Hiç bir şeyle uğraşacak halim yok. Kimseye dert anlatmaya mecalim yok. Sabrım yok, tersine bir asabiyetim, sinirim de yok. En fenası sinirimi bozmaya değecek bir şey dahi bulamıyorum, o da yok. Yazacak bir şey zorlasam da yok.
O sebeple bir süre Aslı da buralarda yok...
Ağustos 28, 2009
Ağustos 27, 2009
Ev yenileme, babaannemin yeni halleri, oğluşun yeni heyecanlarla dolu günleri vs vs vs...
Çok yoruluyorum. Sanki yarın taşınacakmışım gibi. Çöp evmişçesine atılacak şeyler çıkıyor. Evi de satılığa çıkardık. Düşününce üzülüyorum da, bu evde ne anılarımız geçti. Kerem biz bu evdeyken doğdu. Sevdiklerimizle nice doğumgünü ve yılbaşı kutladık. Sanki her geçen insandan bir kırıntı var evde...
Çok yoruluyorum ama yemeye de başladım. Vücut da isyan ediyor demek ki düzensizliğe. Koştururken enerji lazım.
Eşya yenileme işi hala muallakta. Ne istediğime karar veremiyorum. Mobilyacı dükkanının sergisindeymişçesine düzenli takımlar istemiyorum, elimdekileri yenilemek istiyorum daha çok. Onlara bir şeyler eklemek. Farklı bir hale getirmek. Beğenime göre kombinlemek, avizesi, perdesi, halısı. Ama iyi usta bulmak lazım, hele ki yeni koltuk fiyatına kaplatıyorsan, değmeli uğraştığına.
Bir sene yurttan uzaktık, burada hayat ne kadar da pahalı olmuş...
---------------------------
Babannem eve çıktı. Çıktı çıkmasına ama bazı pürüzler kaldı. Şöyle ki artık aklı gidip geliyor. Bazen hatırlamıyormuş yanındakileri, oturup yeni tanışmış gibi muhabbet ediyormuş. Bazen de çok eskileri hatırlıyormuş. Canım benim.
----------
Oğluş yaz okuluna alıştı. Her zamanki gibi ilk gün kimseyle konuşmadan izlemiş. İkinci gün konuşmuş ama katılmamış. Üçüncü gün tut tutabilirsen. Sabahları yüzüyor, sonra spor, ritm, dans veya resime katılıyorlar. Okulu bittiğinde yaptıkları resimleri şövaleden alıp bize vereceklermiş. Çerçeveletip odasına asmayı düşünüyorum. Sürrealist oğlum benim.
Artık rahatça her şeyi okuyor, 100 lü sayılara geçti. Suyun üzerinde durabiliyor, biraz da yüzüyor. İki alt dişi de çıktı, erken ama yerlerine yenileri de geliyor.
Hayat böyle uğraşırken, kimi şeylere üzülüp, kimilerine sevinirken yani koşuştururken geçiyor. Düşünmediğim her an çok kolay geçiyor.
Düşününce insanın nefesi kesiliyor. Kabullendikçe, alışmaya çalıştıkça, zaman geçtikçe acı hiç de azalmıyormuş. Bunun gerçekliğine inanmak bile insanın canını acıtıyor. Reddedersen kabullenmek zorlaşıyor ve başa dönülüyor.
Zaman geçtikçe dokunuyormuş insana "gerçek". "Özlemek" zor olsa da dayanılır. En zoru hala " İNANAMIYORUM" demeye son verebilmek...
Çok yoruluyorum ama yemeye de başladım. Vücut da isyan ediyor demek ki düzensizliğe. Koştururken enerji lazım.
Eşya yenileme işi hala muallakta. Ne istediğime karar veremiyorum. Mobilyacı dükkanının sergisindeymişçesine düzenli takımlar istemiyorum, elimdekileri yenilemek istiyorum daha çok. Onlara bir şeyler eklemek. Farklı bir hale getirmek. Beğenime göre kombinlemek, avizesi, perdesi, halısı. Ama iyi usta bulmak lazım, hele ki yeni koltuk fiyatına kaplatıyorsan, değmeli uğraştığına.
Bir sene yurttan uzaktık, burada hayat ne kadar da pahalı olmuş...
---------------------------
Babannem eve çıktı. Çıktı çıkmasına ama bazı pürüzler kaldı. Şöyle ki artık aklı gidip geliyor. Bazen hatırlamıyormuş yanındakileri, oturup yeni tanışmış gibi muhabbet ediyormuş. Bazen de çok eskileri hatırlıyormuş. Canım benim.
----------
Oğluş yaz okuluna alıştı. Her zamanki gibi ilk gün kimseyle konuşmadan izlemiş. İkinci gün konuşmuş ama katılmamış. Üçüncü gün tut tutabilirsen. Sabahları yüzüyor, sonra spor, ritm, dans veya resime katılıyorlar. Okulu bittiğinde yaptıkları resimleri şövaleden alıp bize vereceklermiş. Çerçeveletip odasına asmayı düşünüyorum. Sürrealist oğlum benim.
Artık rahatça her şeyi okuyor, 100 lü sayılara geçti. Suyun üzerinde durabiliyor, biraz da yüzüyor. İki alt dişi de çıktı, erken ama yerlerine yenileri de geliyor.
Hayat böyle uğraşırken, kimi şeylere üzülüp, kimilerine sevinirken yani koşuştururken geçiyor. Düşünmediğim her an çok kolay geçiyor.
Düşününce insanın nefesi kesiliyor. Kabullendikçe, alışmaya çalıştıkça, zaman geçtikçe acı hiç de azalmıyormuş. Bunun gerçekliğine inanmak bile insanın canını acıtıyor. Reddedersen kabullenmek zorlaşıyor ve başa dönülüyor.
Zaman geçtikçe dokunuyormuş insana "gerçek". "Özlemek" zor olsa da dayanılır. En zoru hala " İNANAMIYORUM" demeye son verebilmek...
Etiketler:
Gunlerin getirdigi,
Hissiyat boyle
Ağustos 24, 2009
Kronik kadınsal telaşlarla suni gündem yaratmaca
Hafta içinde eşya kolilemek, ölçü almak ve mobilya bakmak - ki bu ayrı mevzu - ile oyalanırken, haftasonu da mesleki bir takım atraksiyonlarda bulunarak kafamı meşgul etmek istiyorum. Bir fuar, bir defile bir sergi.
Düşünme ki üzülme...
Yeni eve yeni mobilya almalı mı almamalı mı diye düşünürken, KDV indirimi de neymiş, fiyatlar öyle uçuk ki biraz daha zorlasam mobilyaya istenen bütçe ile bir ev daha alınır. Eee iyi mobilya, iyi tasarım, iyi bir para gerektiriyor. Bunları gördükten sonra diğerleri beğenilmiyor. Beğenmediğim şeyi alacağıma hiç değiştirmem yeniler kullanırım, benimkiler daha iyi sonucuna varılıyor ve başlanan yere dönülüyor.
Sanırım yüzünü değiştirt, boyat, cilalat, ufak tefek değişiklikler ve şuranın halısı, buranın avizesi, e bir de perdesi, aaa olmazsa olmaz bilmemne seti diyerek bir takım eklemelerle kalacağız.
Ağrıyan ayaklarım da yanıma kar kalacak...
Yarın kapısını kapatıp görmemeye çalıştığım odaya gireceğim. Yılların atılmamış faturaları, eski defterler, fotoğraflar, atılacak tonlarca kağıt ama bir o kadar da anı var o odada. İşim zor.
Hayat zor...
Düşünme ki üzülme...
Yeni eve yeni mobilya almalı mı almamalı mı diye düşünürken, KDV indirimi de neymiş, fiyatlar öyle uçuk ki biraz daha zorlasam mobilyaya istenen bütçe ile bir ev daha alınır. Eee iyi mobilya, iyi tasarım, iyi bir para gerektiriyor. Bunları gördükten sonra diğerleri beğenilmiyor. Beğenmediğim şeyi alacağıma hiç değiştirmem yeniler kullanırım, benimkiler daha iyi sonucuna varılıyor ve başlanan yere dönülüyor.
Sanırım yüzünü değiştirt, boyat, cilalat, ufak tefek değişiklikler ve şuranın halısı, buranın avizesi, e bir de perdesi, aaa olmazsa olmaz bilmemne seti diyerek bir takım eklemelerle kalacağız.
Ağrıyan ayaklarım da yanıma kar kalacak...
Yarın kapısını kapatıp görmemeye çalıştığım odaya gireceğim. Yılların atılmamış faturaları, eski defterler, fotoğraflar, atılacak tonlarca kağıt ama bir o kadar da anı var o odada. İşim zor.
Hayat zor...
Ağustos 22, 2009
Babaanne
Bekleyeyim bari.
İsyan ettikçe başka şeylere üzülmekten korkuyorum. Hatta bu aralar her zaman korkuyorum. Birilerini kaybetmekten, bir şeylerin ters gitmesinden, en ufak değişiklikten bile. O sebeple her saniye kendimi oyalıyorum ya. Gözlerim kapanana kadar yatağa gitmiyorum ki sağa sola dönerken düşünmeyeyim.
Ama işte oluyor bir şeyler.
Felaket tellalı olarak anılmamak için yazamadım buraya. Geçen hafta babaannem hastaneye kaldırıldı. Maşallahı var aslında 88 yaşında ama kendi işini kendi görürdü. Ama işte bir gün yazlıkta kolu tutulmuş. Oradan Ada'da bir hastaneye gitmişler.Kolunu pıhtı tıkamış, kanı sulandırmaya çalışmışlar orada, bir de güzel yatırmışlar. Halbuki bu öyle pis bir hastalık ki ailemiz için yeni değil. Geç kalındığında ne olduğunu biliyoruz. Babaannemin kız kardeşi de benim gözümün önünde felç geçirmişti. O gece kendimden beklemediğim kadar dirençli olup her şeyi ile ilgilenebilmiştim ama düşününce ne zor olduğunu biliyorum. O gece onu Ege ünv. hastanesine kaldırmış, koca hastanede bizimle ilgilenen nöbetçi genç doktorun umursamazlığı ve sanırım deneyimsizliği sayesinde o kadın 7 yıl yatalak yattı. Acaba doktor rahat yatabiliyor mu? Muhtemelen evet...
Herneyse babannemin parmaklarında morarma farkedince bizimkiler, doktora söylemişler, adam apar topar şehirdeki hastaneye nakil etmiş. Orada neyse ki gayet iyi ve deneyimli doktorlar varmış, pıhtı alınmış, beyne de bakılmış, ilaçları düzenlenmiş, yoğun bakımdan da çıktı. Eli kolu çalışıyor, kafası da yerinde ama şimdi de hayaller görüp ara sıra saçma sapan şeyler söylüyormuş. Ben en çok bizi hatırlamamasından korktum ama hatırlıyor neyse ki. Bana her zamanki gibi bakıp sarılmasını isterim yanına gittiğimde.
Ama doktorlar, bu yaşlı hastalığı. Her şeyi yapıyoruz ama her an her şey olabilir demiş. Al sana bir kalp sıkışması daha.
Küçükken hayatta en çok babannemi kaybedersem yıkılırım derdim, öyle bir bağımız var onunla. Ama geçen yıllar için de kendimi hazırladım. Ya da kardeşimde olduğu gibi hazırlamaya çalışmışım...
İsyan ettikçe başka şeylere üzülmekten korkuyorum. Hatta bu aralar her zaman korkuyorum. Birilerini kaybetmekten, bir şeylerin ters gitmesinden, en ufak değişiklikten bile. O sebeple her saniye kendimi oyalıyorum ya. Gözlerim kapanana kadar yatağa gitmiyorum ki sağa sola dönerken düşünmeyeyim.
Ama işte oluyor bir şeyler.
Felaket tellalı olarak anılmamak için yazamadım buraya. Geçen hafta babaannem hastaneye kaldırıldı. Maşallahı var aslında 88 yaşında ama kendi işini kendi görürdü. Ama işte bir gün yazlıkta kolu tutulmuş. Oradan Ada'da bir hastaneye gitmişler.Kolunu pıhtı tıkamış, kanı sulandırmaya çalışmışlar orada, bir de güzel yatırmışlar. Halbuki bu öyle pis bir hastalık ki ailemiz için yeni değil. Geç kalındığında ne olduğunu biliyoruz. Babaannemin kız kardeşi de benim gözümün önünde felç geçirmişti. O gece kendimden beklemediğim kadar dirençli olup her şeyi ile ilgilenebilmiştim ama düşününce ne zor olduğunu biliyorum. O gece onu Ege ünv. hastanesine kaldırmış, koca hastanede bizimle ilgilenen nöbetçi genç doktorun umursamazlığı ve sanırım deneyimsizliği sayesinde o kadın 7 yıl yatalak yattı. Acaba doktor rahat yatabiliyor mu? Muhtemelen evet...
Herneyse babannemin parmaklarında morarma farkedince bizimkiler, doktora söylemişler, adam apar topar şehirdeki hastaneye nakil etmiş. Orada neyse ki gayet iyi ve deneyimli doktorlar varmış, pıhtı alınmış, beyne de bakılmış, ilaçları düzenlenmiş, yoğun bakımdan da çıktı. Eli kolu çalışıyor, kafası da yerinde ama şimdi de hayaller görüp ara sıra saçma sapan şeyler söylüyormuş. Ben en çok bizi hatırlamamasından korktum ama hatırlıyor neyse ki. Bana her zamanki gibi bakıp sarılmasını isterim yanına gittiğimde.
Ama doktorlar, bu yaşlı hastalığı. Her şeyi yapıyoruz ama her an her şey olabilir demiş. Al sana bir kalp sıkışması daha.
Küçükken hayatta en çok babannemi kaybedersem yıkılırım derdim, öyle bir bağımız var onunla. Ama geçen yıllar için de kendimi hazırladım. Ya da kardeşimde olduğu gibi hazırlamaya çalışmışım...
Etiketler:
Gunlerin getirdigi,
Hissiyat boyle
Ağustos 20, 2009
Yeni haller...
Uyuşturulmuş gibiyim. Düşünmeyince insan hayatın akıp gittiğini sanıyor ama lanet beynimiz öyle karışık ki aklı sır ermiyor. Sanırım gizliden gizliye bir buhrandayım ve acı tarafı bundan acımıza bakarak ve hakkım olduğunu düşünerek kurtulmaya çalışmıyorum. Sanki öyle memnunum ki halimden. İyi görünüyorum, yemeden içmeden kesilmiş değilim canım fazla bir şey istemese de, evden pek çıkmasamda insanlarla iletişimim iyi, çocuğuma eskisinden bin kat falan sabırlıyım, zaten pek bir şeyi de sinirlenmeye değer bulmuyorum. Görünürde bir şey yok yani.
Zaman mevhumum yok zaten. Nerede eski planlı programlı Aslı. Ne zaman olursa diyorum, ne acelemiz var. Halbuki hayatın ne kadar kısa olduğunu düşünüp daha da acele etmeliyim değil mi?
Bir rahatlık geldi üzerime. Kim ne derse desin, hali. İnsanlar çocuklarını serbest bırakırken düşüncesizce, ben oğlumu aman kimseyi rahatsız etmesin diye sıkardım, karışırdım, doğrusunu anlatırdım anlamayacağını bile bile. Şimdi sanırım ben de o haz etmediğim relax annelerden olacağım. Bunun sonu o.
Canımcığıma karıştık da ne oldu? Ders çalış diye zorlayacağımıza, keşke çık dolaş deseydik, hayatını yaşatsaydık, tadını çıkartsaydık. Önündeki uzun hayata hazırladık onu aklımız sıra. Nereden bilecektik ki bunların olacağını?
Sessizliği daha da sever oldum bir de. Aman aman iyi ki eski şirketimde çalışmaya devam etmiyormuşum. Bu ruh halimle çok insanın suratına nasıl insanlar olduklarını söyleyiverirdim.
Haykırmazdım sanırım. Artık bağırarak bir şey anlatmıyorum. Söyleyeceklerimi iltifat eder gibi sessizce söylüyorum herkese. Eskiden biri bana beni şaşırtacak yada sinirlendirecek bir şey söylese kalbim yüzelliye çıkardı. Şimdi insanların söylediklerine karşı son derece sakinim. Kafamı çevirip gidebilirim o cevap beklerken.
İnsanların bir gecede saçı beyazlarmış ya, bir gece de insan 10 yaş büyüyebilir miş de...
Zaman mevhumum yok zaten. Nerede eski planlı programlı Aslı. Ne zaman olursa diyorum, ne acelemiz var. Halbuki hayatın ne kadar kısa olduğunu düşünüp daha da acele etmeliyim değil mi?
Bir rahatlık geldi üzerime. Kim ne derse desin, hali. İnsanlar çocuklarını serbest bırakırken düşüncesizce, ben oğlumu aman kimseyi rahatsız etmesin diye sıkardım, karışırdım, doğrusunu anlatırdım anlamayacağını bile bile. Şimdi sanırım ben de o haz etmediğim relax annelerden olacağım. Bunun sonu o.
Canımcığıma karıştık da ne oldu? Ders çalış diye zorlayacağımıza, keşke çık dolaş deseydik, hayatını yaşatsaydık, tadını çıkartsaydık. Önündeki uzun hayata hazırladık onu aklımız sıra. Nereden bilecektik ki bunların olacağını?
Sessizliği daha da sever oldum bir de. Aman aman iyi ki eski şirketimde çalışmaya devam etmiyormuşum. Bu ruh halimle çok insanın suratına nasıl insanlar olduklarını söyleyiverirdim.
Haykırmazdım sanırım. Artık bağırarak bir şey anlatmıyorum. Söyleyeceklerimi iltifat eder gibi sessizce söylüyorum herkese. Eskiden biri bana beni şaşırtacak yada sinirlendirecek bir şey söylese kalbim yüzelliye çıkardı. Şimdi insanların söylediklerine karşı son derece sakinim. Kafamı çevirip gidebilirim o cevap beklerken.
İnsanların bir gecede saçı beyazlarmış ya, bir gece de insan 10 yaş büyüyebilir miş de...
Ağustos 17, 2009
Çok mu zor?
Bir yanda dünyanın hala yaşanılabilir bir yer olduğunu düşündüren şeyler olsa da kimi zaman lanet olsun demiyor da değilim.
10 yıl önce yüzlerce insan ana baba kardeş veya çocuğunu kaybetti.
Bunlar yaşanırken eminim acıları çok tazeydi ama bu yaşadıklarından 10 yıl sonra devletin yerleştirdikleri evlerinden yine devlet tarafından sokağa atılacaklarını tahmin edemezlerdi değil mi?
Burası Türkiye. Sözde AB hayalleri ile uyuyan, kendini ithal mallara kavuştu diye refaha ermiş sayan, bilinçsiz, hala zır cehaletle yaşayan, eğitemediği halde çok çocuk yapması salık verilen, fakir, içmeye ayranı olmayanların tahterevalliyle gittiği ülke, toprağının, sahillerinin kapatılıp satıldığı ve muhtemelen de gelişmelere bakılırsa yakın zamanda başka topraklarını da bir çok şeyden vazgeçerek verecek olan ama her nasılsa tarihinden bile utanmayan ülke. Çarpıklıklar ülkesi. Tezatlar ülkesi. Ve ne yazık ki o kadar kanıksamışız ki her türlü yamukluğu kimse, hiç bir şey ve hiç bir olay bizi düzeltemiyor.
O insanların sokağa atılmalarının sebebi de o evlerin belediyedekilere lojman yapılması.
İnsan orada nasıl rahat uyuyabilir acaba?
Vicdan nerede?
Dini, imanı, inancı sayıklamayı bırakın beyler, önce insan olun...
10 yıl önce yüzlerce insan ana baba kardeş veya çocuğunu kaybetti.
Bunlar yaşanırken eminim acıları çok tazeydi ama bu yaşadıklarından 10 yıl sonra devletin yerleştirdikleri evlerinden yine devlet tarafından sokağa atılacaklarını tahmin edemezlerdi değil mi?
Burası Türkiye. Sözde AB hayalleri ile uyuyan, kendini ithal mallara kavuştu diye refaha ermiş sayan, bilinçsiz, hala zır cehaletle yaşayan, eğitemediği halde çok çocuk yapması salık verilen, fakir, içmeye ayranı olmayanların tahterevalliyle gittiği ülke, toprağının, sahillerinin kapatılıp satıldığı ve muhtemelen de gelişmelere bakılırsa yakın zamanda başka topraklarını da bir çok şeyden vazgeçerek verecek olan ama her nasılsa tarihinden bile utanmayan ülke. Çarpıklıklar ülkesi. Tezatlar ülkesi. Ve ne yazık ki o kadar kanıksamışız ki her türlü yamukluğu kimse, hiç bir şey ve hiç bir olay bizi düzeltemiyor.
O insanların sokağa atılmalarının sebebi de o evlerin belediyedekilere lojman yapılması.
İnsan orada nasıl rahat uyuyabilir acaba?
Vicdan nerede?
Dini, imanı, inancı sayıklamayı bırakın beyler, önce insan olun...
Ağustos 16, 2009
Zor ama...
Acıların telafisi olmasa da, nefes almaya değer kılan güzellikler olmasa dünyada, nasıl yaşanır ki?
Oğluş annemi oyalayacak, biz de kendimizi,
Çok özleyeceğiz, içimiz her zaman acıyacak.
Alışamayacağız.
Ama kabulleneceğiz sanırım zamanla çaresizce.
Sonra hem gidenler
hem de kalanlar için
dua edeceğiz.
Hayat böylece akıp gidecek...
Oğluş annemi oyalayacak, biz de kendimizi,
Çok özleyeceğiz, içimiz her zaman acıyacak.
Alışamayacağız.
Ama kabulleneceğiz sanırım zamanla çaresizce.
Sonra hem gidenler
hem de kalanlar için
dua edeceğiz.
Hayat böylece akıp gidecek...
Ağustos 11, 2009
Annem üzgün, kırgın, şaşkın. Ve öfkeli sanki.
Ben onun yanında daha metanetli görünüyorum, belki annem benim ne kadar üzüldüğümü görmüyor bile. Görmesin de. İşin aslı öyle değil.
İnsanların arasında ağlayamıyorum. Anneme sarılamıyorum. Kendimi konuşarak ifade etmekte zorlanıyorum. Bana iyi gelen şey, yalnız kalıp o zaman ağlamak oluyor. Bir de yazmak.
Bazen kusar gibi dökülüyor kelimeler. Öyle yazıyorum. Şimdi ise yazacaklarım tükenmiş oturuyorum. Ne yazsam boş.
Bu acıyı ilk yaşayan biz değiliz tabii. Benzer acıları yaşayanlar yazdıklarında acının hafifleyeceğini, zamanla onu güzellikleri ile gülümseyerek anacağımızı söylüyorlar. Özlem artacak, acı azalacak. Ya kendimi engelleyemediğim isyanım?
O günahsızdı belki de. Beni affetsin Allah. İsyanım için.
Sorgulamam ne zaman bitecek???
Ben onun yanında daha metanetli görünüyorum, belki annem benim ne kadar üzüldüğümü görmüyor bile. Görmesin de. İşin aslı öyle değil.
İnsanların arasında ağlayamıyorum. Anneme sarılamıyorum. Kendimi konuşarak ifade etmekte zorlanıyorum. Bana iyi gelen şey, yalnız kalıp o zaman ağlamak oluyor. Bir de yazmak.
Bazen kusar gibi dökülüyor kelimeler. Öyle yazıyorum. Şimdi ise yazacaklarım tükenmiş oturuyorum. Ne yazsam boş.
Bu acıyı ilk yaşayan biz değiliz tabii. Benzer acıları yaşayanlar yazdıklarında acının hafifleyeceğini, zamanla onu güzellikleri ile gülümseyerek anacağımızı söylüyorlar. Özlem artacak, acı azalacak. Ya kendimi engelleyemediğim isyanım?
O günahsızdı belki de. Beni affetsin Allah. İsyanım için.
Sorgulamam ne zaman bitecek???
Ağustos 10, 2009
Önce teşekkür etmeliyim. Bu kadar çok insanın kardeşimin hastalığını takip ettiğini bilmiyordum. Onun için gelen her iyi dileğe, onu cennete uğurlayan her söze, her duaya teşekkür ederim. Sonra ona ve anneme hastalığı sırasında destek veren herkese. Arayan soranlara, onu son yolculuğuna uğurlayanlara, benimle telefonda ağlayıp acımı paylaşan can arkadaşlara, yalnız bırakmayan hiç yüzyüze gelmediğimiz halde tüm blog arkadaşlarına.
Aynı acıyı yaşamayanlar anlayamayacaktır bunu, yaşamalarını da dilemem. Ben de annemin acısını anlayamıyorum belki de, hiç bir zaman anlayamamayı da dilerim. Çünkü o acıyı düşünmek bile yaralıyor insanı, bırakın hissetmeyi.
Kendimi oyaladığım zamanlarda, düşünmediğimde, içimde bir buruklukla hayat devam ediyor. Midedeki o yumruk hep orada, ama düşünmediğimde acı hafifliyor. Ama onu, son günleri düşündüğüm her an geri geliyor.
Nasıl ki kalbi ilk durduğunda bile sonu beklediğimiz halde bile bir mucize olacağına inanıyorduk, onu uğurlarken de gittiğine inanmıyordum. Belki de bu sebeple en zoru onu orada bırakıp dönüp gelmek oldu. Çok acımasız geldi o sahne gözüme. Çok acı.
Hala da inanmıyorum. Yok da ne demek?
Bir hafta önce " Keşke bir hafta daha eve çıksak anne" demiş, biraz hava almak istemiş, en çok da çok sevdiği pizzalardan ve hamburgerlerden yiyebilmek.
Şimdi ben nasıl yerim onlardan?
Son günlerinde suyu o kadar severken içemedi. İçebilmek için neler yaptı.
Şimdi yutkunmadan nasıl içerim?
Kedilere dahi bakamıyoruz şimdi. Onu hatırlatıyor bize. O kadar çok severdi ki, annem onun alerjisini düşünerek eve almayı kabul etmedi diye, kendi evine çıkınca on tane kedi almak istiyordu. Ama körünü topalını. Onları kimse alıp bakmıyor, sevmiyor diye.
İstediği hayal ettiği hiç bir şeyi yapamadan gidişini nasıl kabullenebilirim?
Aynı acıyı yaşamayanlar anlayamayacaktır bunu, yaşamalarını da dilemem. Ben de annemin acısını anlayamıyorum belki de, hiç bir zaman anlayamamayı da dilerim. Çünkü o acıyı düşünmek bile yaralıyor insanı, bırakın hissetmeyi.
Kendimi oyaladığım zamanlarda, düşünmediğimde, içimde bir buruklukla hayat devam ediyor. Midedeki o yumruk hep orada, ama düşünmediğimde acı hafifliyor. Ama onu, son günleri düşündüğüm her an geri geliyor.
Nasıl ki kalbi ilk durduğunda bile sonu beklediğimiz halde bile bir mucize olacağına inanıyorduk, onu uğurlarken de gittiğine inanmıyordum. Belki de bu sebeple en zoru onu orada bırakıp dönüp gelmek oldu. Çok acımasız geldi o sahne gözüme. Çok acı.
Hala da inanmıyorum. Yok da ne demek?
Bir hafta önce " Keşke bir hafta daha eve çıksak anne" demiş, biraz hava almak istemiş, en çok da çok sevdiği pizzalardan ve hamburgerlerden yiyebilmek.
Şimdi ben nasıl yerim onlardan?
Son günlerinde suyu o kadar severken içemedi. İçebilmek için neler yaptı.
Şimdi yutkunmadan nasıl içerim?
Kedilere dahi bakamıyoruz şimdi. Onu hatırlatıyor bize. O kadar çok severdi ki, annem onun alerjisini düşünerek eve almayı kabul etmedi diye, kendi evine çıkınca on tane kedi almak istiyordu. Ama körünü topalını. Onları kimse alıp bakmıyor, sevmiyor diye.
İstediği hayal ettiği hiç bir şeyi yapamadan gidişini nasıl kabullenebilirim?
Gönderen
Aslı Cin
Ağustos 09, 2009
Fasa fiso. Her şey anlamsız, her şey boş. Yarın ne olacağını nereden bilebiliyoruz ki? Yarım aklımızla her şeyi bildiğimizi zannediyoruz. Aptalca şeylere önem veriyoruz. Hiç bir şeyin değerini bilmiyoruz. Sonra iyi düşün iyi yaşa gibi palavralarla kendimizi avutuyoruz. Günler geçiyor, acılar mutluluklar yaşanıyor, fotoğraflar çelkiliyor, mektuplar yazılıyor. Ama ne yaparsak yapalım her şeyin sonu geliyor.
Herkes kendi hayatının başrolünde. Çok önemli zannediyoruz kendimizi. Oysa biz de gideceğiz bir gün, bizim de arkamızdan ağlayacaklar. Sevenlerimizin kalbinde acı, karnında yumruk yemiş gibi bir ağrı bırakacağız. Onlarda benim gibi boyuna posuna bakmadan isyan edecek Allah'a.
Ve sonra hayat devam edecek.
Onu tanıyan herkes onun kadar iyi niyetli, parlak ve güleryüzlü bir çocuk daha görmediklerini söylüyor. Çok dirençliydi. İnançlı. Son günlerinde bile doktorlara espriler yapan kardeşim için bir tek şeyle avunabilirim. O kadar gençti ki, günah işlemeye bile zamanı kalmadı belki de.
O artık bir melek. Belki bu dünya için fazla iyiydi, belki orada bir yerlerde daha iyi bir hayat devam edecek onun için, belki...
Alışmak, kabullemek ve bununla yaşamak çok zor.
Herkes kendi hayatının başrolünde. Çok önemli zannediyoruz kendimizi. Oysa biz de gideceğiz bir gün, bizim de arkamızdan ağlayacaklar. Sevenlerimizin kalbinde acı, karnında yumruk yemiş gibi bir ağrı bırakacağız. Onlarda benim gibi boyuna posuna bakmadan isyan edecek Allah'a.
Ve sonra hayat devam edecek.
Onu tanıyan herkes onun kadar iyi niyetli, parlak ve güleryüzlü bir çocuk daha görmediklerini söylüyor. Çok dirençliydi. İnançlı. Son günlerinde bile doktorlara espriler yapan kardeşim için bir tek şeyle avunabilirim. O kadar gençti ki, günah işlemeye bile zamanı kalmadı belki de.
O artık bir melek. Belki bu dünya için fazla iyiydi, belki orada bir yerlerde daha iyi bir hayat devam edecek onun için, belki...
Alışmak, kabullemek ve bununla yaşamak çok zor.
Gönderen
Aslı Cin
Ağustos 08, 2009
Acaba onu bu kadar sevdiğimi biliyor muydu? Ben bile bilmiyorken...
Şimdiyse beni duyup duymadığını bile bilmiyorum.
Biraz önce Facebook daki sayfasına girip arkadaşları için mesaj bıraktım. Benim sayfamda sevdiğim onca insan içinde onun bir tane fotoğrafını göremedim. Koymamışım. Hastalanmış bile olsa gideceğine ihtimal vermemişim. O kadar gençti ki, ben annemi kötü bir sona hazırlarken kendimi hiç hazırlamamışım. Sanki hep burada olacakmış gibi hiç sıkıca sarılmamışım.
Son günlerini görmemenin iyi tarafı onu hep iyi hali ile anabilmek, kötü tarafı gittiğine inanamamak. Sanki hep kapıdan girecekmiş gibi.
Ona bir şey olursa burada onun için ne yazarım diye düşünürdüm bazen. Hayatımda ilk kez yazacaklarım yetersiz kalıyor. Böyle düşünerek kabullendiğimi sanmıştım, şimdi sanki sonu ben çağırmışım gibi pişmanım.
Hatırlıyorum kar çiseleyen soğuk bir kış günü doğdu, şimdi sıcağın yaktığı bir yaz günü gitti, ama dört mevsimi hiç yaşayamadı...
Bu sıcak günde sabah onun ardından ağlar gibi yağmur yağdı...
Şimdiyse beni duyup duymadığını bile bilmiyorum.
Biraz önce Facebook daki sayfasına girip arkadaşları için mesaj bıraktım. Benim sayfamda sevdiğim onca insan içinde onun bir tane fotoğrafını göremedim. Koymamışım. Hastalanmış bile olsa gideceğine ihtimal vermemişim. O kadar gençti ki, ben annemi kötü bir sona hazırlarken kendimi hiç hazırlamamışım. Sanki hep burada olacakmış gibi hiç sıkıca sarılmamışım.
Son günlerini görmemenin iyi tarafı onu hep iyi hali ile anabilmek, kötü tarafı gittiğine inanamamak. Sanki hep kapıdan girecekmiş gibi.
Ona bir şey olursa burada onun için ne yazarım diye düşünürdüm bazen. Hayatımda ilk kez yazacaklarım yetersiz kalıyor. Böyle düşünerek kabullendiğimi sanmıştım, şimdi sanki sonu ben çağırmışım gibi pişmanım.
Hatırlıyorum kar çiseleyen soğuk bir kış günü doğdu, şimdi sıcağın yaktığı bir yaz günü gitti, ama dört mevsimi hiç yaşayamadı...
Bu sıcak günde sabah onun ardından ağlar gibi yağmur yağdı...
Gönderen
Aslı Cin
Ağustos 07, 2009
Ağustos 06, 2009
Beceremedim
Cunku yeterince guclu degilim. Anneme destek falan olamadim. Sadece gun boyu sik sik onu oyaladim. Yaninda oturup onu dinledim. Onu herseye hazirlasam mi yoksa iyi olacagini soyleyip oyalasam mi bilemedim. Ve annem karsimda agladiginda onu sarilip teskin edemedim. Ne yapacagimi sasirdim. Kimi arasam sakinlestiricimi bulsam?
Gece burada kaliyorsan ben de kaliyorum kapinin onunde beklemeye. Gece eve gideceksen Izmire donuyorum dedim. Eve gitmeyi kabul etti. Belkii de gucsuzlugumu farketti. O ise o kadar guclu ki...
Bu gece yarin bu hafta. Bekliyoruz. Bilmiyoruz. O kadar kotu ki burada izmir yolunda donerken ne anlatacak gucum ne halim var. Ne dusunecegimi dahi bilmiyor bir yandan kendimi suclayacak bir yandan avutacak seyler ariyorum.
Annem yine anneligini yapti ve donusum icin kendimi kotu hissetmememi sagladi. Kalman bir seyi degistirmeyecek dedi. NE zaman olacagini bilmiyoruz. Kac gun daha bekleyebileceksiniz? Ve ne yapabileceksin o zaman.
Kardesimi girip gormemi istemedi...
Gece burada kaliyorsan ben de kaliyorum kapinin onunde beklemeye. Gece eve gideceksen Izmire donuyorum dedim. Eve gitmeyi kabul etti. Belkii de gucsuzlugumu farketti. O ise o kadar guclu ki...
Bu gece yarin bu hafta. Bekliyoruz. Bilmiyoruz. O kadar kotu ki burada izmir yolunda donerken ne anlatacak gucum ne halim var. Ne dusunecegimi dahi bilmiyor bir yandan kendimi suclayacak bir yandan avutacak seyler ariyorum.
Annem yine anneligini yapti ve donusum icin kendimi kotu hissetmememi sagladi. Kalman bir seyi degistirmeyecek dedi. NE zaman olacagini bilmiyoruz. Kac gun daha bekleyebileceksiniz? Ve ne yapabileceksin o zaman.
Kardesimi girip gormemi istemedi...
Ağustos 05, 2009
Ankara'ya gidiyorum anneme destek olmaya. Kardeşimi görebilmeye dayanırmıyım bilmiyorum. Hala bir mucize bekliyorum...
Etiketler:
Başımıza ne geldi?,
Hissiyat boyle
Ağustos 01, 2009
Kuşadası
Yazacak çok şey var ama bir kaç gündür nette değilim. Daha önceki tecrübemle - ki hatırlarsanız bilgisayarımı götürdüğüm her yeni evde y çalındı ya çalınmaktan beter oldu- bu kumsal evine getirmedim bilgisayarımı. Dolayısıyla en yakın net kafeye, en sessiz anlarında gelmek şart oldu.
Tabii ne kadar sessiz olabilirse.
Evet yaşlı huysuz bir kadının sesi gibi çıkabilir sesim ama a dostlar vay halimize.
Yeni nesil manyaklık derecesinde bilgisayar oyunu oynuyor.
Sadece oynamakla kalmıyor, bir yandan bağırıyor, küfrediyor, saatlerce kendilerini kaybediyorlar. Duymuşsunuzdur adı "Knight".
Bunları gördükten sonra internetin gerçekten de tehlikeli olabileceini düşünmeye başladım. Netteki nice sapkınlık ve hırsızlıklar bile bana bunları düşündürmemişti.
Herneyse hayat sakin sürüyor.
3G ülkemize geldi diye sevinirken, geçtiğimiz yıl yaşadığımız ülkedeki kadar tıkır tıkır işlemediğini görmek biraz hayalkırıklığı oldu. Ancak geç olsa da telefonun köşesinde o ibareyi görebilmemiz de güzel. Artık keremi anneme gösterebilmek daha da kolay olacak. Ve diğer iyi bir tarafı 3G geyikleri ile gülecek daha çok şey çıkacak karşımıza.
Sadece o değil, sayfiye yerlerinde gülecek çok şey çıkıyor karşımıza. İnsanlar bir alem. Ya da ben çok anormalim bilmiyorum, çözebilmek zor.
Kuşadası rüzgarlı ve dalgalı. Gece üşüyerek uyandığımız oluyor. Çarşı geçen senelere göre daha iyi görünse, ve Liman Port görünüme katkı sağlamış olsa da Kırocanların varlığı hala azımsanmayacak kadar çok. Burada gülüp eğleneceğimiz ikoncanlar da yok, biraz sıkıcı yani :)
Dün Kuşadası port içinde yer alan Starbucks arkasındaki sadece yerel ürünler satan mağazaya uğradık. Harika havlular, hamam ve banyo malzemeleri, ipekli ketenli nevresimler, zeytinyağlı ürünler, tas, takunya ve peştemaller var. Hiç aklımızda yokken iki tane büyük havlu aldım. Hoş oaln tarafı diğer taraflarının peştemal olması.
Çarşı içinde de bir yerden ilk kez burada gördüğüm, İzmir'de üretildiğini öğrendiğim cam süsleme avizelerden aldım yeni evin girişine. Aslında rengarenk olanları daha iyi görünüyor ampul yandığında ama ben girişe çiniler asacağım için laciver beyaz ve turkuaz renklerinde olanını aldım. En iyi fiyatı, hem de oldukça farklı bir fiyatla deniz tarafından çarşıya girdiğinizde sağdaki ilk dükkanda buldum.
Acaba tanıtımlarını yapacağımı söylesem biraz daha indirim alır mıydım. Hmmm ???
Bu gece Sezen sahneye çıkıyor burada. Bir sürpriz olursa gidebilirim ancak, kimseyi benimle gelmesi için ikna edemedim henüz. Herkesi kriz vurmuş. Giriş 75 TL, içki meyve ve çerez yazmışlar ama bu öğrendiğime göre en arkalar. Bistrolar 100 TL, masalar 250 ymiş. Komik olan arkada olanların bir ellerinde içki bir ellerinde meyve ve çerez tabağı ile nasıl dikileceklerini hayal etmek.
Bu arada optimist, pozitif ve hedonist bir insan olmak için çalışmalarım gırla gidiyor. Ha secret diyor, ve her şeyin iyi olacağını hayal ediyorum...
Tabii ne kadar sessiz olabilirse.
Evet yaşlı huysuz bir kadının sesi gibi çıkabilir sesim ama a dostlar vay halimize.
Yeni nesil manyaklık derecesinde bilgisayar oyunu oynuyor.
Sadece oynamakla kalmıyor, bir yandan bağırıyor, küfrediyor, saatlerce kendilerini kaybediyorlar. Duymuşsunuzdur adı "Knight".
Bunları gördükten sonra internetin gerçekten de tehlikeli olabileceini düşünmeye başladım. Netteki nice sapkınlık ve hırsızlıklar bile bana bunları düşündürmemişti.
Herneyse hayat sakin sürüyor.
3G ülkemize geldi diye sevinirken, geçtiğimiz yıl yaşadığımız ülkedeki kadar tıkır tıkır işlemediğini görmek biraz hayalkırıklığı oldu. Ancak geç olsa da telefonun köşesinde o ibareyi görebilmemiz de güzel. Artık keremi anneme gösterebilmek daha da kolay olacak. Ve diğer iyi bir tarafı 3G geyikleri ile gülecek daha çok şey çıkacak karşımıza.
Sadece o değil, sayfiye yerlerinde gülecek çok şey çıkıyor karşımıza. İnsanlar bir alem. Ya da ben çok anormalim bilmiyorum, çözebilmek zor.
Kuşadası rüzgarlı ve dalgalı. Gece üşüyerek uyandığımız oluyor. Çarşı geçen senelere göre daha iyi görünse, ve Liman Port görünüme katkı sağlamış olsa da Kırocanların varlığı hala azımsanmayacak kadar çok. Burada gülüp eğleneceğimiz ikoncanlar da yok, biraz sıkıcı yani :)
Dün Kuşadası port içinde yer alan Starbucks arkasındaki sadece yerel ürünler satan mağazaya uğradık. Harika havlular, hamam ve banyo malzemeleri, ipekli ketenli nevresimler, zeytinyağlı ürünler, tas, takunya ve peştemaller var. Hiç aklımızda yokken iki tane büyük havlu aldım. Hoş oaln tarafı diğer taraflarının peştemal olması.
Çarşı içinde de bir yerden ilk kez burada gördüğüm, İzmir'de üretildiğini öğrendiğim cam süsleme avizelerden aldım yeni evin girişine. Aslında rengarenk olanları daha iyi görünüyor ampul yandığında ama ben girişe çiniler asacağım için laciver beyaz ve turkuaz renklerinde olanını aldım. En iyi fiyatı, hem de oldukça farklı bir fiyatla deniz tarafından çarşıya girdiğinizde sağdaki ilk dükkanda buldum.
Acaba tanıtımlarını yapacağımı söylesem biraz daha indirim alır mıydım. Hmmm ???
Bu gece Sezen sahneye çıkıyor burada. Bir sürpriz olursa gidebilirim ancak, kimseyi benimle gelmesi için ikna edemedim henüz. Herkesi kriz vurmuş. Giriş 75 TL, içki meyve ve çerez yazmışlar ama bu öğrendiğime göre en arkalar. Bistrolar 100 TL, masalar 250 ymiş. Komik olan arkada olanların bir ellerinde içki bir ellerinde meyve ve çerez tabağı ile nasıl dikileceklerini hayal etmek.
Bu arada optimist, pozitif ve hedonist bir insan olmak için çalışmalarım gırla gidiyor. Ha secret diyor, ve her şeyin iyi olacağını hayal ediyorum...
Etiketler:
Gunlerin getirdigi,
Moda Alisveris Is guc
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


































