Mayıs 31, 2010

Back to Work

Ofis hayatına geri dönüyorum.

Mecburi ayrılığımızın sonu geldi işte.

Yıllarca çalıştıktan sonra her gün arabaya atlayıp canımın istediği yere gitmek nasıl da tatlı gelmişti.

Hiç kimseye hesap vermemek.

Yaz tatilini 15 güne sığdırmadan tüm yaz güneşin altında kedi gibi kıvrılmak.

Kaçırdığın her filme, vakit bulamadığın her kitaba, uzun zamandır arayamadığın her arkadaşa zaman ayırabilmek.

Ne yogadan eksik kalabilmek, ne yeni bir dilden.

Harikaydı.

Ama alışmışsan çalışmaya kardeş, alışmışsan o koşuşturmaya. ( Pazartesi sendromu )

Biri dürtüklüyor seni.

Doyuyorsun.

Gitmeli mi kalmalı mı diye yaşadığım ikilemlere son veriyorum.

Doğru karar olduğuna inandığım halde, hiç bir zaman doğru yerin olmadığını bile bile, sanki doğru olanın ne olduğunu bilemiyorum.

Özledim itiraf ediyorum..

Moda blogu bahane, beni yaşatan iş şahane.

Maaşa falan bakmıyorum, hayrına da çalışabilirim.

Aradığım şey işimi keyifle yapabilmek.

Ancak şu merakım yok mu?

Onu araştırıyorum, burayı arıyor, şurayı didikliyorum, karşıma ille de hoşuma gitmeyecek bir şeyler çıkıyor.

Yarın anlaşmaya gideceğim yer için de soru işaretlerim var.

Ama bu sefer başka.

İnsanlara, ideallere ve duyunca inanamadıklarıma rağmen bir işe girişiyorum ya, sonradan oflayacağım günleri bile bile, göz göre göre gidiyorum...

Mayıs 27, 2010

Yeni blog keşfi...

Bu arada, bu bir kaç gün yok olmadan önce bir moda blogger'ı olarak altına imzamı atabileceğim bir konuda beni çok güldüren, okuması ve izlemesi çok keyifli olan, arkadaşımın keşfiyle benim de yeni tanıştığım bir bloga yönlendirmek istiyorum sizi. Olmadık işler peşinde'nin anatomilerine mutlaka bir göz atın,benim gülmekten gözlerim yaşardı...
Dün Galatamoda'daydım, Bir sürü yazı var yazacağım, bu arada boşladığım şeyleri de dolduracağım, velhasıl bir kaç gün müsaade ben o sırada şuradayım...

Mayıs 25, 2010

Özel gösterime davetiye kazanmak için...

Sex and The City özel gösterim için davetiye kazanmak isteyenler için fırsat Vogue.com'dan geliyor. Şu sayfadan başvurabilir ve siz de o özel gecede bulunabilirsiniz.

Konudan konuya biraz ahkam keselim...

Gündem hayli hareketli ama önce müjdemi vererek başlamak isterim. THY havaalanı reklam panolarında yer alan Demet Akalın'ın yukarıdaki fotoğrafını photoshoplayarak namusumuzu bir kere daha kurtardı. Derin bir oh çektiğinizi duyar gibiyim. Allah onları başımızdan develeri peronlarımızdan eksik etmesin.

Hoş photoshoplarken hayrına biraz surata da el atsalar fena olmazmış, bu uzamış surat bana meşhur Scary mask'i hatırlatıyor.

Gündemin modası Hadise'nin Amerika'da seslendirdiği istiklal marşını kötülemek. Kızcağız yorumladı diye yerden yere vuruluyor. İyi de onu orada görünce ne bekliyordunuz ki? Kadın bir sanatçı :) Bu detone yorumlamanın onun tarzı olduğunu Eurovision'dan hatırlamalıydınız.

Eurovision demişken, meraklılarına hatırlatayım bu akşam yarı final var. Trt 1 de ilahi programlarının arasındaki boş kalan zaman diliminde izleyebilirsiniz.

Bir diğeri de Pelin Batu.  Neden yerden yere vuruyorlar anlayamıyorum. Kız güzel, akıllı,eğitimli ve ukala. Yani günümüz kızlarında olması gereken her şey onda var. Yok küfür etmiş yok söylenmiş. Gecenin bir vakti yayınlanan tarih programının varlığından meraklıları dışında kim haberdar olabilirdi ki o orada oturmasa. Şu hayatta herkesin bir görevi vardır,öyle yada böyle...

Siyaseti komedi sahnesi gibi izliyorum bu günlerde. İnsanların ne kadar değişebildiğine veya çirkinleşebildiğine şaşkınlıkla bakıyorum. Kravat taktı takmadı, tuvalet kağıdı kullandı kullanmadı gibi her detayı didiklenen Kemal amcamızı birileri fena halde kıskanıyor belli ki. Benim önerim kaskete karşılık onun da bir çeşit şapka edinmesi. Zevkine bırakıyorum ama Fötr çirkin durur, yakışanı da ben söylemeyeyim artık. Herneyse yeni bir şapka gündemi bayağı meşgul edecektir.

Ve Lost. Ya ben sonunu anlayamayacak kadar salağım yada senaristler herşeyin içine edecek ve ettiğini de kabul edemeyecek kadar salak. Adamların milyon dolarlar kazandığını hesaba katarsak birinci şık doğru olmalı, biz dünyadaki milyonlarca insan fena halde salağız.Adam gözünü açıp kapayana kadar o adaya düşen düşmeyen tüm fani ruhlar ve hatta bedenen hayatta olanların arada derede yaşadıkları bizi yıllardır geriyor. Yani ne izlediysek boş, tam bir saçmalık. Daha 3. sezonda Araf mı bu diye soran bizlere, mırın kırın edip hayır değil diyen sonra senaryoya sağ gösterip sol çakmak için deneyler, mitolojik öğeler, başka başka karakterler  ekleyen yapımcılara teessüf ediyorum.( Kibarcası. Blog dışında söylediklerimi buraya yazamam tabii ki )


Sawyer'ın yüzü suyu hürmetine izlemiştim zaten dersem biraz daha iyi hissediyorum kendimi.

Yarın Galatamoda'da olacağım, bu arada bir iş görüşmem var, haftaya da Sex and The City'nin Vogue özel  gösterimine gidiyoruz, gündem karışık olsa da neyse ki burada herşey yolunda...

Mayıs 23, 2010

Benim tahminim...

Lost için sahura kalkmadan önce, azıcık uykuma yatmadan hemen önce finale dair tahminlerim...

Dizinin sonu, dizinin başı gibi Jack gözlerini açarken muallakta bitecek.

Cevaplanmamış bir sürü soru kalacak.

Bu sebeple senaristler okkalı bir küfür yiyecek.

Muhtemelen bizi - Tamam sadece benim gibi sulugözlüleri- ağlatacak sahneler de olacak.

Paralel evrene dair ipuçları verilecek ama tam olarak ismi konmayacak.

Final 6 sezondan sonra sağ gösterip sol vuracak, tahmin etmediğimiz bir sonuçla, ağzımıza bir parmak bal çalınacak.

İzledikten sonra ne kadar iyi yada kötü tahmin yaptığım ortaya çıkacak ama şu kesin ki bir süre daha bu konuda konuşacak çok şeyimiz olacak.

İyi geceler...

Sevgili günlük...

Sevgili günlük,

5 yıldır yazıyorum, şu güne kadar sana sevgili günlük diyerek hitap etmemişim. Ancak bugün aklına harika bir fikir geldiğini düşünerek bir hevesle twitleyen Ahmet Hakan kadar sabırsız ve bahtiyarım. Bilirsin yıllardır yazar çizerim, öyle ki ona olan merakım seninle karalamaya başlamamdan daha da uzun bir süre önceye dayanır. Evet evet doğru, Lost’tan bahsediyorum. Ben final için çarşambaya gün sayarken bir de ne göreyim? Meğer bu sabaha karşı yayınlanıyormuş ! Sabah 5 te kalkabilir miyim bilmiyorum ama kalkar kalkmaz ilk işimin onu izlemek olacağını söylemeliyim. Madem bu pek mühim an sabaha denk geliyor, o zaman buna uygun bol abur cuburlu bir kahvaltı etmek de hakkım değil mi?

Şımaracağım sevgili günlük, astrologların dediği gibi gerçekten de bugünler güzel geçiyor. Bu sabah sevgili ve oğluşumla açık havada şahane bir kahvaltı yaptık, uzun uzun oturduk, kahve ve gazete keyfi yaparken oynayan oğluşu izledik, tam kalktık arabaya bindik ki yağmur bastırdı. Oysa ki genellikle ben yerken ve keyif yaparken yağmur yağar, kalktığımızda ortalık kavrulurdu.

Güzel haberler bekliyorum bu haftadan günlüğüm. Beklediğim iş haberini almak istiyorum. İstediğim gibi anlaşalım istiyorum. Bu hafta tahlilleri çıkacak olan sevdiklerime sıkıldığımı burada sana çaktırmasamda aklım oralarda, sonuçlar iyi çıksın istiyorum. Perşembe günü Galatamoda'ya gitmek, bol bol fotoğraf çekmek, Şebnem’i özledim, arayı kapatalım istiyorum. Biraz alışveriş yapalım istiyorum. Ne bileyim sürpsizli, güzel sürprizlerle dolu bir hafta olsun istiyorum. Kendi gibi giyinip Yıldız gibi konuşabilecek enerjim var, hayr olsun.

Şimdi dün geceden yarım kalan şarabı yine dün geceden yarım kalan Sherlock Holmes izleyerek tüketmek üzere sonlandırıyorum satırlarımı. Yazarım günlüğüm, gelsin, iyi haberleri de yazarım…

Mayıs 19, 2010

Son günlerde...

Bu yazı sanırım bir kaç gün önce yazıldı, kenarda köşede unutuldu. Üzerine bir sürü şey oldu. Ama bahsetmeden geçmek de istenmedi...

Her evde olduğu gibi bizim evde de bugünlerde gündem spordan siyasete oldukça dolu. Bunun yanısıra bebek sevinci de var.

Öncelikle uzaklardaki sevenlerimiz için açıklayayım. Hayır bebek beklemiyoruz. Evet hala düşünmüyoruz Ancak iki yakın arkadaşımın iki kız bebeği oldu ki, mümkün olduğunca kucağımdan indirmiyorum. Dediklerine göre bebek istiyormuşum ama farkında değilmişim. Bilmiyorlar ki farkındayım da görmezden geliyorum.

Öyle şeker bir kıza merhaba dedik ki cuma günü, hastaneden çıktıktan sonra göremediğim için şimdiden burnumda tütüyor. Yarın ilk iş annesine bir kek yapıp, kızını koklamak üzere oradayım.

Evdeki bir diğer konu tatil. Kerem geçen yaz olduğu gibi kuzenleri ile birlikte çeşmedeki otele gitmemiz için bizi kandırmaya çalışıyor. Çeşme aşkım genlerimle geçmiş olmalı.Neyse ki artık benden de bir şeyler almış olabileceğine dair inancım var.

Gelelim siyasete. İstifa ile eşim haklı çıktı ama Kemal amcanın adaylığı ile tahminlerim doğru çıktı. Şu anda bunun doğru bir karar olduğunu düşünüyorum. Yeni başkan gözüyle baktığım adayımız, iyi bir başbakan olacak mı bilemiyorum ama Chp ye iyi geleceğine inanıyorum. Zira denizkızımızın da dediği gibi gitti 70 yaş, geldi 60 yaş. Taze kan iyi gelecektir :). Gandi benzetmesi ile ailesinden malvarlığına didiklenen yeni başkana sabır dileyerek bizden de tam destek.

Fanatizm korkunç bir şey. Anlayamıyorum da zaten. Yooo, hayır, futbola geçmedim. Hala siyasetteyim. Başbakanın “ Biz anayasayla uğraşırken sen…” lerle başlayan bir başkana hiç de yakışmayan söylemleri bana futboldaki düşüncesizce edilmiş fanatik söylemlerini hatırlatıyor. Yapılan ayıptan daha da ayıp bir hal alıyor.

Ve futbol fanatizmi. İnsanların kendilerini bir takımla özdeşleştirip hayatlarındaki eksik başarı hissini onunla yaşamak istemesi gibi geliyor bana. Yoksa sana ne? O paralar senin cebine de girmiyor, o zaferler sana kalıcı bir mutluluk olarak da dönmüyor. Bu öfke, hırs, şiddet ne için? Kimden neden nasıl daha değerli olabilir ki?

Takım tutuyor musun diye soranlara geçmiş başarıları ile göğsümüzü kabartan Galatasarayın adını veriyorum. Ama sorsan bırak onbiri üçünü sayamam. Kaybettiğinde hiç tınmıyorum. Kazanırsa “Ooo ne güzel” diyerek gülüyorum. Bu kadar ! Her takıma sempati duyabilirim. Kimseyi gücendirmek istemem ama sanırım sadece Fenere duyamıyorum. Bu da taraftarının çok fanatik olmasından ötürü olmalı. Bu sebeple de dün , şimdi burada candan kutlamak istediğim Bursa şampiyon olunca itiraf etmeliyim pek keyiflendim. Futbola yeni bir renk geldi. Fenerbahçeli çok arkadaşım var ve hepsi de fanatik. Ayrıca tabii ki onlarla uğraşmak eğlenceliydi. Ciddiye almaları daha da eğlenceli hale getirdi. Oysa ne var ki gülüp geçseler. Hayatta üzülecek onca acı ve çirkinlik varken gerçekten de bunlara mı üzülüyorlar diye sormadan edemiyorum.

Hayat devam ediyor. Yeni haberlerim var, bir kaç güne kadar, anlatırım…

Mayıs 15, 2010

Bahar nerede?

Evet yaz insanıyım derim her zaman. Yaz yaklaşırken, daha insanlar üşüyorum derken yazlıklarımı çıkarırım, ayıklar, yıkar, ütüler, asar, eksiklerimi görür ve büyük bir keyifle yazlık alışverişi yaparım. Kış alışverişi o kadar keyifli değildir benim için. Ancak gel gör ki, bu bahar aylarından bu kadar da hızlı vazgeçeceğim anlamına gelmez.

Tam da çizmelerin keyifle giyileceği, ince hırkaların rağbet göreceği, renk renk şemsiyelerin keyifle açılıp uzun yürüyüşler yapılacağı zamanları beklerken biz, daha bir trençkot giyemeden sıcaklar bastırdı.

Moda mutfağında mail atıp siz neden giydikleirnizi yayılamıyorsunuz diye soranlar için işte bir fotoğraf. Kıştan çıkarken üniformam haline gelen ve çok rahat ettiğim uzun ince trikolar, ince çizme ve jean ceketler favorilerim. Okul yıllarından sonra bir türlü sıcak bakamadığım ve kişiliksiz bir renk olduğunu düşündüğüm gri rengin bir kaç sezondur fena halde fanatiğiyim. Bunları mutfakta yayınlayamıyoruz, stil yada alışveriş blogu olarak değil moda blogu olarak anılmaya devam etmek istiyoruz. Neyse ki kişisel bloglarımız var :)


Bugün oğluşla şemsiyelerimizi açıp dolaştık. Bir kaç gündür bastıran yaz sıcaklarından sonra iyi geldi. Ancak anlaşılan o ki bu yıl bahar gelmeden yaz geldi, ne yapalım çaresiz !!! onun tadını çıkaracağız.

Mayıs 12, 2010

Lost üzerine çok tahmin yapıldı ama ya hayal kırıklığı?


Bu benim kaçıncı Lost konulu yazım bilmiyorum, ama az kaldı, dizi bitiyor.

Dizinin sonu yaklaşırken hayalkırıklıklarımız artıyor.

Yıllarca boş yere mi izledik, o detaylara boş yere mi kafa yorduk, hiç olmazsa sonunu bir sezona yaysalardı diye düşünmeden edemiyorum.

Zira her ne kadar cevaplar verilmeye başladıysa da, yarın akşam göreceksiniz ki bu bölümle, kısa sürede konunun özetini anlıyoruz.

Detaylar cevap bulacak mı bilmiyorum ama sezon başında siyah dumanı tanımaya başladıkça tahmin ettiğim sonucun çıktığını görüyorum.

Devamı spoiler içerir, dikkat !

Alelaceleye getirilmiş son bölüm, bizi sadece siyah dumanın aslında bir nevi " acıların çocuğu " olduğu gerçeğiyle şaşırtıyor. Kim iyi kim kötü, katıksız iyilik yada kötülük olur mu sorguluyoruz.

Tahmin ettiğim gibi Yakup peygamber ve kötü ikizinden esinlenilmiş hikaye, az da olsa hala Araf yada öteki dünya ile bir şekilde ilişkili.

Hala o kadar çok cevaplanmamış konu var ki, aklımdakileri aydınlatabilecekler mi bilemiyorum. Ancak, mağaradaki kadın ve erkek iskeletlerini ada ahalisinin zamanına dönerek göstermeleri, her akılda kalan sorunun cevabını bu şekilde karşılaştırarak verebilme ihtimalleri ümit verici.

Bir sonraki bölüm günümüze döneceği için yeterince cevap vereceğini zannetmiyorum. Anlayacağınız bizi bir yada birleştirilmiş iki bölümlük bir sona sıkıştırılmış cevaplar bekliyor.

Bize ise çalınmış bir parmak bal kalıyor...

Mayıs 11, 2010

Gün gelecek, göreceğiz...

Hayır videoyu izlemedim.

İzlersem bu adiliği yapanların isteklerine hizmet etmiş olacaktım.

Bir yanım, istifa ederse, onun da bu iğrençliğe hizmet ettiğini, prim verdiğini düşünürüm diyordu, bir yanım da politika onur gerektirir, ki biz öyle politikacı görmeye alışık değiliz,onurlu davranıp istifa edecektir diyordu.

Ancak ölene kadar o koltuktan kalkmayacağına da o kadar çok inanıyordum ki!

Bir seçmen olarak bu partinin yeniliklere, ve orada yükselecek genç isimlere ihtiyacı olduğunu düşünüyordum. O koltuk yeni bir isimle devam etmeliydi. Ama bu şekilde değil.

Onun bu şekilde gidişine üzüldüm.

Yaptıklarından ötürü değil,bu onun özel hayatı, beni ilgilendirmez ama ülkemde artık herşeyin tehditle, korkuyla, sindirmeyle elde edilmesinden dolayı üzgünüm. Hiç kimsenin hiç kimseye saygısı yok. Onu da bu şekilde yendiler.

O yenilmedim diyor. Belki de. Belli ki onun şahsına değil bu komplo, muhalefet partisine.

Beni asıl şaşırtan ise erkeklerin çoğunun eşini aldattığı, aldatmayı erkeklikten saydığı ülkemde, koca koca adamların sanki eşini aldatan tek erkek oymuş gibi yorum yapması. Ona muhalif isimlerin, kendileri sütten çıkmış ak kaşıkmış misali içten içe sevinmesi.

Ben hayatın bir adaleti olduğuna inanırım. İster Allahtan korkma, ister hakimi takma. Hayatın bir adaleti var. Er geç gelir seni bulur.

Bize de olan biteni seyri kalır...

Mayıs 10, 2010

Oje renkleri üzerine deneyler, deneyimler...

İşim gücüm yok ya ben de bir bilimadamı titizliğiyle çalışarak, insanlık için küçük ama benim için büyük bir araştırma yaparak oje renklerinin bizim evin değişik yaş gruplarına dahil erkek mensupları üzerindeki etkisi üzerine bir araştırma yaptım.

Tabii ki bununla uğraşmadım.

Ammavelakin evinde her renk oje olmasına rağmen aklına oje sürmek gelmeyen bendenizin birdenbire bu meraka başlaması ile oldukça ilginç bir gözlem de yapmış oldum.

Katılımcılar 35 yaş üzeri giyim seçimi casual olan ve frapanlığa tahammülü olmayan bir erkek ve 5 yaşın biraz üzeri kızıl saçlı kızları beğendiğini itiraf eden ve hayvanat baskılı hiç bir şeyi giymeyen ancak canlı renkler giymeyi seven bir erkektir.

Şeffaf oje:
35- Katılımcı farketmiyor.
05- "Tırnakların parlamış anne !"

Beyaz oje:
35- Farkediyor mu farketmiyor mu bilinmiyor.
05- "Oje sürmüşsün!"

Pembe oje:
35- Farkediyor ama yorum yapmıyor
05-" Ben pembe ojeyi daha çok beğeniyorum."

Gri oje:
35- "Tı tı tı..."
05- "Aaaa bu ne böyle?"

Siyah oje:
35- "Bu ne Aslı ya ?"
05- "Anneee tırnaklarına ne oldu?"

Mavi oje:
35- "İykkk iğrenç ! Kereeem annenin tırnaklarına baaak !"
05- "İykkk iğrenç !"

Mor oje:
35- "Şimdi de mor mu buldun?:)))"
05- "Aaaa çok yakışmış anne. Eteğinle çok yakışmış."

Kırmızı oje:
35- Yorum yok. Katılımcı laf arasında illa ki oje sürülecekse beyaz veya kırmızının daha iyi durduğunu vurguluyor.
05- "Anne bir daha mavi oje sürmeyeceksin di mi? Ne yapacaksın o ojeyi ? Kime vereceksin? Kim sürecek?"

Sonuçta araştırmama göre, 35 yaş üzeri frapanlığa tahammülü olmayan erkeklerin bile kadınlara kırmızı ojeyi yakıştırdığı, 5 yaş üzerinin ise algıda seçicilik olsa gerek yaşıtlarında sıkça gördüğü pembe rengi oje olarak annesine yakıştırdığı ortaya çıktı. Ben ise oje silip sürmekten yine sıkıldım. Parmaklarıma özgürlük !!!

Mayıs 05, 2010

Soru : Demokrasi nedir? Bir örnek veriniz...

TBMM Genel Kurulu’nda, önceki gün siyasi partilerin kapatılmasında Meclis’in yetkilendirmesini içeren 8. maddenin reddedilmesiyle “şok” yaşayan Ak Parti, Anayasa Mahkemesi’nin yapısını düzenleyen 17. maddenin 337 oyla kabul edilmesi üzerine rahat nefes aldı. İlk turda 331 oy alan maddenin oylaması öncesi başta Başbakan Erdoğan olmak üzere Ak Partili yöneticiler, “olağan şüpheliler” listesindeki isimlere yakın markaj uyguladı. Maddenin kabulü açıklandığında Ak Parti sıralarından yoğun alkış ve “zafer” çığlıkları yükseldi.

Türkçe'de budur. Diğer dillerde farklı anlamları olabilir. Adı üzerinde yabancı dil. Yabancı !

Mayıs 03, 2010

Adımlarının seslerini duyamayacaksınız...

Siyaset bu mu?

Fikir sahibi olmak mı?

Fikrinin arkasında durmak mı?

Fikrini söylemek, karşındakine anlatmak mı?

Yoksa,  başkalarının fikirlerini olduğu gibi kabullenmeyi mi gerektirir.

Bir yere seçilir, oturur, sana söylendiği gibi başkanının istediklerine başını sallayıp, istemediklerine tu kaka mı demelisin?

Adı üzerinde muhalefet partisine "muhalefet" oldukları için söylenilen bir ülkede yaşıyoruz.

Kafam karışık.

Ne olduğunu bilmeden, biz daha ne oluyor diyemeden bir takım değişiklikler oluyor yasada.

Tıkır tıkır.

Bugün bir yasa 3 oyla geçemeyince şoka girdiler.

O kadar alışmışlar ki herkesin herşeye bilip bilmeden başını sallamasına !

Hemen adamlarını toplamışlar.

Şimdi en kısa zamanda o vijdan sahibi 3 haini bulmalılar ki, herşey yine tıkır tıkır yürüsün.

Tıkır tıkır...

Mayıs 01, 2010

1 Mayıs dilekleri

Bugün 1 Mayıs.

Yakın tarihimizde pek de hoş anılar barındırmayan bu günün, bu sene olaysız, acısız, gazsız maskesiz geçmesini diliyorum.

İnsanların, 1 mayıs gösterisi var şekerim gidilmez o taraflara değil de, 1 mayıs gösterisi var, haydi bu ülkenin üretenlerine destek verelim dediği bir gün olsun.

1 mayısın işçinin fakir fukaranın değil de, emek veren herkesin bayramı olmasını isterim.

Birlikte baharı, yeni baharları karşılamanın günü olarak kutlansın.

Kendilerini Kraliçe Elisabeth'in torunu zanneden ve tek derdi o ayakkabıları alamamış olan kızlarımızın, yada tek hayali bir üst araba almak olan bilmemkaç dolar verdiği jeani ile şekillendirdiği poposuyla House Cafe de pinekleyen küçük prenslerin ülkelerinin gündemi ile ilgilenecekleri  yeni baharlar.

Sindirilmiş büyüklerimizin yetiştirdiği sessiz olmayı öğrettikleri bizim jenerasyonun arkası da ne yazık ki son derece materyalist, bencil ve ilgisiz.

Umarım bizim yetiştirdiğimiz çocuklar ülkeleriyle ilgili, bilgili ve düşünceli olurlar.

Sadece Cihangir kafelerinde bacak bacak üstüne atıp ülkeyi kurtarmazlar.

Bir kere de olaysız gün geçirelim.

Ümit ederim...