Kasım 29, 2009

Bağımlı...

Hmmm. Urfa mutfağı.

Ege otları. Karadeniz lezzetleri. Denizden çıkan her şeyi. Çin, Japon, İtalyan mutfaklarını.

Şu mutfağı seviyorum demek zor. Yemek yemeği seviyorum sanırım.

Ama bu gece,

Hmmmmmmmmmmmmm. Urfa mutfağı...

Kasım 28, 2009

Bayram bahane, İzmir şahane...Kısa kısa notlar...

Herkes dışarıda, hava süper. İzmir gerçekten de iyi geliyor insana.

Uzun zamandan sonra ilk kez Çanakkale üzerinden geldik, şahane zeytinyağı sabunları aldım yoldan.

Kış çayının ağız tadıma uyanını tattım nihayet, almadan dönmemeli.

İzmir tulumu, ve gevrek de almalı unutmadan.

Alsancak'tan tavuskuşu tüyü bir taç aldım, nihayet sade bir şey bulabildim.

Moonlight'a gittim 16 lık yeğenlerin kamuflajında, film berbattı ama orada izlemek eğlenceliydi. Ruj süren romantik ve çirkin Edward'la kas yığını baby face Jacob'cıların çatışmasını dinlemek keyifliydi. Bir kitap bu kadar katledilir bir filmle. Hele Edward'la Bella'nın ormanda Ayhan Işık - Belgin dorukvari koşmaları şairaneydi.

Alsancak'ı özlemişim, doyamıyorum.

Kestane kokusuna bayılıyorum, bir kesekağıdı alıp sahile çıkmaya da.

Arkadaşlarımı görmek için sabırsızlanıyorum.

Ikea'da şimdiden yılbaşına iat bir çok parça tükenmiş, protesto ediyorum.

Haftaya evlilik yıldönümümüz. 10. seneye gireceğiz ve ne alacağımı bilmiyorum.

Kasım 25, 2009

Tatile bir ki...

Evet post üstüne post yazışımdan anlaşılacağı üzere bugün boş vaktim çok. Çantalar hazır. Yarın yolculuk sonra yorgunluk derken zamanım kalmayabilir. Şimdiden iyi dileklerimi iletmek istedim. Beni okuyan herkese sıcacık, keyifli, sevdikleriyle ve sağlıkla geçirecekleri bir tatil diliyorum. Bu sefer evde değiliz, ancak bitirmezsem bu çikolatadan ikram edeceğim. Kızım, Pürel tut bakalım misafirlere...

Dip sos: Bir de enerji verecek bir tatil şarkısı dinleyelim...

Boyoz

Biraz önce Twitter'da gördüm, bir köşe yazarı "Boyoz nedir ki?" diye soruyordu. Hemen söyleyeyim, Boyoz İzmir'liler için işe giderken köşedeki gevrekçiden alabileceğiniz bir çeşit börektir. İzmir'inden uzakta kalanlar için memleketten isteyip derin dondurucuya attıkları, pazar sabahları ailece keyifle ısıtıp yedikleri lezzettir. Çayla şahane gider. Genellikle haşlanmış yumurta ile servis edilir ama ben en çok Bergama tulumu ile severim, yağsız olanını seçerim, yarın İzmir yolcusu olduğumuza göre aynı zamanda cuma sabahı kahvaltıda yiyeceğimiz şeydir aynı zamanda.

Saldırı olayını tasvip etmesem de nihayet birilerinin teröristlerin sözcülüğünü yapan partiye tepki gösterebildiği şehrinin, cesur, gavur ve aynı zamanda nasıl oluyorsa faşist !!! İzmir'inin sevilecek şeylerinden biridir.

Dip sos: Araya sokmasa rahat edemeyecek gıcık bir yazar olduğum için affola...

Evimi geri istiyorum.

An itibariyle salonumuzun durumu budur. Bu bir kısmı. Koltuklar kaplamacıya gitmiş, masa gönderilmek üzere kenara çekilmiş, sandalyeler ortada değil zaten, bakımdalar. Tam taşınma arifesi bozulan tv nin yerini küçük odadaki küçük tv almış, halı içeride kıvrılmış. E hot wheels'leri kurmak için bomboş salondan daha iyi neresi olabilir? Böyle kah gözü alışmaya çalıştığı küçük tv nin tüm uyarılarıma rağmen dibine girerek, kah yollarla farklı kombinasyonlar çıkararak öyle mutlu ki. Ama doğumgününün ardından yılbaşı hediyesini bile önceden aldırarak eksik!!! parçalarını gideren oğluş, şimdi de bayram harçlıklarıyla hangi parçayı alabilirim diye hesaplar yapıyor. Bir yıldır ne zaman oyuncak alsak bu seti tamamlamaya çalışıyor ama bunun sonu yok ki !

Bu gece gündüz kafasını meşgul eden hot wheels çılgınlığından uzaklaşmak ve bayramı bu salonda geçirmemek adına bize İzmir yolları göründü galiba...

Kasım 24, 2009

Bu bir öğrt. cnm. bnm. yazısı değildir...

Her iş zordur.

Kolay olanı varsa biri bana söylesin kariyer değişikliği yapmaya hazırım.

Yani öğretmenliğin zor ve meşakatli bir meslek olduğuna ben de katılıyorum.

Ama her ne kadar öğretmen arkadaşlarım kabul etmese de en azından biz öğretmen olmayan güruh için öğretmenlik aynı zamanda en ballı iştir.Misal bir arkadaşım geçtiğimiz sene onca yıllık tekstil mühendisliğinin aedından, bir anne için en iyi meslek diyerek tekrar sınava girip öğretmenliği kazandı.

Aaa, ne var bunda, kolaydır demeyin, biz de şaşırdık ama bir baktık ki büyük şehirlerde öğretmenlikler neredeyse mühendisliklerle eş puanda.

Neden?

Herkesin düşündüğü sebepten.

Öğretmenlik günümüzün en ballı işidir.

Burada öğretmenlerin yapabileceği bir şey yok. Onlar kendilerine söylenen şekilde işlerini icra etmeye çalışıyorlar.

Bozukluk, sınav sistemimiz, okullarımızın hali, atamaların durumu gibi sistemle alakalı.

Ben mi kaçırdım bilmiyorum ama ilk kez öğretmenler gününün yarım gün olduğunu duyuyorum. Haftalardır, zırt ona, zırt buna okullar yarım güne iniyor yada tatil ediliyor. Bizimkiler henüz okula alışmışken yarıyıl tatili geliyor. Grip sebebiyle okulların tatil olabileceğine dair konuşuluyor. Haftasonları telafisi gibi bir şeyin olacağını da sanmıyorum. Eee ondan sonra da yaz tatili geliyor.

Cts Pazar günleri de çalışmak zorunda kalan sabahın köründen akşamın belirsiz saatlerine kadar şirketten dışarı çıkamayan ama kriz seebi ile neredeyse öğretmenlerle aynı maaşı alan özel sektör çalışanı bir çok tekstilci arkadaşın dilinde şimdi bu var.

"Bizim zamanımızda öğretmenliğin puanları mühendisliğin neredeyse yarısıydı, keşke bu kadar çalışmasaydım, kazansaydım öğretmenliği, girseydim devletin güvencesine, belli saatlerde dersim olsaydı, cts pazarım olsaydı, yaz- kış- ıvırzıvır tatilim olsaydı, rapor alıp işe gelememe lüksüm olsaydı, ders verip şimdikinden daha çok kazanma şansım olsaydı..."

Şahsen benim hayalim değildi öğretmen olmak, hiç de olmadı, hayır bana göre değil.

Ama arkadaşların söylediklerine de hak vermiyor değilim. Özellikle çevremdekilerle biraz konuştuktan sonra.

Bugün kimi öğretmenler renkli hediye paketlerini açacak, ( Duyduğuma göre işgüzar veliler velilerden belli bir miktar toplayıp hatırı sayılır hediyeler alıyormuş öğretmenlere, bizim zamanımızda bizler ya çiçek getirirdik, ya bir resim yapardık onlar için ) kimileri de uzaklarda bir yerde yokluk içinde var olmaya çalışacak. ( İdealist olanları dışındakiler bir gün başka bir okulda olup diğer meslektaşları ile aynı şanslara sahip olmayı dileyerek )

Ben her birinin ama en çok da gerçekten zor şartlar altında çalışan, işleri gerçekten zor olanların gününü canı gönülden kutlayayım yeri gelmişken.

Evet öğretmenlik zor ve meşakatli

ama bir çoğu için de çok ballı bir meslektir.

Şimdi, iyi tatiller...

Dip sos: Sevimli bir yazar olmadığım için affola...

Kasım 22, 2009

In vino veritas...

Arkadaşlarımla şaraplamayı özledim. Bknz: Sabaha kadar şarap içmece. Laflamayı özledim. Eskilere gitmeyi özledim. Dedikodu dinlemeyi bile özledim. Okan gibi ben dedikodu mu yapıyorum Yeşim!!! diyerek ısrar etmeyeceğim, dedikodu üretmedikten sonra çok masum bir şey bu. Olanı biteni konuşmayı, abuk subuk şeylerden haberdar olmayı ve bunun dalgasını geçmeyi de severim. Hmmm siz sevmiyorsanız şapka çıkarıyorum hanımlar beyler, eğer öyleyse kötüyüm ben kötüyüm...

Taşınma telaşı, aşı muhabbeti veya tatil fırsatı ile İzmir'e gitmeli mi gitmemeli mi konularından uzak bir şeyler gevelemeye ihtiyacım var. Belki bir kaç arkadaşı görmeye, belki ufak tefek bir şeyler almaya, belki kordonda balık yemeye, belki biraz Ege denizi havası solumaya.

Sırf bu sebeple bile olsa fırsat bu fırsat izmir'e gelmelisin diyor arkadaşlar.

Pfff... Bilmiyorum.

Dip sos olarak biraz eskilere gidelim...

Kasım 21, 2009

Bizim evin grip önlemleri...

Geçtiğimiz yıl kuş gribine aldığımız önlemler bir süre tavuk yemekten vazgeçmek, yumurtaları iyiiice pişirmek ve eve tekrar bir papağan almamak gibi hala doğruluğundan emin olmadığım bence pek salakça önlemler alarak geçmişti.

Kuşu ciddiye almamıştık ama domuzu kolaysa ciddiye alma.

Her gün bir haber, her doktordan farklı açıklama ve her devlet adamından farklı bir reaksiyon görünce bırakın sağlık bakanlığına bu konuda güvenmeyi, hangi doktora, hangi gazetenin yazdığına ve hangi eşin dostun anlattığına inanacağımızı şaşırmış vaziyetteyiz.

Daha bu sabah dünya sağlık örgütünün bu konuda aşının ne kadar önemli olduğuna, asıl korkulan salgının henüz ortaya çıkmadığına, sonra istesek de aşı bulamayacağımıza dair demeçlerini okumuştum ki arkamı dönmemle yeni bir haber düştü. Avrupa'da bir ülkede mutasyona uğramış bir türün farkedildiğine dair. Neyse ki şimdilik bu var olandan daha etkili veya tehlikeli değilmiş. Ana Tamiflu gibi hastalığa etkili olduğu bilinen ilaçlara karşı daha dirençliymiş.

Bu durumda aşıya gerek var mı yok mu bir posta da bu tartışılacak anlayacağınız.

Aşı yaptırmıyorum, buna gelecek günlerde pişman olup olmayacağımı da bilmiyorum. Ama tabii her anne gibi endişeliyim ve elimden geldiğince bir takım önlemler almaya çalışıyorum.

İşte bizim evin soru işaretleri ile dolu önlemleri:

- Bayramda evdeyiz. Evet eşimin ısrarları ile memleketimiz İzmir'e gitmek üzereydik. Ama daha önceki senelere bakınca, ne zaman kış aylarında İzmir'e gitsek, oğluşun hava değişikliği dediğim ama aslında sebebini bilmediğim bir şekilde hastalandığını hatırladım. Bir de bunun üzerine bayramlaşma kalabalığını eklersek, gribin en kolay yayılacağı zaman olacağını düşünüyorum. Beslenme düzeni değişmeden, fazla kalabalığa girmeden evde olmasının daha iyi olduğunu düşünüyorum.

- Bayramdan sonra bir hafta okula göndermesem? Bu bayram bu riskin artacağından o kadar çok korkuyorum ki, ondan sonraki hafta hastalığın kuluçka dönemini dikkate alarak göndermemeyi planlıyorum. Bakalım...

- Bağışıklık kuvvetlendirme. Kuvvetlendirici ilacı devamlı kullanmak iyi değil diye duydum ya. Şimdi ona ara verdim, vitamin takviyesi ve balık yağına devam ediyorum. Oğluşu kefire alıştırdım. Her gün greyfurt ve nar suyu sıkıyorum. Aman Allahım bu işlere acaba fazla mı sarıyorum?

- Oğluşu kalabalık ortamlara sokmayacağım. Bu kış okul dışında fazla kalabalıklara girmek yok. Doğumgünü partileri, sinemalar, haftasonları alışveriş merkezlerine ara vereceğiz. Hafta içi daha tenha saatleri tercih edeceğiz. Bu kış güneşli havalarda kendimizi açıkhavaya atarak ama genellikle evde, evde oynayabileceğimiz oyunlarla geçecek sanırım.

- Temizliğe extra dikkat. Zaten bu konuda elimden geleni yapıyordum ama kalabalık ortamlara gireceksek maske de almalı sanırım.

Gripten kaçış var mı? Bilmiyorum ama o kovaladıkça kaçmaya çalışıyorum.

Oğluş bir kitaptan vücudumuzu koruyan hücrelerin isimlerini öğrenmiş. Sebze yemeğine homurdanan babasına "onu yemezsen makrofazların güçlenmez, geç yatarsan makrofillerin dinlenemez" demiş. Şaşkın baktı babası bana. Evde minik bir doktor var anlayacağınız, belki grip bize uğramaz ...

Kasım 19, 2009

Sevimsiz sonbahar

Sonbaharın sevdiğim tek tarafı Trençkot giyilebilmesi. Tamam sararmış yapraklar falan da hoş tabii. Ama bunun dışında serinleyen havaların benim için hiç bir çekici yanı yok. Sıcacık havaların yerini ne tutabilir ? Soğuk hava enerjimi alıp götürüyor sanki. Battaniyenin altına girip evden hiç çıkmasam?

Oysa yaz öyle mi? Güneşli bir güne uyanmak bile başka. İster yürü, ister yüz. Geçir üstüne bir tşirt bir şort, kaç haftasonu bir yerlere. Yorgun bir günün ardından akşamları bile bir başka. Gün bitmek bilmesin, karanlık çökmesin erkenden.

Sonbahar. Adı üzerinde. Son.

Sonları hiç sevmiyorum.

İlk'i gelsin...

Dip sos: Hmmm, Bana sonbaharı anımsatan şu şarkıyı severim bir de...

Kasım 18, 2009

People are strange...

Bunu dinliyorum. Sözleri cuk oturuyor, melodisi keyifli...

Hatırlayamadım...

Daha önce de başıma geldi. Ama hani, bir yazımı alıp değiştirenler, altına imza atanlar yada yazımı olduğu gibi kopyalayanları görmüştüm de, bütün yazılarımı alıp haber olarak yayınlayanına ilk kez rastlıyorum.

Bilginiz olsun, "ensonmoda. net" adındaki site fikir hırsızlığı yapıyor, bilmiyorum sevgili moda, stil yada trend blogu olan arkadaşlar, belki sizinkiler de vardır içinde ...

Bu tip siteleri şikayet edeceğimiz, afişe ettiğimiz bir site vardı ama adı neydi, neydiii ???

Çare SİZ olun...


Geçen hafta Lösemili çocuklar köyü açıldı Ankara'da. Desteğimizin ve ilgimizin payı varsa ne mutlu bize. Koca şirketlerin başındaki kocaman amcalar da destek verdiler onlara. Bir ara basında köyün yol, su, elektrik beklediği yazıldıysa da gönüllülerin çabalarıyla o da halledilmiş demek ki.

Deste olamayanlar üzülmesin, eminim daha kat edecek çok yol var. Belki elimizden daha çok ilik bankası lab ı kurmak gelmez ama ileride o köyü büyütmek için bir şeyler yapabiliriz.

O zamana kadar YAPABİLECEKLERİMİZE gelince...

Kurban bağışınızı ister ilaç ister et olarak yapabilirsiniz.

Gönüllü ordusuna girip yardımcı olabilirsiniz.

Ya da hiç bir şey yapamayacaksanız bile ufak yardımlarla hesaplarına katkıda bulunabilir, çevrenizdekileri de teşvik edebilirsiniz.

Unutmayın, bu herkesin başına gelebilecek bir hastalık. Cinsiyetin, yaşın, yaşam tarzının yada gelir düzeyinin bir anlamı yok.

Sadece, şu fark var.

Sizin başınıza gelirse tedavi için bir geliriniz veya sigortanız olabilir.

Ama onların yok.

Çaresizler.

Şimdi gelin, çare siz olun...

Kasım 17, 2009

Güllü'nün derdi, RTÜK'ü gerdi...

Güllü dayak yemiş.

Hangi Güllü?

Ay Axess kızının çiftliğindeki Güllü.

A aaa, dayak mı ? Bir kadına mı? Nasıl yani?

...

RTÜK akıl sağlığımızı, vücut dinçliğimizi, ve sosyal gelişimimizi korumak adına gecesini gündüzüne katarak çalışıyor çabalıyor, yok kardeşim yine yaranamıyor. Evet bize boş gelebilir uğraştıkları şeyler, oysa bir mühim bir mühim ki anlatamam. - Anlasam bir, emin olun anlatacağım-

Sanki köylüsü, kentlisi, hatta koca koca şehirlerde yaşayan kariyerlisi yemiyormuş gibi, Güllü'nün dayak yemesi Rtük'ün ağrına gitmiş.

Hani sanki, Türkiye gerçeği değil bu.

Hani, görmese adamlar dayak sahnesini, akıllarının ucundan geçecek şey değil, ah şu diziye bak, nasıl da kötü örnek oluyor.

Sanki, binlerce hatta milyonlarca kadın Güllü'nün film setinde yaşadıklarını hayatları boyunca yaşamıyor.

Ona buna ceza vereceğimize, asıl ceza alması gerekenlere versek nasıl olur? Kapatılan kadın sığınma evlerini açsak, hala okuma yazması olmayan kadınları eğitsek, iş versek, aş versek, huzurla uyuyacakları yatak, en önemlisi, kendilerine güvenmelerini sağlasak?

Kadına dayağın hak olmadığını iki ayaklı öküzlere öğretebilsek.

Komik cezaları biraz olsun ciddileştirebilsek.

...

Rtük ceza verecekmiş kanala versin,

bakalım gerçek Güllü' lere yapılanların cezasını kim verecek.

Ya da,

Biri verecek mi ?

Kasım 16, 2009

Beni iyi tanıyormuşsun...

Ev koli içinde. Tapu kolilerden birinde. Ya da değil. Hatırlamıyorum. Kolileri açtım açtık kapadım hala bulamıyorum. Koli indirip kaldırmaktan her yerim ağrıyor ve ben evi teslim edemeyen inşaat şirketine küfrediyorum.

Dün nihayet kendim gidip gördüm, tahminen haftaya teslim. Dediklerine göre herşeyi hazır vereceklermiş. Hadi bakalım, ben de bir hafta koyarsam, 2 hafta sonra taşınmış olmalıyım.

Bugün koltuklar gidiyor, 4 sandalye bir koltukla kalacağız.

Yarın aklımızda yokken karar verdiğimiz duvar ünitesini yaptırmak üzere mobilyacıya gideceğim, evin ölçülerine kalorifer peteğinin yerine göre bir eskiz çizdim, bakalım o ne önerecek.

Perdeler hazır- ki bu kadar çabucak bitmeleri soru işaretleri bıraktı kafamda, çarşamba da onları almaya gideceğim-

Halıya bir check at. Köşe aydınlatma gelecek. Başka başka???

Hmmm, bunların üzerine tv nin tam da taşınma arifesinde tekrar bozulduğunu, bulaşık makinasının da beni deli ettiğini eklemeliyim ki hiç hesapta olmayarak yeni hüpleyen süp. makinesinin yanına bunların da alınacak olması beni daha da panikletti. Nerden başlasam, hangisini alsam, ne yapsam?

Şimdi gergin olduğumu düşünüyorsa arkadaşlarım bir de taşındıktan sonra görmeliler. Dolap ekletilmesi, tuvalette değişiklik için tesisatçı, rafların takılması, perdeciden kornişler, storlar, aydınlatmalara elektrikçi derken günler daha gergin geçebilir.

Taşınma için eşimi iknaya çalışırken alt tarafı taşınacağız demiştim, beni 15 seneye yakındır tanıyor, taşınmakla kalmaz o iş demişti ama bu kadar çok iş çıkacağını, bu kadar şey alınacağını ve bunca değişiklikle uğraşacağımı ben bile tahmin edemezdim...

Kasım 15, 2009

İnfomania Aslı'nın pazar neşesi...

Sonunda teşhisimi koyan birileri çıktı. Ben bir infomanyak olma yolunda sıkı adımlarla ilerliyormuşum meğer. Neyse ki henüz tuvalete gittiğimi twitlemiyorum ama bunun bir adım sonrası da o. Detaylar şurada...

Bu haftasonu, ilerideki günlerde açıklayacağım bir sebeple koşuşturmakla, oğluşun arkadaşına doğumgünü partisine iştirakle, yeni evin ölçüleri ile uğraşmakla geçti.

Flashforward'a sardım, Fringe'in son bölümünü izledim, tam bir seriesmania oldum ( O da ne?)

Pazar günü neşesi ise Helin Avşar'dan geldi. Diğer rop. ustalarının arasından nasıl sıyrılırım acaba merakı mı, yoksa çığır açacağım iddiası mı? İlgi çekmenin yolu roportajcının fazla soyunması, fazla örtünmesi veya abartmasından geçer diye akıl mı verdi birisi bilmiyorum ama bu s... m... fotoğrafları yeni nesil basın yayıncılara örnek olmaları için yayınlamalı diyorum. Görmeyen kalmasın, Helin çıtayı yükseltti kızlar, onu geçmek için Chanel çizmeden daha fazlası gerekecek...

Dip sos: 2. fotoğrafa bayıldım, tam 80 li yıllar fotoroman karesi, çekimdeki ışıktan, verilen pozdan bağrın açıklığına kadar. Yoo yo, 3. sü daha iyi, feci yaratıcı. Yoksa, ilk fotoğraf mı?


Kasım 13, 2009

Dekorasyon - mania...

Bu ev yenileme fikri beni çok sıktı, eklektik olsun, olsun da, her halukarda bir ahenk ister, stilini bozmadan doğru renklendirmeler ile desenleri karıştırabileceğim, tabloları, aynaları, mumları ile samimi, rahat ve yaşayan bir oda olsun istiyorum. Modern olsun ama ailenin antika bir kaç objesini de kullanayım. Yeni moda hastane odaları gibi minimalist odalardan olmasın. Saray yavrusu gibi süslenmiş perdeleri olan allı pullu salonlardan da olmasın. Ikea kataloglarından fırlamış gibi de görünmesin. Velhasıl zor iş, eşyaların bir çoğunu yenilemeden, eskilerden yeniler yaratarak yepyeni bir şey ortaya çıkarmak.

Bir 10 yıl daha uğraşmayayım artık, içindeyken zamanla keyifle yenilensin gerisi.

Yoruldum...

Kasım 10, 2009

Umutsuz evkadını

Evet. Bu aralar bir sıfatım da bu.

Her ne kadar ülke değişikliği bahanesiyle güle oynaya ofis hayatından kurtulup kah orada kahvede kah burada yogada pek bahtiyar bir hayat sürdüysem de, bu aralar ofis hayatını değil ama mesleğimi icra etmeyi özlediğimi itiraf etmeliyim. Kahve, sohbet, alışveriş, miskinlik ve ev kuşu olma halleri nereye kadar mirim???

Bir kere ev hanımı olmak için yaratılmamışım.

Moda mutfağına yazı hazırlarken ocakta yananları saymaya kalksam, haftalık post sayısını geçer. Türk kahvesini taşırmadığım zamanlar sayılıdır. Şahane pilav yaparım ama o bile ayarsız olabilir ya tuzsuz yada fazla tuzlu.

Komşuluk ilişkim asansördekilere gülümsemekle sınırlıdır.

Ev işlerini sevmem, Küçük hanımefendi Belgin Doruk vari bir şeyim o konuda. Bizim evde bir Sebastian olsa, adımı Mersedes diye değiştirmeye razıyım.

Arada bir haller gelir üzerime, şeker hamurlu kurabiyeler, ev yapımı simitler, envai çeşit kekler yaparım ama bu hevesim de bir süre sonra söner. Hayatımda ilk kez geçen sene yurtdışındayken sarma sardım, mantı ve aşure yaptım o da yokluktan. Canımız çok istemişti !

Tamam eskisi kadar korkunç değilim bu konuda, odun olsa yontulur. Pratiğim, meraklıyım, detaycıyım, ama bir süre için. Evimi dekore etmeyi severim, insanların bize gelmesini severim, onlara bir şeyler ikram etmeyi severim. Ama o kadar. Yalnız kalmayı sevdiğim anlar dışında - ki gece herkes yattıktan sonra çoğunlukla- evde olmak beni sıkıyor. Hava kapalıysa ev sıkıcıdır, hava açık ve güneşliyse, dışarısı beni çağırır. Eeee ?

Ama gelin görün ki bu aralar işlerim hep nette. Dolayısıyla bendeniz de evde.

Taşınma telaşını bile dört gözle bekliyorum dersem durumun vehametini anlamışsınızdır.

Anlayacağınız bendeniz umutsuz ev kadını modunda hala taşınmayı bekliyor, bu esnada bu telaşla ilgili işler dışında eve kapanıyor, kapandıkça çıkamıyorum.

Bir taşınayım kendimi sokaklara atacağım, yağmur, çamur, soğuk demeden. Yeni yıl öncesi Beyoğluyu arşınlayacağım, her sene sonunda olduğu gibi yeni yıla ait dileklerimle mum yakacağım.

...

Kasımın onu.

Sadece onu anmak değil bu günün önemi.

Onu şükranla, özlemle, minnetle, her gün büyüyen bir hayranlıkla sadece bugün değil her Allah'ın günü anmamıza sebep olacak, onun değerini her geçen gün daha iyi anlamamızı sağlayacak her nevi rezilliği meşrulaştıranlara da teşekkür edeceğimiz gün olmalı bugün.

Onlar olmasaydı sadece bu özel günlerde anardık belki de onu.

Şimdi sayenizde her gün anıyoruz. Demek ki neymiş,

gerçektende her şerde en azından bir hayır varmış...

Kasım 09, 2009

"Kal" geldi, ve ne yazık ki kaldı...

Yazamıyorum, yazamıyorum, yazamıyorum...

Bugünlerde,

Yılların ressamı edasında resim yapabiliyorum. Başlayıp da bitiremediğim kitaba devam edebiliyorum. Dekorasyon dergilerinden fikirler alıp, hiç üşenmeyerek malzemeleri edinip, yeni fikirler yumurtlayabiliyorum. Arkadaşlarla kahvenin yanına bir slim eşlik ederken hayatın ne kadar b..tan olabileceği hakkında ahkam kesebiliyorum. Planlar yapabiliyorum, hatta bazılarını hayata geçirebiliyorum. Taşınma telaşına kendimi kaptırabiliyorum. Hayal kurabiliyorum, keyifle alışveriş edebiliyorum, aldığım koca paket çikolatayı mideye bir günde indirebiliyorum. Kuaförde vakit katili hissederken kendimi bulmaca çözebiliyor, hatta artık pek az kareyi boş bırakıyorum. Full time "annelik", başını omuzuna dayayabileceğin "arkadaşlık", arayıp soran hayırlı "evlatlık", gribe karşı tavuksuyuna çorba yapan maharetli "eş"lik yapabiliyorum.

Ama gel gör ki yazamıyorum.

Yazamıyorum...

Kasım 06, 2009

???

Yer misin, yemez misin?

Mırıldanmalar....

Bugün cuma. Aslında bir ofise gidip gelmeyeli benim için bu günün çok da anlam ve ehemmiyeti yok ama biraz olsun ısınan havaya, yakında nihayet taşınabileceğimizin müjdesinin hatrına, ve son günlerin kasvetli konularından uzaklaşmak adına, çinli bilgenin söylediği gibi, bugün mutlu olmayı seçiyorum...

O kadar ileriyi göremiyorum diyerek alamadığım U2 biletlerinin bulunabilme ihtimali her geçen an yok olurken, belki de bir yıl sonra orada zıplarken bulurum kendimi.

Hayat aslında o kadar garip ve o kadar büyük sürprizlerle dolu ki.

Bir süre daha yapmak istediklerimi, o yapamadı diyerek elimin tersiyle itmeye devam edebilirim, eğlenmekten suçluluk duyarak. Ya da belki hayat çok kısa, tam tersine yaşamalı hayatı da diyebilirim. Şu anda bu gel gitler arasında ruhumun hangisini onaylayacağını merak ediyorum.

En azından umursamaz değilim ilk günlerdeki gibi. Sinirlenebiliyorum yine, o an dolu dolu gülümseyebiliyorum ve heyecanlanabiliyorum bir çok şey için.

Hayat topllayarak da olsa devam ediyor, ve ben bu posttan da anladığım kadarıyla mutlu olmayı seçtiğim anlarda bile bir burukluk yaşıyorum, yine eğlenceli bir yazı yazamadım, üzgünüm.

Şimdi kahvaltımı edip, dışarı atacağım kendimi, duvar kağıdı ve perde bakacağım, tesisatçı araştıracağım, taşıma ve temizlik şirketini kesinleştireceğim falan filan. Sonra arkadaşımla bir kahve içeriz belki, ondan bundan konuşuruz, oğluşun okuluna uğrarım ve bir sene sonrası için olamasa da haftasonu için plan yaparım. İnsanın kafasını bir şeylerle meşgul olması lazım yoksa sadece düşünceler doluşuyor içine.

Sabırlı olmalıyız, bebek adımlarıyla...

Kasım 05, 2009

Bu mudur?

Basın şu kadar kişi öldü diyerek felaket tellallığı yapıyor ama bugün bir arkadaşımın kızının da geçirdiğini öğrendim, yani çevremdeki bir çok insan bunu geçirmeye başladı. Biz aşı yaptıralım mı yaptırmayalım mı diye tartışırken insanlar bağışıklık kazanmaya başladı bile.

Herkes gibi ben de kendi çocuk doktorumuza kulak verdiğimde, şu an bu tartışmanın gereksiz olduğunu anladım. Ağustos yada eylülde aşı yapılsaydı yaptırın derdim, dedi. Ama şu an gerek yok, bir şekilde insanlar geçirmeye başladı. Ve bir hastalığı yoksa herkes bunu istirahat ve grip ilaçlarıyla atlatıyor dedi.

Şaşırdım çünkü bizim doktorumuz aşılara inancı tam, yaptırmamız için bizi her daim uyaran bir doktordur. Her sene grip aşısını önerir normalde.

Dediğine göre şu anda normal grip salgını yokmuş, bu aralar grip geçiren çokmuş ve bunlar da her bünyede farklı gösterse de kendini aşısını tartıştığımız gripmiş.

Ya ölümler?

Onların belli bir rahatsızlığı olan insanlar olduklarını, risk grubunda oldukları için zamanında aşılanamadıkları için kayıpların gerçekleşebileceğini söyledi.

Ortaya salınmaya çalışılan bu panik havası nedir, kimler çıkartıyor ve kazançları ne olacak göreceğiz. Yılmaz Özdil'in yazısı bununla gayet güzel dalgasını geçiyor...

Bilgi için farklar...

Bu aralar bir kaç arkadaşımdan daha ailelerinde bu hastalığın olduğuna dair haberler aldım. Yani artık kapımızda. Anladığım kadarıyla aşıya geç bile kalınmış durumda. Ama önlem almakta, bilgilenmekte ve risk grubundakiler için faydası zararından çok olduğu için aşı olmakta fayda var diyorlar. Bu da bilgilenmemiz için. Büyük hali için üzerine tık tık...

Kasım 04, 2009

...

Dün girip kardeşimin facebook sayfasına onu çok özlediğimi yazdım.

Okuyormuş gibi hissettim.

Onu uzakta yaşıyormuş gibi hissettiren bir tek orası var...

Panik pimpirik Aslı

Bugün kendimi garip hissettim. Dün akşam bir arkadaşımın oğlunun domuz gribi geçirdiğini ve şükür ki atlattığını öğrendikten, ilaç bulmakta zorlandığını okuduktan ve bir başka arkadaşımdan yardım et, imuneks gibi destekleri bulmakta zorlanıyorum feryadını aldıktan sonra panikledim.

Aşısız atlatacağız evelallah derken desteklerimiz olmazsa ne yaparım?

Akşam eczaneden geçerken eşime sordurup aradıklarımı da bulamayınca iş başa düştü.

Sabah ilk iş eczaneye gittim.

Neyse ki imuneks var. Balık yağı. Ok onu da buldum. Normalde vitamin vermem oğluma ama ne olır ne olmaz bulunsun diyerek demir sorunumuza da çare olacak bir tane aldım. Okyanus suyu kurtarıcımız. Bitiyor onu da alayım dedim. Şanslıyım ki hepsinde de doktorumuzun önerdiklerini bulabildim.

Sonra çıkan hesabı görünce, vay canına dedim. Paran yoksa öleceğine delalet de budur işte. Şunların hiç birini karşılamıyor ki sigorta. Bağışıklığa destek lüks bir şey bu memlekette.

Ben bunları alırken bir anne ve kız maske sormaya, başka bir kadın antibakteriyel jel almaya, bir başkası hastalığın grip ilacını sormaya geldi. Ki nitekim hepsi de yok cevabı aldı.

Merak ettim sordum. İnsanlar tamiflu yu evde her ihtimale karşı dursun diye alıyorlarmış, bu gribin ilacı bu diyorlar, hatta bir arkadaşım şurubunu bulamamış da mecburen doktorun tavsiyesi ile kapsülü bölerek vermiş çocuğuna,satmıyor musunuz siz?

Satmıyoruz dedi.

Niçin?

Yok satmıyoruz.

Asık suratlı eczacımızdan anladığım kadarı ile ya reçeteli satıyorlar ilacı ki bence de doğrusu bu olur, ya da el altında saklıyorlar karaborsa olacak.

İlaca gerçekten ihtiyacı olanların kullanabilmesi için reçeteli satıyorlardır umarım.

Dedim ya bugün kendimi garip hissettim. Pimpirikli panik bir anne gibi. Felaket filmlerindeki bir figüran gibi. Garip işte...

Neyse gidip GDO lu kahvaltımı edeyim...

Dip sos: Bugün Hürriyet'teki doktor açıklamasını dikkate almak lazım. Tamifluyu gereksiz kullanmak virüsün bu hastalığa direncini arttırırmış. Önlem almaya okey ama umarım bu sterlizasyon ve ilaç alma işini abartıp mutasyon gibi ihtimallere açık kapı bırakmıyoruzdur...

Kasım 03, 2009

Mektup

Bu işin peşini bırakmak yok. Daha çok yazar yazmalı bu konu üzerine, daha çok baskı olmalı, siyasiler ve bürokratlar bugünün yarını olduğunu hatırlamalı, yarın bir gün tarihin onları minnetle mi anmasını istiyorlar nefretle mi?

Bir arkadaşımızdan bir mail aldım bugün, elimden başka br şey gelmiyor hiç olmazsa onlara mail atıp sesimi duyurabileyim diye düşünerek siyasilere göndermiş bu maili, iznini aldım, burada yayınlamak istiyorum. Belki hepimiz ayrı ayrı içimizden geçenleri duyurabilirsek birlikten güç doğar ve sesimiz duyulur.

Milletvekilleri millete hizmet için bizim tarafımızdan bizlerin sözcüsü olması için seçilir. Bu durumda bizim için doğru olanı yapmaları gerekir ki burada geç olmadan doğru yolun bulunması için vekillerimize hiç birimizin bunu istemediğini söylemeliyiz.

Merhaba,

Genetigi degiştirilmiş ürünlerin ülkemize girişine nasil onay verirsiniz. Haydi diyelim ki zarari yok. Diyelim ki buna inandirildiniz ya da inanmak istiyorsunuz. (-ki zarari oldugu fareler üstünde yapilan deneylerde kanitlanmıs. İskocya Rowett Enstitüsü’nden Dr. Arpad Pusztai’nin genetigi degistirilmis patates ile besledigi farelerin tümünün ic organlarinda kücülme, sindirim sistemlerinde bozukluk, bagisiklik sistemlerinde cökme, kan yapilarinda bozulma ve mide ceperlerinde kalinlasma görüldü.)

Ya “Etiketlere genetigi degistirilmis organizma icermez yazilamaz!” da ne demek oluyor. Madem zarari yok bu isi yapanları ögrenmemizi neden engellemeye calisiyorsunuz? Bilelim o zaman hangisinde var hangisinde yok ona gore alalim, tam tersine bu bilgiyi etiketlere yazmaları zorunlu olsun!

Son olarak sunu söylüyorum size. "BENIM KIZIM DENEK DEGIL, GDO'LARI ONUN USTUNDE DENEYEMEZSINIZ. " Türk Milleti'nin canı da bir Fransız'ın bir Yunanlı'nın ki kadar degerli olmalı. Hep dısardaki uygulamalardan dem vurursunuz ya buyrun bu konuda da disariya bakin, onlar ne yapiyor??!!

Imzaladıgınız seyin nelere yol acacagini bir kez daha düsünmenizi tüm anneler, babalar, insanlar adına rica ediyorum sizden. Bizi, gelecek nesilleri HASTA ETMEYIN!!

Saygılarımla,
Tülay
.....

Teşekkürler Tülay...

Açık davet


Aşağıdaki yazıyı okudunuz mu bilmiyorum. Ama bu sabah nihayet biraz da olsa Show haber konuyla ilgili haber yaptı. Ziraatçılar ve bir doktor bu konunun ne kadar tehlikeli olduğu konusunda bilgi verdiler. Özetle cinayettir bu diyorlar. Tüm Avrupa'nın kabul etmediğini biz kabul etmekle kalmıyor bir de üzerine gizliyoruz.

Bir millete zarar vermek istiyorsanız ne yaparsınız?

Bir şekilde dışarıya bağımlı hale getirirsiniz. Dışarı bağımlı olunca fakirleşir. Fakirleşen halk yeterli beslenemzse aptallaşır. Aptallaşan halk cahilleşir. Cahilleşen halk herkese herşeye inanır. Çünkü düşünmez. Bunu al derler, alır, bunu iç derler içer, bunu dene derler dener. Başka ülkelerin çöpleri de o ülkeye dökülür, başka ülkelerin bilmemkaçıncı kaliteleri o halka satılır, tarımsal veya sağlık her nevi ürünleri o insanlar üzerinde denenir. Bir yandan da o millet bir şekilde bölünür çatışmaya bölünmeye sürüklenir. Çok basit anlayacağınız.

Bir yerden tanıdık geliyor mu?

Ben bana yapılanları kabul edemiyorum. Siz size yapılan tüm bunları kabul edebiliyor musunuz?

Bir yerden başlamalıyız artık, umurumda değil hükümetin sağ yada sol olması, ben insanca yaşanan bir ülkede yaşamak istiyorum.

Bir yerden başlamalı.

Sizden ricam hiç olmazsa GDO hakkında bloglarınızda- ne hakında blogunuz olursa olsun- bir şeyler yazmanız. Dikkatleri çekmeniz. Daha çok insanın duymasını sağlamanız. Bunu durdurabilmek için elele bir şeyler yapabilmemiz.

Susmayın...

Kasım 02, 2009

Frankeştayn aşılar

Yılmaz Özdil'in pazar günü yayınlanan " Frankeştayn" yazısını mutlaka ama mutlaka okumanızı rica ediyorum.

Dünden beri inceliyorum gazeteleri. TV ye bakıyorum. Yok yok yok. Şöyle bir geçiştiriyorlar haberi.

Oysa o kadar dehşet verici ki.

Buna imza atanlara soruyorum.

Vicdanınız rahat mı?

Nasıl izin verirsiniz böyle bir şeye. Haydi diyelim ki zararı yok. Diyelim ki ona inandırıldınız. Ya da inanmak istiyorsunuz.

Peki ya “Etiketlere genetiği değiştirilmiş organizma içermez yazılamaz!”

da ne demek oluyor. Madem öyle dürüstçe bu işi yapanları öğrenmemizi neden engelliyorsunuz? Bileyim o zaman hangisinde var hangisinde yok onu alayım, tam tersine yazmaları zorunlu olsun !

Sonra da benden sağlık bakanlığına güvenip aşı olmamamı bekliyorsunuz. Güvenim sarsılmış bir kere. Nasıl olurum ?

Hele ki sağlık bakanı, aşıyı ilk alan ülkelerden biriyiz diye açıkladı ya, ben o an vazgeçtim olmaktan.

Her işte sonunculuğa oynayan biz, neden acaba aşı da ilk sıradayız?

Yıllar önce Hepatit B aşısı ilk çıktığında aşı olanların 20 yıl sonra Ms hastalığına yakalanmaları gibi bir şey olmayacağı ne malum? Biz 3. dünya ülkesi muamelesi görenlere farklı aşı gönderilmediği ne malum? Aşı yaptırın diyenlerin kendilerinin aşının içeriğini ve risklerini bilerek yaptıracakları ne malum?

Tanıdığım her doktora, tanıdıkların tanıdıklarına soruyor, sordurtuyorum. Hiç bir doktor kendisine veya ailesine yaptırtmıyor.

Geriliyorum.

Korkuyorum.

Güvenemiyorum.

Güvensizliğime bir tuğla da bu kararınızla koydunuz, kafa karışıklığıma verdiğiniz katkılardan dolayı teessüflerimi iletirim. Umarım bu yasayla çoğalacak genetiği oynanmış şeyleri yememiz ileride genetiği oynanmış nesiller dünyaya getirmemize sebep olmaz.

Vebali ağır olur...