Büyümek üzerine…
Biz kadınlar ilişkilerde çoğu zaman kendimizi geride bırakıyoruz. Bu sadece romantik ilişkilerde olmuyor, dostluklarda, aile içinde, hatta çocuk meselesi söz konusu olduğunda bile aynı yerden yaralanıyoruz. Anlamak, idare etmek, toparlamak, yük almak… Sanki görünmez bir görev tanımımız varmış gibi. Kim üzgünse onun yanına gidiyoruz, kim dağınıksa onu biz topluyoruz, kim eksikse biz tamamlıyoruz. Bunu çoğu zaman yakınlaşma sanıyoruz. Oysa bu, kendimizi kendimizden uzaklaştırmak olmuyor mu? İkili ilişkilerde bunu daha kolay fark ediyoruz belki. Çünkü bir noktada yalnız hissediyoruz. Ama dostluklarda daha sessiz yaşanıyor bu. Hep arayan soran oluyoruz, hep dinleyen, hep anlayan. Yorulduğumuzu söylediğimizde “ama sen güçlüydün” deniyor. Güçlü olmak, hiç yorulmamak sanılıyor. Hiç vazgeçmemek. Oysa insan en çok, güçlü zannedildiği yerde yalnız bırakılıyor. Aile meselesi daha da karışık. Orada roller daha derinlikli. Küçüklüğümüzden beri “sen idare et”, “sen alttan al”, “sen büyüksün” denerek...