiş olmam.

Hani öyle zayıf ve sakin kalabileceğimi bilsem ben de doğurabilirdim bir iki tane daha. Ama imkansız. Dna'm da yok...

.....................................................................................................

Oğluş babasını özlüyor. Gün geçtikçe daha nadiren olsa da arada hala kapı çalınca babasının geldiğini sanıyor. Öyle olunca okulun bitmesini bekleyerek yanlış mı yaptım acaba diyorum. Bu konuda tecrübeli bir arkadaşın dediğine göre ne kadar öğretsem de oraya dönünce unutacakmış İngilizce'yi. Hiç haz etmem ama sanırım o tiplerden olacağım çaresiz. Oğluşla İng. konuşacağım oraya dönünce. Zaten sonrası anasınıfı ve ilk okul. İngilizceye devam eder orada.

O ise benimle inatla konuşmuyor yabancı dilde. Ben ona İng konuşuyorum o anlıyor bana Türkçe cevap veriyor. Nadiren İngilizce olarak. Bazen de karıştırıyor.

Yes. Ben zaten garbıca attım, gibi...

Onu anlıyorum aslında. Ben de buradaki dili anlıyorum çoğunlukla ama konuşmaya gelince iş, belli başlı sık kullandığım kelimeler ve kalıplı cümlelerin dışında çok da fazla konuşamıyorum. Neyse en azından Gözde'ciğim gibi, kadına kapıyı sil demek yerine kapıcı olan kocasının yanında, kocanı yıka demiyorum. Ha ha haaaa ! ( Anlattığım için intikamın acı olmasın pliz)

................

Bu aralar diziporttaki dizilere takıldım fena halde. Favorilerim:

Lost ( Tabii ki:)
The Tudors ( Adamım !!!)
Chuck ( Çok eğlenceli...)
Mad Men ( Bir önceki hayatımda yaşadığım yılların anısına :P )
Doll House ( Geç kavuştuk, tez ayrıldık.)

Tavsiye ederim, izlemeyenlere teessüf ederim...

........

Blog yarışması bitti. Tahmin ettiğim gibi geçti. Yeni blogların keşfi, ve yeni insanlar tarafından keşfedilme adına verimli, vatana millete hayırlı bir yarışma oldu. Dereceye giren arkadaşları kutlarım. ( Açıklanınca binealeyh ) Ancak şimdiden bana destek veren herkese teşekkür etmek isterim, sağolun, var olun. Özellikle Moda Mutfağına gösterilen ilgiden çok mutluyum.

Bu arada geçtiğimiz günlerde araştırdığım kadarı ile neredeyse 100 e yakın moda ile alakalı Türkçe blog keşfetmiş, ufak çaplı bir çok geçirmiş, ama açıkçası buna sevinmiş haldeyim. Zira bir kaç sene öncesine kadar blogun ne olduğunu anlatmaya çalışırken insanlara, bugün moda gibi dünyayı etkileyen bir konuda Türk bloggerları olarak bu sayıya ulaşmamız gurur verici. Özellikle yeni keşfettiğim bir kaç tane blog çok dikkat çekici. Çünkü her ne kadar sayıca çok olsak da, bir çok blogun tasarım kalitesi, haber seçimi veya bu haberleri yorumlaması özgün değil.

Kendimize özgü olmaktan, farklı eleştirel yorumlar yapmaktan, ve benzer haberleri versek bile o haberlere ve fotoğraflara kendimizden bir şeyler katmaktan eksik kalmadığımız gün, daha çok okunur ve takip edilir moda blogu ortaya çıkacaktır.

Bir de tabii, genellikle moda blogları hobi için, farklı meslek gruplarından gelen insanlar tarafından kurulmuş. Keşke Şebnem, Melis veya benim gibi bu işin içinden gelen insanları, hatta tasarımcıları, ne bileyim misal defilelerine gittiğimiz, butiklerini takip ettiğimiz, moda dünyasında marka sahibi olan isimleri blogger olarak görebilsek.

Moda markalarının blogları olsa da takip etsek.

Her şeye rağmen tüm moda bloggerı arakadaşları tebrik ederim. Herkes bu işi severek ve çok emek vererek yapıyor, birbirimizi desteklemeli ve neden olmasın belki de " Independent Fashion Bloggers'' gibi bir çatı altında birleşmeliyiz.( Her ne kadar bu organizasyonun fikrini ortaya atsam da ben ne yazık ki uğraşamam, ama uğraşacak olana da tam desteğimi veririm, o ayrı : )




Neyse geceyarısı çenesi düşen Aslı'dan sevgilerle, şimdilik bu kadar...

Nisan 29, 2009

İş güç...

Hayat bir garip.

Buraya geleceğiz diye iş hayatına "bye" diyen bana, tam Türkiye'ye dönecekken iş teklifi geliyor. Kalsam çalışırmıydım bilmiyorum ama oraya döndüğümde çalışmak istediğim zaman da, bu kısırdöngüye göre istediğim gibi bir iş bulamayacağım kesin.

Tam zamanlı annelik ve Moda Mutfağı zaten zamanımı alıyor ama ev ofis de nereye kadar? :)

Nisan 27, 2009

7 pounds

Son söyleyeceğimi baştan söyleyeyim:

Kesinlikle tavsiye ediyorum.

Ben çok beğendim. Bunda şaşırtıcı finalin de etkisi büyük. Her ne kadar ilk yarı biraz durağan olsa da merak kediyi öldürür misali izliyorsunuz filmi. Zaten yavaş yavaş her şey aydınlanmaya başlıyor.

Filmin konusunu okumadan gitmenizi öneririm.

Ben Will Smith'i ilk kez bu kadar acı içinde bu kadar ciddi gördüm, şaşırdım ama kolayca da kanıksadım. İlginç...

Nisan 26, 2009

Bahar

İlk kez onların resmini çektim. Çok da keyif aldım. Bu bahar daha çok ümide, daha çok neşeye ve renge ihtiyacım var sanırım. Bunca rengi soluyunca, her ne kadar yorgun da olsam yoldan dolayı, mutlu döndüm bu kaçamaktan. Umuyorum gelecek günler daha da mutlu olur bizim için...



Nisan 25, 2009

Veni,Vidi, Vici...

İyi geldi. Döndük. Yorulduk. Ama değdi. Detaylar sonra...

Nisan 22, 2009

Offf.

Off lamıyorum.

Off olacağım diyorum.

Son haftalardaki "Ha Secret" haberlerin ardından down olan morali, biraz arkadaşların biraz da tatilini evde geçirmek zorunda kalan oğluşa duyduğum suçluluk duygusunun ısrarları ile düzeltmek için bir kaç gün bir yerlere kaçıyoruz. Söz verip de gidemediğim gösterilerin ve tatil planlarının üzerine bu planları da ekmemin kimseye bir faydası olmadığını anladım. Zaten bir kaç aya kalmadan gurbetçiler olarak kesin dönüş yapmadan oğluşa buraları gezdirmemek de olmazdı. Velhasıl, sevgili uzaktaki eve yola çıkarken biz de biraz sıcağa, denize, hafif esen rüzgara kaçıyoruz. Kardeşten haberler iyiyken, ani plan değişikliklerinin şokunu atlatmışken, biraz olsun kalp atışım yavaşlamışken...

Dip sos: Yukarıdaki paragrafta güzel Türkçemize verdiğim geçici rahatsızlıktan dolayı özür dilerim C u...

Kadın olmak

Şu yazıyı okumanızı öneririm, gerçekten acı ama kadınların bir gerçeği...



Bir de müjdem var: Başbakan tekrarlamış. Kriz teğet geçiyormuş. Hamdolsun... :)))



IMF her zamanki gibi yalan söylüyor o zaman.

Kadınlar ve kriz, yok ama o anlamda değil...

Günün yazısı şurada. Acı, ama gerçek. Belki de dünyada çok fazla kadının yaşadığı bir gerçek.

Bu arada başbakan tekrarlamış. Kriz bizi teğet geçiyormuş.

Hamdolsun :)))

Ama IMF ye göre krizin vurması yada teğet geçmesi değil, ruh hali önemliymiş. Anlamadıysanız, detaylar şurada.

Nisan 21, 2009

Önce hangisi?

Bir iyi bir de kötü haberim var.

İyi haber: Türkiye'ye dönüyoruz.

Kötü haber: Türkiye'ye dönüyoruz.

Evet ne düşüneceğimi bilemiyorum. Tabii ki er geç dönecektik ve dönmeyi istiyorum ama bu kadar çabuk beklemiyordum doğrusu. Bir kaç sene kalırız diye düşünerek, kendimizi ona hazırlayarak gelmiştik. Bir çok şeyi erteleyerek. Onun için o kadar ev araştırdık, yerleştik, eşya aldık, oradaki arabaları sattık, buraya deve yükü eşya taşıdık, burada herşeyi baştan kurduk, ben orada işi gücü bıraktım buraya geleceğiz diye, çocuğu buraya alıştıracağım derken, tam alışıp İngilizceyi sökmeye başlamışken o, hooop bir daha okulu , evi, arkadaşları değişecek. Az mı emek verdim bunun için?

Ama ne yapabiliriz ki? İş hayatı bu. Burada işler az çok oturdu tahminlerinden önce. Orada ona tekrar ihtiyaçları var. Geri çağırıyorlar, hem de acilinden.

Velhasıl o buraya geldiğinde biz nasıl evimizde onun yanına gelmeyi beklediysek, şimdi yine ayrılık var bize. Şimdi biz burada, o evimizde bizi bekleyecek yine. Ben onsuz oğluşla başbaşa iki ay daha buradayım. Oğluşun okulu bitene kadar. Bittiğinde belgemizi alıp çıkıp geleceğiz. Şimdi dönemiyorum, eşyaları şunu bunu bir kenara atsak bile en azından tatilde olan oğluşun okulunu beklemeliyim, yoksa açılınca bir bakacaklar Kerem yok!

Kaç gündür canımı sıkan, beni kara kara düşündüren, baş ağrılarımın sebebi buydu.

Ne diyebilirim ki, geceyarısı itirafı bu, gün ola hayrola...

Dip not: Heyooo diyecek arkadaşlar bunu okuyunca sabahın köründe aramayın pliz, bu saatte hala uyku yok gözlerde...

Nisan 20, 2009

Florebo quocumque ferar

7 pounds'ı izliyorum. Başım ağrıyor. Bugün bir şey yemedim, içimden gelmiyor, yatıyorum, kalkıyorum, sonra yine yatıyorum.

Zaten kardeşime canım sıkılmışken bir de başka sıkıntılar çıktı hiç aklımda olmayan.

Şimdi her şey karmakarışık. Ne olacağı biraz belli olsa... Belli olsa belki daha iyi hissederim kendimi. Ama belirsizlik beni mahvediyor.

Her zaman kendimi şanslı gören ben, bu günlerde belki de secret'ımın işlemediği ender zamanları yaşıyorum.

Ama zaman herşeyin ilacıdır demişler, bekleyelim, görelim...

Nisan 18, 2009

Vasat bir Nicolas, vasatın biraz üstünde bir film...

Sadece Cage'in ismini görüyoruz dikkatinizi çekerse.

Zaten ben de sadece onun için izledim.

Benim için herhangi bir felaket filminden hiç bir farkı olamazdı. Nitekim sonlara doğru harhangi bir felaket filminden daha da geyik bir hal aldı. Ancak hakkını yemememiz gerekn iki şey var.

Birincisi, konu diğerlerinden biraz daha orjinal.

İki, Felaket sahneleri inanılmaz gerçekçi. İnsan izlerken, beyazperdedeki bu sanatın nerelere vardığına inanamıyor. Sadece bu kareleri izlemek için bile zaman ayırılabilir.

Sonuçta, vasatın üzerinde, benim hoşuma giden bir film. Hatta tüm klişelere rağmen bazı sahnelerden sonra etkisinde kalmanız da mümkün...

Nisan 17, 2009

Seslerden uyuyamadım sürekli ağlıyordum

Şu haberi okuduktan sonra dehşete düştüm.

Daha çıkamadım.

Aklıma annemin anlattığı darbe zamanları geldi. İnsanların evden toplanıp götürülüşleri. Okuduğum kitaplar geldi aklıma, insanların çektiği acılar, aldıkları geçmeyen yaralar, kayıplar.

Hani darbeye karşıydık, bu da bir darbe değil mi?

Atamızın resimlerini taşırsınız ha?

Bu da size ders olsun...

Oy oy oy...



Sevgili arkadaşlar, ben oraya tıkladım oy verdiğimi zannettim, buraya tıkladım bir şey anlamadım gibi benim anlayamadığım şeylerle beni şaşırtmayın pliz. Moda mutfağında da sağdaki linke tıkladığınızda açılan sayfanın üzerinde yer alan alana mail adresinizi yazıp, bir şifre tayin edip kayıt oluyor, mail adresinize gelen kodu da çıkacak sayfaya ekliyorsunuz. O kadar. Ondan sonra Hobi blogları içinde yer alan Moda mutfağına oy verebilirsiniz isterseniz. Oy verseniz de vermeseniz de Moda Mutfağı pişirmeye devam edecek haberleri merak etmeyin. Ben bu eş dost akrabadan oy istemekte pek başarılı olmadığım için zaten bu yarışmadan bir şey bekleyemiyorum, olsun yeter ki herşey keyifli olsun...

Nisan 16, 2009

Nasıl yani?

Şu haber ilginç, korkunç, hayır dehşet verici.

Şu köşe yaralayıcı.

Şu adam komik neyse ki, ağlanacak halimize de olsa gülebiliyoruz...

Nisan 15, 2009

Superman ler, planlar, ve zihni fikirler...

Bilgisayarın başında haber bekliyorum ya, sıkıntım dilime vurdu bir nevi, konuşamadığım için de yazıyorum, al sana 3 saatte 3 post...

Hayatımda tanımadığım, yan yana gelmediğim, hiç konuşmadığım insanlar, kulaktan kulağa, o arkadaştan bu eş dosta araştırırken ulaşılıp hiç tanışmadıkları, yan yana gelmedikleri, daha önce hiç konuşmadıkları kardeşime bir faydaları dokunur diye gidip kan veriyorlar ve benim, ben olarak onlara teşekkürlerimi iletme şansım yok. Ama haberleri olmasa bile buradan teşekkür edebilirim onlara, onlar hastaneden çıkarken benim gözümde kırmızı pelerinleri ile birer süperman ler.

Ben buraya gelmeden önce bir organizasyon yapmıştık da hep beraber ilik bankasına gidecektik ya verici olmak için, o zaman yetersiz malzeme ile listeye girebilmişlerdi insanlar, şimdi buraya o işi yapmadan geldiğim için daha da üzgünüm. Gider gitmez yapacağımi. Tattoo dan önce. Neme lazım bir şey olur, önce o işi halletmeli.

Bu sabah bir sürü şey düşünürken aklıma geldi. Keşke ilik kardeşliği diye bir şey olsa. Yani herkesin ama dünyadaki herkesin ilik bilgileri alıp saklansa, dünyada kimlerle iliklerin uyuşuyor bilsen, onlarla ilik kardeşi olsan, başına bir şey geldi mi korkacak bir şeyin olmasa. Çok ütopik değil aslında, bize yetişmez belki ama bir gün genetik bilim hayata daha fazla dahil oldukça belki de gerçekleşecek bu. Doğan her çocuğun bilgileri alınacak ve çaresiz bulduğumuz bir çok şey daha kolay atlatılacak.

İlaç sanayi öylesine büyük paraların döndüğü bir yer ki kanserin kesin tedavisi biliniyor ama açıklanması engelleniyor gibi korkunç konulu maillere değil buna inanmak istiyorum ben.

Filozof anne...

Bu his çok fena. Bir yandan içimden gelmiyor oraya gitmek, gücüm bile yok bugün. Bir yandan da insanlara söz verdim, gelemeyeceğim sizinle demek ayıp oluyor. Arada derede binlerce kez gidip gitmemek için fikir değiştirdim. Başka zaman olsa kaçırmayacağım bir şey ama şimdi o kadar çok şey manasız ki, benim için hiç önemi yok. Halim yok. Keyfim yok. Ama bir yandan da daha önce oraya gitmemiş arkadaşımı Türkiye'den gelen annesi ve teyzesi ile yalnız göndereceğim, içim de rahat değil. Bu his beni hasta ediyor.

Umarım onlarla gösteriye gidemeyeceğim için beni affederler ama gidersem ben kendimi affedemem çünkü yapabileceğim bir şey olmasa da onlar orada sıkıntı çekerken ben burada bir şey yapamam.

Bu sabah halimi hatırımı sormaya gelen arkadaşla konuyu değiştirme çabalarımız sonucu konu benim yazın yaptırmak istediğim tattoo lara geldi. Sadece oğluşun ismini değil diğer omuzumun arkasına da renkli olarak bilmemne yaptıracağımı söyledim. Dur bakalım, hemen bir kaç tane yaptırma dönüşü olmayan bir şey bu dedi. Ben de, bedendeki izlerin ne önemi var, hepsi bir şeyle kapatılır, gün gelip yok olacak, ama insanların ruhundaki izlerin dönüşü yok dedim. Demek ki hayat herkesi birer filozof yapabiliyormuş.

Oğluş tatilde, bana ihtiyacı var, bir evin içinde kaldık, canı sıkılıyor, benimse on eğlendirecek halim yok, sıkıcı bir anneden daha kötüsü sıkıcı filozof bir anne.

Çekeceği var bu tatilde...

Bulanık

Midem bulanıyor. Mecazi değil, gerçekten. İçim sıkılıyor. Belki ondandır. Ben de canı sıkıldığında midesine vuranlardanım. Bu akşam uzun zaman önce söz verdiğim bir gösteriyi izlemeye gideceğiz. Canım hiç ama hiç istemiyor. Bir şey anlamayacağımı da biliyorum. Ama burada elimden bir şey gelmiyorken evde üzülüp saf salak dolaşmamın bana faydası olmayacağını söylüyorlar. Evet ama insanın keyfi olmadığında da canı hiç bir şey yapmak istemiyor, yapsa da bir şey anlamıyor. Şu anda bilmiyorum, bakalım oradan iyi haberler gelecek mi?

Oradan haberleri panikle yalan yanlış alınca iyice canım sıkılıyor. Bugün yine trombosit gerekiyor demişler, bir sürü telefon numarası var kimilerine ulaşılamamış, ulaşılabilenlerinki uymamış. Şimdi bir kaç kişi daha var gidecek, bir anda herkesi ayaklandırıyoruz kimseninki uymayınca, sonra bir kaç kişininki uyuyor ama bize sadece bir kişi gerekiyor, daha sonrası için diğerlerinin numarasını alıyoruz, sonra gerekince onları arıyoruz, onlara ulaşamazsak, haydi hooop her şey baştan başlıyor.

İyi ki arkadaşlarım var, onlar beni aratmıyorlar annem için yeri gelince, hiç olmazsa haberleşiyor ve bana haber veriyorlar.

Bu bulantıyı nasıl geçireceğim acaba?

Nisan 13, 2009

Gelişmeler

Geçen haftaki panik halinden sonra, kardeşim de kendini iyi hissedince hayat bir nebze normale dönmüştü. Bu arada çok da beklemiyordum ama cuma akşamı hastaneye de yatmış. Bu konuda emeği geçenlere, işe yaramamışsa bile uğraşanlara, arayıp soranlara tekrar teşekkür etmeliyim. İlkini başardık, şimdi sıra trombositte. 2 ünite trombosit gerekiyor, şimdi onun peşindeyiz. Annem de Ankara'da sabahtan beri, bir çok kişi bulunmuş ama bir şekilde kriterler uymuyor. Yani trombositte kan gibi sadece grubun uyması yetmiyor. Bir kaç kişinin numarasını verdim ben de bakalım işe yarayacak mı? Trombosit verilecek ki değer yükselecek, kemoterapiye başlanacak. Şimdi 2. adımdayız anlayacağınız. İnşAllah bugün trombosit hallolursa 3. adıma geçeceğiz. Onu da yazarım, yeter ki şunu bir atlatalım...

Nisan 11, 2009

Michelle vs Carla

Her başkan eşinin, kraliçe veya prensesin ne giyip ne taşıyamadığının derdi, zaman içinde bizi germiştir. Yıllar önce Lady Di ve Prenses Caroline bunu biraz daha ileri taşımıştı tabii. Ancak o zamandan beri bizi o kadar meşgul eden bir isim çıkmadı. Taa ki eski manken yeni first lady Carla'ya kadar. Ancak bahtsız Carla her ne kadar çıplak pozları ile gündemi alevlendirdiyse de, yeni Amerika first ladysinin ortaya çıkışı ile eski popüleritesi kalmadı. Şimdi en fazla karşılaştırmalar içinde görüyoruz onu.

Gündemde yer almak için hiç bir fırsatı kaçırmayan bizim meşhurlar yarı çıplak fotoğrafları altında yer alan " Obama çok sempatik" sözleri ile yer edinmeye çalışırken aslında bayan Obama'nın giyimini eleştirselerdi daha büyük bir manşet sahibi olabilirlerdi, kim bilir?

Askılı kıyafetleri ile kendisininki de dahil bir çok ülkenin başkan eşinin geleneklerine omuz silken Michelle, aslında kendine ait bir stil yaratmaya çalışıyor. Ancak süper ülkenin başkan eşi olarak her ne kadar Carla'dan daha popüler olsa da, soğuk Carla'nın sıcak Fransız stiline, eski günlerden kalan manken zerafeti ve Dna'sının güzelliğine yeniliyor.

Yani her ne kadar şimdilerde pabucu dama atılır gibi olsa da, görürsünüz, Carla'nın onu şah mat etmesi yakındır...

Nisan 10, 2009

BÖ !!!

bö!2009

Blogum 2009 Blog ödüllerinde. İddialı değilim. Ben blogumu seviyorum tabii, yıllardır da severek yazıyorum. Ancak iş bir yarışmaya geldiğinde çekinirim, sessizleşirim, susarım pusarım. Bu sebeple de bugüne kadar hiç birine katılmadım. Ancak geçen günlerde bir delilik anında Moda Mutfağını kayıt ettirirken bunu da yazdım. Vatana millete hayırlı olsun...

Benimkiymiş gibi beğendiğim o kadar çok blog var ki bana seç birini deseler, seçemem. Zor iş velhasıl. Kolay gelsin.

Demem o ki, ben de blog ödüllerinde bir aday adayıyım. Rakip ve rakibelerime saygılar, bana oy verecek tüm arkadaş, eş, dost ve okura sevgiler gönderiyorum...

Sakin, dingin, sessiz bir gün...

Kardeşimle haberleşebildim nihayet. Dün kan aldı, bugün iyi hissediyormuş, moralimiz biraz olsun daha iyi oldu o iyi hissedince. Hastaneye yatış için onlar oradan araştırırken ben de tanıdık eş dosta ulaştım bir kaç tane. Ankara'dan Pommeler, İpek ve Özlem'e destekleri için özellikle bir kere daha teşekkür ederim. Öte yandan liseye kadar bir çok arkadaşımdan da destek mailleri geldi, özellikle Ankara'dan kan bulma konusunda içim daha rahat gibi.

Buradan tek yapabildiğim bu. Mail atıyor, haberleşiyor ve bilgisayarın başına yapışıyorum. Bir haftadır canım sıkkın aslında, bu sabah da buruk uyandım, bugün annemler gelecekti hastalık tekrarlamasaydı. Ama her şey yoluna girsin de...

Arada oğluşla dışarı atıyoruz kendimizi, buradaki arkadaşlar da yalnız bırakmıyor ama beni en çok oyalayan yine bilgisayar. Blog kafamı dağıtıyor çoğunlukla. Yazı tazamıyorum ama tasarımıyla falan uğraşırken bakıyorum zaman geçiyor. İyi haberlere kadar zaman öldürme peşindeyim. İyi ki moda mutfağının yazılarını önceden ayarlayıp koymuşum, o kendi kendini yeniliyor. Yoksa yazı yazacak halim yok. Şebnem'ciğim senin yazı da ondan bekliyor. Geçen gün onca yıldır blog yazarım, ilk kez bir blog yarışmasına bile yazdırdım günlüğümü ve Moda Mutfağını. Al sana oyalanacak bir şey daha.

E biraz da asabiyim tabii bu aralar, bildiğimden oğluşa daha da anlayışlı olmaya çalışıyorum ama dün sokakta beni delirtti. Sokağın ortasında tartışan bir kadın ve çocuk gibi değil de daha ziyade iki çocuk gibiydik. Sonra kendimden çok utandım.

Bugün daha sakin ve dinginim. Her şeyin yoluna gireceğine inanarak uyandım güne. Yani inanmak için bir şey yapmadım, o inançla uyandım ki bu hayra alamet değil mi zaten ? :)

Nisan 08, 2009

Haberler var...

Kardeş Ankara'da bir hastaneye yatacakmış. Aslında Ankara'da bu konuda uzman olduğunu söyledikleri İbni Sinaya yatmasını istiyorduk ama yatak yok, sıra çok demişler bir nevi. 9 ay içinde ilik nakli olması hayrımıza. Yarın kan kodu alınacak, sonra ilik bankalarına bakılacak. Burada bulunursa ne ala, bulunmazsa yurt dışına bakılacak. Bu arada daha öncekinden ağır bir kemo süreci bekliyor onu. Refakatçi de yok bu sefer, yalnız olacak. Ama steril olması gerekiyor ortamının. Kan ve trombosit için zorlanacağımızı düşünmüyorum çünkü Ankara'da tanıdığımız pek olmasa da A Rh pozitif gibi bulunabileceğine inandığım bir grupla yardım edebilecek bir çok insan çıkacağına inanıyorum.

Sonra hemen şanslı kardeşime ilik bulunacak, o ilik nakledilecek, olumlu sonuçlar gelecek, hastalığı yenecek, sağlığına kavuşacak ve mutlu son gelecek.

Sen moralini iyi tut kardeş, herşey yoluna girecek...

Dua ediyorum .

Secret...

Nisan 07, 2009

Harvey Milk ve Barcelona

Harvey Milk. Filmi izleyene kadar adını duymadığım biriydi. Şimdi bir çok insan için ne anlamı olduğunu biliyorum.

Film, kimi yerlerde sıkıcı olsa da , uzun oluşunun bence bunda etkisi yok, çünkü ikinci yarıda konu filme çok daha bağlıyor bizi.

Gay insanlar için kült bir film olabilir. Benim için özellikle biyografi oluşu önemliydi. Açıkçası görmeye alışkın olmadığımdan kimi sahneleribenim için biraz rahatsız edici olsa da, hiç olmazsa sadece ve sadece Sean Penn için izlenmeli. Her rolde izlediğimiz adam, bu filmde gerçek bir gay gibi. İnanılmaz bir performansı var.

Evet, bu film tavsiye edilecekler listesinde...

Barcelona Barcelona, popüler film yapma telaşı içinde klasik Woody Allen dokunuşu. Barcelona' dan sahneler görmek için, Penelope'un şahane oyunculuğunu izlemek için, hani ille de Woody filmi izleyeceğim diyenler için. Onun dışında kimin eli kimin cebinde konusu içinde sözde aşk hikayesi. Özellikle tavsiye edemiyorum...

Nisan 06, 2009

Davetiye

Sağ aşağıda linkleri bulunan kuruluşlar benim gerçekten inandığım ve var oldukları için mutlu olduğum yerler. Bu aralar özellikle Lösevin Ispanağına girmenizi öneririm. Yaz geliyor davetler için nikaha düşünebilecek şeylerden, hediye olarak alabileceğiniz bebeklere bir çok şey var. Sağlıklı beslenme için de uğrayın pliz...

Linklere hepiniz davetlisiniz, hani dikkatini çekmeyenler varsa onlar için söyleyeyim.

Nisan 04, 2009

...

Annem ve halam bir dahaki hafta buraya geleceklerdi. Biletler alındı, hazırlıklar yapıldı, alınacaklar alındı, siparişler verildi, bir heyecan kapladı.

Ama dün aldığımız haberle her şey iptal oldu.

Son zamanlarda iyileşme görülen kardeşimin tekrar hastaneye yatması gerekiyormuş, kan değerleri çok fazla düşmüş, bir ay daha kemo görebilir. Bu arada ilik için adını yazdırmaları da gerekecek sanırım.

Moralimiz bozuk tabii. İyileşeceğine inanıyoruz, aksini düşünmüyoruz bile, ama tam iyileşiyorken tekrar etmesi canımızı çok sıktı, yoksa annemler başka zamanda gelirler, hatta tam olarak iyileştiğinde beraber de gelebilirler.

Üzüldüğüm gelemeyişleri değil. Yani tabii ki kendimi bu kadar hazırlamışken, annem iyileştiğine inanmışken, tam da kadın bir nefes alacakken, tam kardeşim yavaş yavaş eski hayatına dönerken, tam her şey eskisi gibi olacakken...

Her birine üzülüyorum.

Her şeye canım sıkılıyor...

Nisan 03, 2009

Fit Aslı, Fitnaz Aslı...

Haftada 12 ila 15 km tempolu yürüyorum. Üzerine Yogaya gidiyorum. Bir de dans derleri var.

Ama hala istediğim derece fit olduğumu söyleyemeyeceğim.

Offf, bahar o kadar açtı ki iştahımı, her şey harika kokuyor, sanki kışa göre de daha lezzetliler mi ne?

Not: Ama tempolu yürüyüşün gücünü yadsımayın arkdaşlar, süper düper. Özellikle mp3 de Slumdog varsa, temposu tam uyuyor.

Dip sos: Dans da hareket için birebir, tek sorun sonrasında adım atacak hal kalmaması, ve koltukta uzanırken insanın canının feci nutella kaşıklamak istemesi, daha da fenası bunu, " Oh ne ter attım " diyerek hiç suçluluk duymadan kaşık kaşııık gerçekleştirmesi.

Tanya'ya not: Yogaya 40 yıl gitsem bu hareketleri yapamayacağım sanırım canım. Tamam ilerliyorum ama bazı şeyler hala beni zorluyor. Scorpion yapmayı beklemiyorum, hatta şu son yazılarındaki pozunu da uygulamayı beklemiyorum ama var mı ilerleyebilmem için bir ipucunuz?

Nisan 02, 2009

1000 soru 1000 cevap

1000 Soru 1000 Cevap (Ciltli)

Sevgili Banu'nun bahsettiği ve Akıllıbebek ailesinin hayata geçirdiği Cogitoy açıldı.

Sadece çocuklar için bir kitap sitesi bu. Her yaş grubu için ayrı, her konuda farklı seçeneklere ulaşabileceğiniz bu sitenin arkasında gerçekten bu işe gönül vermiş insanlar var.

Ben şimdiden Keremin " neden " sorularından bir nebze olsun kurutlmak üzere şu yukarıdaki kitabı gözüme kestirdim...

Kate hayallerinin peşinde...


Nihayet, kayda değer bir film izledim. Aslında iki film de diyebiliriz. Kate Winslet haftası vardı bu hafta bizim evde.

The Reader gerçekten iyi bir film, Kate Oscar almasa ayıp olurmuş. Sonu birdenbire bağlansa da, ben keyif alarak izledim. Filmin başına bağlanmayın, sonrası çok daha iyi.

Kate ise ne kadar iyi bir oyuncu olduğunu kanıtlıyor.

Di Caprio ile tekrar bir araya geldiği diğer filminde ise bizi biraz hayal kırıklığı bekliyor ama bunun ne Kate'in ne Leo'nun performansı ile ilgisi var, tamamen hikayenin diğer filme göre zayıf kalması sebep. Bir de diyaloglar beni çok sıktı. Durağanlığını da not düşmezsem olmaz.Ancak her şeye rağmen iyi filmler izlemek istiyorsanız, benim nacizane önerim bunlar olacak.

Bu hafta Milk'i izleyeceğim. Sean Penn oynarsa akan sular durur, ama izlemeden ahkam kesmeyeyim...


Nisan 01, 2009

Bir belediye başkanı olamadım ya...

Dün ana haberleri zaplarken, Uğur Dündar'ın Arena zamanından bir anısına rastladım. İstanbul'un büyük bir ilçesindeki rant soygunundan , ve zamanında bunu açıklamaya çalıştıkları için nasıl da susturulmaları için çabalandığından bahsediyordu.

Hayatınız boyunca çalışsanız kaç adet eviniz olabilir?

3 ?

Hani bir yerden miras kalsa yada ikramiye tuttursanız?

30 mu?

Hani şans yüzünüze gülse köşeyi dönseniz, ne bileyim misal acaip bir müteahhit olsanız?

300 olabilir mi ???

Şimdi sıkı durun, bu belediye başkanının üzerinde 3000 adet daire bulunmuş.

Hayır yanlış yazmadım, rakamla 3000 yazıyla üç bin !

...

Biz ise miras kalmamış, ikramiye düşmemiş, köşeyi dönememiş ve bir belediye başkanı bile olamamış, sıradan saf, salak bir vatandaş olarak çabalıyoruz bir şeyler elde etmek için.

Size afiyet olsun, bize kolay gelsin...

Dip sos: Ben hala yanlış duyduğumu yada yanlış hatırladığımız düşünüyorum, o kadar gerçeklikten uzak ki! Hoş 3000 değil de 300 olsa kaç yazar, sanki o gayet olağanmış gibi...