Kasım 26, 2010

Bu aralar...

hevesle takip ettiğim dizi: Fringe

ona alternatif olabilecek tek dizi: The Event

en çok güldüğüm dizi: The big bang theory

en sürükleyici kitap: Psikoanalist

en çok sabırsızlıkla beklenen kitap: Ejderha dövmeli kız'ın 3.sü

en çok okunan blog: Vogue Türkiye 'nin blogu ( Melis Pekand'a bir alkış )

en iyi genç moda bloger: Nil Ertürk ( tanışmasak da Modamutfağı olarak bizim favori blogger ımız )

en çok dinlenen şarkı:  Katy Perry - Fire Work

yol açıkken ve gaza basarken en keyifle dinlenen şarkı: Rihanna - Only Girl

trafikte sabırlı sevgili bir insan olmamı sağlayan şarkı: Eliza Doolittle - Pack Up

en çok dans ettiren şarkı: Spankox - You like Torero

teenage zamanlarına götüren şarkı : ( Evet ben bir dinazorum ) Black Eyed Peas - The Time

en çok kurulan hayal: Ocak ayında Brezilya'da Amy Winehouse konserinde olmak

oysa muhtemelen olacak şey: Bir ay sonraki fuar için kumaşların arasında akşamın bir vakti cebelleşecek olmak

buna rağmen ofiste en keyifli şey: mayo koleksiyonları hazırlamaya devam etmek

ve en yorucu şey: hala mayo koleksiyonları hazırlamaya devam etmek

en hayıflandığım şey: bloga yazacak onca şey varken zaman bulamamak

akşamları zamanımı en çok alan şey: o sırada bir şeyler atıştırıyor olmak

en çok atıştırılan şey: çikolata ve Fransa'dan aldığım ne yazık ki burada muadilini bulamadığım çikolata parçacıklı sıcak çikolata ( lı süt)

en bilinen yan etkisi: Tartıda görülen çikolata parçacıkları

en keyifli heyecan: oğlumun anlattıklarını, fikirlerini, hayallerini ve yaklaşan yılbaşı heyecanını dinlemek

en çok heyecanlandıran: yılbaşı için kendime hediye sipariş ettiğim yeni telefon ve fotoğraf makinası

en çok üzen şey: sevdiklerinden uzakta olmak ve kimilerini bir daha hiç göremeyecek olmak.

en çok sinirlendiren şey: Sabahları trafikte tartışacak en az bir süzme salağa rastlayabilmek ( Bir gün sıkacaklar bir bacağıma )

en çok düşündüren şey: Seneye yine şehir değiştirme ihtimalimizin olması ( Çoook uzaklara, çoook )

en çok can sıkan şey: ülkemin gidişatı ve benim artık bu konuda yeterince açık yazamayışım ( malum eleştireni alıyorlar içeri )

en çok yaptığım şey: yılın sonuna gelirken bu yazı gibi, yılın ve son yılların çok fazla muhasebesini yapmak.

yapamadığım şey: Liste uzar giderken yazmaya devam edebilmek...

Devamı... Bir ara...

Kasım 21, 2010

Diziler ve dizi dizi kitaplar

Sevdiğim bir arkadaşım, yine yazmıyorsun bu aralar dedi.

Bilmiyorum, sanırım canım yazmak istemiyor dedim.

Yoo, sen her yılbaşına doğru böyle oluyorsun dedi.

Hiç farkında değilim.

O senenin yorgunluğu olduğunu söylüyor, kimileri herkesin yıldızının düşük olduğu zamanlar olur der, belki de öyle.

Canım hiç bir şey yapmak istemiyor desem yalan söylemiş olurum.

Misal bu aralar bol bol film izliyor, kitap okuyorum, hatta yeni bir bağımlılığım var. Siz bana dizi sorun ben söyleyeyim.

Bizim 90 dakikalık ağdalı dizilerden bahsetmiyorum tabii.

Amerikan dizi endüstrisi ve onların hayal gücü geniş senaristleri sağolsun.

Bu aralar yeni favorim "The Event" ve giderek heyecanı arttıran dozu ile "Fringe"

Milletvekili hanfendi hiç endişelenmesinler zira Türk örf ve adetlerini, bizim gibi namuslu, terbiyeli ve beyni şeyinde değil haşaaaa !!!, tam tersine yerinde efendi halkımızı baştan çıkaracak tecavüz sahneleri falan da yok o dizilerde.

Kitaplara gelince. En son Psikoanalist'i okudum. Bu tarzı sevenler için etkileyici bir kitap. Asi melekler bir günde bitti. Eh işte denecek senaryolaşmaya hazır bir hikaye ama en azından o da sürükleyici.

Demek ki neymiş?

Yılbaşına doğru hala yazabiliyormuşum :)

Daha sonra hayatımda yine bir karar aşamasında olmanın verdiği stresten, geçip giden ballı bayram tatilinden, ve gelen yılbaşının hazırlıklarından bahsedeceğim.

Bu sefer söz arayı açmadan...

Kasım 14, 2010

Ülkemin hali bütün" çıplaklığıyla" bu haberde aslında...

Bugün Hürriyet aldınız mı? Kültürazzi köşesini okudunuz mu?

Okumayanlar için oradan bir parçayı aynen iletiyorum.

Tam bir komedi...

"Alacakaranlık" serisinin seksi, masum vampirlerini tahtından indirmek için ‘Asi Melekler’ ortaya çıktı biliyorsunuz.

Şimdi yeni fenomen onlar...


Danielle Trussoni’nin yazdığı roman Türkçeye çevrilip Doğan Kitap tarafından yayımlandı.
Tanrı tarafından lanetlenip mağarada zincirlere bağlı bir şekilde tutulan asi meleklerle melekbilimcilerin savaşını konu alan romanın film hakları da çoktan satılmış durumda. Yani meleklerle vampirlerin savaşı çok yakın bir zamanda kitap sayfalarından beyazperdeye de taşınmış olacak.


Ben o savaştan önce meleklerin Türkiye’de yaşadığı başka bir mücadeleyi anlatayım bugün size.
Kılık kıyafet savaşını.


Bütün dünyada oldukça iddialı kampanyalarla okura tanıtılan romanı Türkiye’de yayımlayan Doğan Kitap da benzer bir çalışma içine girdi. Ayağından kelepçelenmiş yarı çıplak melek görseli kitapçı vitrinlerini süsledi. Etkileyici bir imaj çalışması yapıldı.Sadece afişler değil, maket melek heykelleri de hazırlandı büyük kitabevi zincirlerinin önüne konulsun diye.


Ancak bir süre sonra meleklerin bel bölgesi kapalı olsa da üst kısımlarının çıplaklığı sorun olmaya başlamış.


“Böyle müstehcen melek mi olur” şeklinde şikayetler gelmeye başlayınca da yayınevi yaptığı maketleri giydirmek zorunda kalmış. 


‘Asi Melekler’ de yeni kıyafetleriyle birer Romalı askere dönüşmüş. Bu arada göğüs bölgesi örtülmek istenen meleklerin erkek olduğunu da belirteyim.


Bakalım daha neler gelecek bizim asi meleklerin başına...



Dip  not: Asi Melekler'e bugün başladım. Kimi bölümlerde anlatılmak istenen sakız gibi uzatılsa da konusu ile benim sevdiğim türleri yakalıyor, ve konuda ilerledikçe daha da sürükleyici oluyor. Ejderha dövmeli kız'ın 3. sünü beklerken iyi gidiyor.


Dip sos: Paris'in meşhur Prenses Hicab'ı bizde olsa göğünü gere gere ortalarda dolaşıp, ilk kez bir sokak sanatçısı omuzlarda taşınırken, "Türkiye seninle gurur duyuyor" tezahuratları almaz mıydı? 



Kasım 11, 2010

Metrobüs ve Bayram !?

Eskiden tüketici dernekleri halkın zararına olan konularda idare mahkemelerine dava açabiliyordu. Ancak pakpartinin oyları ile bu hakları ellerinden alındı. Elimizden alınan ama farkında olmadığımız bir çok hak gibi.

Bu sebeple metroya gelen zammı protesto edenlere gönülden destek veriyorum.

Hiç bir konuda bilgimiz yok, bari yediğimiz kazıkları bildiğimiz konularda sesimizi çıkaralım. Ancak biliyorum ki etliye sütlüye karışmayız, hiç olmazsa sesini çıkaranlara destek verelim, bari bizde olmayan cesaretlerine saygı duyalım.

Özal dönemi zenginleri gibi bu dönemin de pıtrak gibi zenginlerinin çıktığı günümüzde lale devrindeymiş gibi saltanat içinde yaşayan büyüklerimizin ellerinden, metrobüsleri protesto edip bedava binerken yerlerde sürüklenmeyi göze alan küçüklerimizin de gözlerinden öper, kurbanlık koyunlara benzeyen hepimize iyi bayramlar dilerim...

Kasım 05, 2010

HM Partisi hikayesi...

Bu akşam HM in açılışı öncesi yapılan alışveriş partisine davetliydik. Şebnem'le fırsat bu fırsat diyerek erken gidip , daha önce pek fazla gezme şansımızın olmadığı Forum İstanbul'da zaman geçirmekti amacımız. Öyle de yaptık. Ancak Forum o kadar büyük, ve o kadar çok marka bir arada ki, bir süre sonra ayaklarımızı sürümeye başladık, partiye kadar oturacak bir yere ihtiyacımız oldu. Ve bunun için sanırım en iyi yeri bulduk. Yemek sonrası Türk kahvesi içmek için en berbat mekan olsa da, kırmızı halının başlangıç yeri olarak Starbucks gayet iyi bir yerdi. Herşeyden önce...

alışveriş partisine 15 (bin) pondluk iğne topuklar, tütü etekler ve palyaço kıyafetleri ile gelenleri izlemek keyifliydi. Tam tek düz ayakkabılı bizler miyiz derken neyse ki yalnız olmadığımızı gördük. Arkadaşımız Selçuk harika fotoğraflar çekerken partiden hoşumuza giden stil sahibi insanları da fotoğrafladı ki umarım yarın sizlerle paylaşacağız.

Asıl bomba, parti saatine doğru açılışa gitmeye kalkışınca patladı. Daha 15 dakika önce geçtiğimiz yerde şimdi sıraya girmiş 100 den fazla insan vardı.

Ülkemin yarısı VIP mış.

Bir süre sıra bekledikten ve şansa bakın tam önümde lise arkadaşıma rastladıktan sonra, blogger olarak basın kartımızla giriş yaptık. Girer girmez her zamanki gibi :) Zeynep Tnnuslu ile karşılaştık. Şebnem'le kısa bir söyleşi yaptı, sanırım cts TV8 deki programında HM partisini de bizi de izleyebilirsiniz. Artık inanıyoruz ki her zaman ilk karşımıza çıkan bir nevi meleğimiz o.

İçeri girenler olup hiç çıkan olmayınca tahmin edeceğiniz gibi izdiham oluştu.

PR şirketi öyle canla başla çalışıyordu ki, bu kalabalıkla çok iyi baş ettiler doğrusu.

Ancak ne yazık ki bu açılışa kasalar yetişmedi.

Önce neler üretilmiş, ne desenler ne renkler, ne kıyafetler var, ne kadar fiyata satılıyor, meslek merakı ile incelerken, kendime bir şeyler seçmeye fırsatım olmadı. Bir kaç parçayı elime aldığımda ise çok geç kalmıştım. Zira bu sefer de önümdeki 100 kişi kasa kuyruğundaydı. Ben yarım saat bekledikten sonra kalabalıktan baygınlık geçirecekken, elimdekileri Şebnem'e bırakıp çıkmadan önce sadece 1 mt ilerleyebilmiştim.

Hoş Şebnem'de seçtiklerimizi fotoğraf ve söyleşiler uğruna bir kenara bırakmak zorunda kaldı ya...

Özetle:

Keyifli bir açılıştı. Stil sahibi bir çok insan oradaydı, fotoğrafladık, tanıştık, konuştuk.
Alışveriş edemedik belki ama o keyfe vardık. Her şeyi inceledik.
DJ in seçimleri süperdi, kendisine sevgilerimizi yolluyoruz.
Tatmaya zamanımız olmasa da bir açılış için içki ve kanepe servisi harikaydı.
Çalışanlar son derece neşeli ve güleryüzlü. Umarım savaş meydanını toparlarken de biz davetlileri güleryüzle anıyorlardır.

Daha da sadede gelirsek.

Mağaza, yurtdışında gördüklerime nazaran oldukça küçük. Umarım bir dahaki mekanları daha büyük olur ki daha çok çeşit gelir.

Geçen ay Paris'te gördüğüm ürünlerin bir kısmı burada, hatta bana sorarsanız sanki daha da uygun fiyatlara. Ancak çok yeni ürünler de var. Yine de sitede gördüğüm pek çok ürünü bulamamk üzücü.

Klasik HM dekorasyonuna sahip.

Ürünler çok çeşitli ve zevkli. Benim favorilerim kolsuz trençkot, pelerin trençkot, uzun dizüstü elbise gibi giyilebilen kazaklar - 39.90 TL- desenli bluzlar, omuzları dantelli tşirtler, iç çamaşırı ve aksesuar reyonları. Çok hoş minimal deri bluz ve mini elbiseler vardı ki onları da es geçmemeli.

Son olarak cts günü 11.00 de yapılacak açılış için ilk 200 kişiye sınırlı sayıda üretilen bir armağanları olacağını, ancak buna rağmen, sabır taşı değilseniz, bu geceden sonra, size açılış gününde orada olmamanızı tavsiye edeceğimi de hatırlatmak isterim.

İyi HM ler...
.

Kasım 03, 2010

Alem çocuk

Bizim minik bey bırakın tabağı bardağı, her yemeği, salatası ve tadılacak parça için ayrı çatal kullanıyor. Salataya ayrı, makarnaya ayrı, ana yemeğe ayrı, masadaki böreğe ayrı, turşuya ayrı...

Annem takılıyormuş saraydan mı geldin sen diye.

Bir gün eve geldiğimde bana biz saraydan mı geldik anne diye sorunca öğrendim.

Her evde küçük birer prens prenses yetiştiren bir nesiliz ama o kadar da değil : )

Biraz önce evimiz bilmemkaç odalı malikaneymiş gibi, beni arasanız ben televizyon odasındayım demez mi?

Bir önceki hayatında kesin saraylıydı bu alem çocuk...

Dip sos: Bu arada bugün balık ve salatayı yemesi, sonrasında aynı iştahla bitirdiği ödevlerine doyamadan geri dönmesi, Allahın sevdiği kulum sanırım dedirtti. Dilimi mi ısırayım ?

Kasım 02, 2010

Yuh !

diyorum, daha ne denir bilmiyorum...
Onların tarzıyla soralım:
Buna daha ne denebilir?
a-Dansöz
b-Densiz
c-Dalkavuk
d-Hepsi