Eylül 25, 2010

Finally, I'm back !

Canım dilimiz dururken bu da ne böyle demeyin, son iki hafta bir ömür gibi geçti, hatta iyi bir film bile çıkardı bundan, e bu da iyi bir film ismi olurdu.

24 saat çalışsam bitmeyecek işlerimi mecburiyetten bir kaç saatlik mesailerle çalışma saatlerime sıkıştırıp, yemeğimi 7 dakikada yiyerek işimin başına dönüyorum, velakin bugün şirkete gitmeden defileleri evden tamamlamak suretiyle koca bir gün bana kalmış gibi mesudum.

Paris, her zamanki gibi şahaneydi, ve her zamanki gibi Fransızlar Paris'ten sürülebilecek olsa , daha da şahane bir şehir olacağını düşündüm. Bol bol fotoğraf çektim, ne yazık ki daha ikinci gün feci halde hastalandığım için pek gezemedim, ve daha da çok fotoğraf çekemedim. Cebimdeki paranın çoğunu ilaca yatırıp, anlamadığım ilaçları şeker gibi yuttum, dönüşte hiç olmazsa kendime gelmiştim.

Son bir gayret vitrinleri gezdim dönmeden, HM ülkemize gelmeden son bir teftiş yaptım, süper süper süper kalitesizleşmiş kıyafetlere bakmadan kullan at takı ve tokaları doldurup döndüm.

İş başarılıydı, sağlıktan sınıfta kalsam da, neyse ki oğluşu ilk gün sınıfa sokmanın zorluğunu aşabildikten sonra fazla bir dert tasamız kalmadı. Arkamdan sürüklenen çocuğa bakıp ilk kez okula geldiğini zanneden hin bakışlı velilere daha önce üç senelik bir kreş ve anaokulu geçmişi olduğunu tüm sevimliliğimle anlatmaya çalıştıktan bir süre sonra, omuz silkerek laf anlatmaktan da vaz geçtim. Neyse ki her şey bir gün önce tatilden dönen oğluşun sınıfa girmesi ile son buldu.

Şimdilik tek meselemiz ödev yapmak ya da yapmamak. Alışacak zamanla. Ancak şimdilik işten gelir gelmez çantam dahi kolumda başında durarark yaptırabiliyorum. Öğretmenimiz yapmıyorlarsa yaptırmayın, ben tenefüste yaptırıp da aşağıya inemediklerinde, evde yapmayı öğrenirler diyormuş. İyi fikir !

Ev aldı başını gidiyor, evdeki birine daha koca bir bavul hazırlamak gerekiyor, okul, iş, arkadaşlar, planlar planlar planlar derken günler su gibi akıp gidiyor.

Öyle ki doğumgünümü bile unutuyorum....

Eylül 12, 2010

Teşekkürler 12 dev adam, iyi ki varsınız...

Haftaya görüşmek üzere...

Her şeyin bir kabus olmasını umarak uyumaya gidiyorum...

Yazık sana ülkem, yazık...

İçim acıyor.

Birazcık ümidim vardı.

O da yok artık...

Ne geleceğimden, ne ülkemin geleceğinden, ne çocuğumun geleceğinden bir beklentim var artık bu topraklarda...

Başbakanının "Hayır diyenler darbecidir" dediği demokratik !!! bir ülkede, çıkan sonuçlara bakarak "Evet diyenler sattınız canım ülkemi" diyebilmeyi hak görebilirim herhalde ?!??

Susmalı mı?

Seyretmeli mi olacakları?

Bir bir çıktıkça söylediklerimiz, ben dememiş miydim demenin faydası olur mu?

Adil mi tüm bunlar? Satılan oylar? Kandırılan insanlar? Günü kurtaran seçimler? Adil mi, senin neye evet dediğini bilmeden verdiğin oyunla başımıza gelecek her değişikliği benim rızam olmadığı halde çekecek olmam?

3 kilo pirince, kapıya gelen iki kuruşa, bir iftar yemeğine mi sattın benim geleceğimi?

Gerçekten de adil mi?

Demokratik mi?

.....

Eylül 11, 2010

...

Hayatımda izlediğim en heyecanlı maçtı, bir ara kalbim sıkıştı, bir ara Anıl'cığımı andım, görse nasıl da sevinirdi final oynayacağımız için. Onun hayaliydi bu.

Hastalığında ona formasını gönderen, hayranı olduğu Kerem bugün başarının mimarlarından biri.

Umarım hepimiz için ama en çok onun için yarın altını alırlar...

Moda blogger ı olmak ya da olmamak...

Şu anda bütün mesele bu.

Moda blogger ı olmak çok moda.

Hepsine moda blogu dense de, eskiden sadece alışveriş yapmayı seven, ve giydiklerini göstermek isteyenlerin açtığı stil bloglarının sayısı çok olsa da, bu işin içinde olanlar da artık yavaş yavaş bloglara kayıtsız kalmıyor.

Sevindirici.

Çünkü bloglar sadece ülke içinde değil, yayınladığınız anda tüm dünyada milyonlarca meraklının önüne açılıyor.

Bir çok insan özetlenmiş paketlenmiş yazıları uzun uzadıya okumak yerine bloglardan takip ediyor.

Ürünleri almadan önce bloglara ve forumlara bakıp deneyenleri dinliyor.

Artık hemen her markanın, her sitenin, ve hatta bir çok yazarın, gazetecinin blogu var.

Geçtiğimiz İstanbul Fashion Week defilelerinden birinde arka sıralara geçen bir kaç kişinin" Keşke biz de moda blogu açsaydık, önlerde oturma şansımız olurdu" sözleri bir çok insana  bloga emek vermenin, blog açmak kadar kolay olduğu izlenimi verdiğini düşündürüyor.

Oysa kolay değil.

Evet aramızda PR çalışanlarından avanta isteyenler, markalardan ürün alıp, onların reklamlarını yapanlar, açılın ben Moda Blogger'ıyım diyerek bunu iş edinip ciddi ciddi her lansmana koşanlar var ama bir çok insan bunu hala sadece zevk için, sevdiği için, ve başarılı olduğu için yapıyor.

Son zamanlarda bana da çok soruluyor, madem herkes çok meraklı buyrun benim 5 senede öğendiklerimi okuyun:

Öncelikle siz de "Bugün bunu giydim" tarzında bir stil blogu açmayı düşünüyorsanız bu bloglardan çok fazla olduğunu söylemeliyim.Elinizi sallasanız ellisi. Modaya çok para harcamıyorsanız veya gerçekten farklı bir stiliniz yoksa, belli bir akıma yönelik de yazmıyorsanız farkedilme şansınız çok az.

İyi bir moda blogger'ı olmak için ilk yol, sevdiğiniz bir işi yapar gibi çok çalışmak, herşeyden haberdar olmak, sizi okuyanlara sizin gözünüzden öğrendiklerinizi anlatmaktır. Bu bir iş değildir, kazancınız olmayacaktır, ve hiç bir şey altın tepside sunulmayacaktır. Tanınmanız da oldukça fazla zaman alacaktır.

Ama ümidinizi kaybetmeyin bu bizim denediğimiz, zamanı dar olanlar için, biraz zahmetli ve zor olanı. Vaktiniz varsa ikinci bir yol var.

Blogu açar, binlerce blog dolaşır, her bloga düzenli olarak yorum yazar, onların sizin blogunuza gelmesini sağlar ve izleyici sayınızı yükseltirsiniz." Canım cicim yöntemi" dediğimiz bu yol ile PR şirketleri de içeriği inceleme gereği duymaz ne de olsa çok okunuyorsunuzdur. Böylece körler sağırlar birbirini ağırlar, ve bir de bakarsınız hayal ettiğiniz gibi en ön sıradasınız :)

Bu da mı zor geldi? Şimdi 3. bir yolu keşfettiler. Bu yol her ikisinden de kolay. Öncelikle ya  moda, tekstil gibi iş dünyasından, ya da sosyeteden bir tanıdık bulunur. Onun yardımı ile her deliğe girilir, herkesle tanışılır. Biliyorsunuz şimdi ünlü isimler de moda blogger ı oldu, gazetelerde sıklıkla yer alan bu isimlerin bloglarına gidip her yazılan yazıyı alkışlayıp, yorum yazarak samimiyetini ilerletip kısa zamanda tanınmaya başlayan son moda blogger lardan biri olmanız da olası.

Benim nacizane önerilerime kulak verin ya da vermeyin, benim fikrim iyi ya da kötü her açılan blogun zenginlik kattığı. Hemen her konuda muhalif olan ben, bu konuda beğensem de beğenmesem de açılan her blogun, her fikrini söyleyen insanın bu sektöre ister tasarımcı, ister alıcı, ister satıcı olsun faydası olduğunu düşünüyorum. Artık bir çok Avrupalı bizi moda bloglarımızdan da tanıyor, henüz oralardaki gibi stil sahibi insanımız az olsa da, hala Kızılay dağıtmış bir örmek giyinen logo bağımlılarımız çok olsa da, ülkemizde son yıllarda açılan ve açılmakta olan markalar, işin çok başında olsak da moda haftalarımız, adını dünyaya duyurmaya başlayan modacılarımız ve modellerimiz, İstanbul'u kadrajına alan trend siteleri, kitapları ve dergiler ile gerçekten büyüyen bir potansiyelin yapı taşlarından biri haline geliyoruz.

Öğrenmek, düşünmek ve paylaşmak güzel...

Eylül 06, 2010

Neden "Evet" demeliymişiz?

Bugün kapı kapı dolaşıp "Evet" kitapçığı dağıttılar.

Çok güzel.

Çünkü içerisinde madde madde bilgilendirici örnekler var.

Gelin birlikte bakalım...

Madde 1- Çocuk yaşlı ve engellilere öncelik tanınacak.

Yani bu durumda her yerde engellilere, bebek arabalarına uygun yollar, yöntemler hazırlanacak değil mi? "İnsan" olan herkesin tanıması gerektiği gibi.

Madde 2- E- Muhtıralar kutlu doğum etkinliklerine katılanların fişlenenleri ile doluymuş, fişleme olmayacakmış.

Yani yakında bayramlarda Türk bayrağı astığımız ve Atatürk sevgisi taşıdığımız için de fişlenme korkusu yaşamayacağız, öyle değil mi? Açıkçası ben artık bundan korkuyorum da...

Madde 3- Seyahat hürriyeti olacakmış.

Yani vergi borcu olanlar ve askere gitmeyenler (asker kaçakları herhalde) yurt dışına çıkarken sorun yaşamayacakmış. Aynen böyle yazıyor.  Ciddiyim aynen böyle yazıyor. Alenen yani. Şaşırdım kaldım. 

Madde 4- Çocukların korunması için devlet her türlü tedbiri alacakmış.

Şimdiye kadar neden almadılar? Yasa mı gerekiyordu, neden korudunuz diye mi soracaktık ???

Madde 5-6-7-12-13 Memurlar da işçiler gibi sendikalaşabilecekmiş.

İşçiler haklarını alabiliyor ya...

Madde 11- Yaş kararlarına yargı yolu açılacak.

Şöyle yazıyor: Babası imam, anası başörtülü, dedesi sakallı olduğu için alınmayan veya atılan nice Anadolu insanının çocukları sadece yutkunup kalmışlar.Artık öyle olmayacak... mış...


Dikkatinizi çekerim, tüm askerlerin dedesi sakalsız anneleri başörtüsüzmüş. 


Benim gördüklerim evlatlık  herhalde ???


Madde 14-22 HSYK yapılanacak.

Efendim atamaları marjinal bir grup yapıyormuşmuş, artık yargısız infaz olmayacakmış. Böylece duyarlı ve vicdanlı hakim ve savcılar olacakmış.

Şimdikiler kimilerinin istediği gibi düşünmüyor ya, duyarlı ve vicdanlı değiller.Bu arada "Marjinal" derken???

Madde 15- Sivil askeri mahkemede yargılanmayacak.

Yani efendim altında yazdığına göre asker ne diyorsa o oluyormuş, artık olmayacakmış.

Madde 16-17-18-19 Anayasa mahkemesinin yapısı değişecek.

Altında da diyor ki, başörtüsü kanunu iptal edilemeyecek. Şimdiye kadar yargılanamayan genelkurmay başkanı, kuvvet komutanları yargılanabilecek.

Diğer dokunulmazlar? Yok onlara hala hesap sorulamayacak.

Madde 24 - 12 Eylül darbecilerine yargı yolu.

Bu madde de bence vitrine konulabilecek tek şey olacak...

Bilginize sunar, "Evet" taraftarlarının kitapçığından aldığım bu detayları da tarafınıza arz ederim efenim...

Yarın bendeniz Gavur İzmir'imin Gündoğan meydanında Kemal amcamı  dinlemeye gidiyorum bir de "Hayır" cıları dinleyelim, kararımı ondan sonra vereceğim, sizleri de beklerim...

Eylül 03, 2010

Gülüyorum...

- Herkesin daha düne kadar adını anmamışken bir anda Anna Piaggi hayranı olmasına...


- Dün akşamki malum yemeğe giden arkadaşımın yemeğe gelen bir kaç milletvekilinin yaptıkları konuşmada, "Evet demelisiniz, şimdi uzun uzadıya anlatmayayım ama siz kadınlar için iyi bir şeyler olacak" diyerek açıklama yaptığını anlatmasına...


- Melis Alphan'ın Ayna'sına. Hele bugün 5 dk güldüm.

- Herkesin ya Kızılay dağıtmış gibi bir örnek, ya da farklı olmak için palyaço gibi giyinmesine.


- Bu aralar Facebook'da dolaşan kimi siyasi esprilere. Bir tanesine de 15 dk güldüm.

- İnsanların bilmediği şeyleri karşısındakilerin de bilmediğini farzederek konuşmasına. Bayağı komik oluyorlar

- Yeni şirketimde yaşımı abartıp 40 ımdan sonra ile başlayan cümleler kurup, ' Aaaa siz 30 un üzerinde misiniz?' soruları ile 4 köşe olup, estetikçim çok iyi, numarasını ister misin diyerek ofiste şahane bir dedikodu yaratmış olmama,


- 100 bin umreci referanduma yetiştirilirken bizim sosyetikleirn bayram tatili sebebiyle oy kullan-a- mayacak olup, sonra da çıkacak sonuçlar için endişelenmelerine


- Ponpon kızlara pantolon giydirecek olan İran kadar medeni olamayıp, kızları gözümüzün önünden kaldıracak olmamıza,


- Başkasının işine burnunu sokan Tarkan'a !!!, bakanın "Ben şarkı söylesem olur mu? sözlerine,

bu aralar çoook gülüyorum...

Eylül 02, 2010

Falan filan...

İzmir yolu gözüktü !!!

Gelecek haftalar içerisinde bir uçaktan inip diğerine bineceğim, bu sebeple bol bol çikolata yiyecek ve bir kaç da kitap bitireceğim.- Uçak ritüeli-

Ama en keyiflisi İzmir olacak.

30 kiloya yaklaşan oğlumu kucaklarken sakatladığım belimi fuar koşturmacası ile eziyet kıvamına getirmişken, biraz olsun dinlendirebileceğim.

Midye dolma yiyeceğim- İstanbul'dakiler yenmez, karpuz kadarlar- Gevrek ve Kumru da. Ramazan bitsin, bir gece de balığa çıkarız fena mı olur? İzmir'e gidince bizim için yaptırdıkları şu özel pideden de yaptırırlar mı acaba? İçine biraz acı biber turşusu ve bol taze roka !

Opppsss. Açlık başına vurmuşken insanların, neler yazıyorum !?




Bu aralar hayatımız hızla değişiyor. Çok doğruymuş şu söz: Hayat siz planlar yaparken başınıza gelenlerdir.

Bizim hayatımız da bir anda değişti, yine uzaklıklar, yine başka planlar programlar var hayatımızda.

Tam oh demişken yeni eve yerleşip, belki , gideceğim yine.

Bilemiyorum.

Şimdilik oğlumu bu göçebe hayatımızdan uzak tutacağım bir yılı planlayabiliyorum sadece.

Bir dahaki hafta fuara gidiyorum, ondan önce sandığa. Bu arada bir araba bakmalıyım. Sonra okullar açılıyor, bizimki ilkokul bire başlıyor, kursları, bizim fuar sonrası telaşımız derken günler su gibi akacak sanırım...



Sandık demişken, arkadaşlarımdan birinin bir işi, bir diğerinin eşi ve işi ile çıkarları, birinin partiye girince bir senede  muayenehanesini bir kaç katlı hastaneye çeviren hanımın yemeği ile oylarına karar vermesi, bana bir daha asla bu konularda yazmayacağıma, konuşmayacağıma ve artık ülkemden boşu boşuna ümit etmeyeceğime dair yemin ettirdi.

Birisi bana artık zengin olabilmenin tek yolu onlara katılabilmek dedi.

Ben ise satacağıma sürünürüm daha iyi...