Ağustos 02, 2021

Yanıyoruz


 Ne yazacağımı bilmiyorum.

Aslında çok şey var söyleyecek ama nereden başlayacağımı bilmiyorum.

Daha acısı anlatsam kaç yazar diye düşünüyor olmam.  

Benim hissettiklerimi benim gibi düşünen, sorgulayan, doğayı hayvanı seven herkesin zaten hissettiğini biliyorum. Oysa bana dokunmayan yılan bin yaşasın diyen, ne çevre bilinci ne ülke öngörüsü olan ilkesiz bir kesimin bizim kadar çok olduğunun, ve bu eğitimsiz kesimin bunları okumayacağını, okusa da anlamayacağını, anlasa da işine gelmeyeceğinin farkındayım. 

Kendi çalıp kendi söyleyen bir deli gibi hissediyoruz kendimizi.

Ormanlar yanıyor. Uçsuz bucaksız ormanlar. Onlarca yıl yetine konamayacak ağaçlar. 

Siz hiç bir ağacın yanarken çıkardığı sesi duydunuz mu ? Ben duydum. Ağlar gibi çıkar o ses. Ağıt gibidir. Çaresiz kalırsın. Söndürebilsen bile o tek bir ağacı, için için ağlar gibi yanmaya devam eder.

Ağaçlar, hayvanlar, ekolojik denge öldü orada. İnsanlar öldü. Evler, umutlar, hayaller, anılar yandı bitti kül oldu. 

Hala da yanıyor.

Çünkü bir orada bir burada yangın çıkarılan bir savaşın içindeyiz. Bin odalı bilmemkaç sarayın elektrik giderine yetişemiyorken arttırılmış vergilerimiz, 5 yerden maaş alanları doyuramıyorken, yangın söndürecek uçaklar alacak paramız kalmamış öğreniyoruz ki.   Vergileri sorunca kızıyorlar sanki ben o paraları bugünler için vermiyormuşum gibi. Üstüne hala para istiyorlar. İnanmayacaksınız ama yağmur duası edip tekbir getirirsek yangının söneceğine, dışarıdan yardım alırsak işgal edileceğimize, kafamıza çay poşeti attıklarında yaralarımızın sarılacağına inananlar var. 

Yangınlar hala sönmedi. Kimse bu konuda tutuklanmadı. Bir yandan ülkeye elini kolunu sallayarak giren ne idüğü belirsiz Afgan istilasını kimsenin konuşmadığı gibi, satılmış gazeteciler ve kanallar yangını da kaale almadı.

Cehennemin yedi kaç dibinde ateşlerde de onlar yansın diyorum ama sayelerinde inançlı bir insan da değilim artık. Bu ülke zaten cehennemin ta kendisi şimdilerde…

Haziran 20, 2021

Her şeyi bilen adam

Durun bir dakika. Cinsiyetçi bir başlık atmak istemem. Tabii ki bunun kadın versiyonları var. 

Biz buna kendi aramızda Hıncal Uluç’luk yapma da deriz. O da bir zamanlar her konuda ahkam kesip yorum yapardı ya, Her şeyi bilirdi heeerrr şeyi. Şimdi hala öyle mi yazıyor, hatta şu an hala bir yerlerde yazıyor mu bilmiyorum. Okumayı bırakalı yüzyıllar oldu. 

Bu tiplerin psikolojik sebeplerine inecek değilim, ne kıçıkırık benzer bir bölümü bitirip kendime psikolog diyen üçkağıtçılardanım, ne de bir kaç kitap okudu diye ahkam kesecek olanlardan. Ama az çok hayat tecrübeme dayanarak şunu söyleyebilirim. Muhtemelen altta kalmama isteğidir bu, yetersizlik korkusuyla karışık. Bilmiyorum demeye korkarlar. Arkadaşlar ya ben bu konuda çok bilgi sahibi değilim siz ne dersiniz diye sormak zulümdür. İnatçıdırlar. Hayır hayır her şeyi en iyi onlar bilir.

Ya o kadar mı bilinir her konuda ya? 

Bir iki yemediğini belli edersen mi mimlenirsin o bambaşka hikaye. Hep bir aman canım cicim tipler ister yanında. Sesini çıkaranı sevmez. Hatta hiç bir şeyi beceremeyeni, hiç bir şey bilmeyeni sever, bayılır bayılır ona, öyle sever ki onu neden sevdiğinin farkında bile değildir eminim.

Her yerde karşınıza çıkarlar, her yerde… Kaçamazsın. O kadar çoklar ki.  

Eeee iyi tamam varlar da, biz ne yapacağız Aslı diye soruyorsanız, nacizane önerim geri çekilip izlemenizdir. Üzgünüm başka çaresi yoktur. Zamanı gelince de uzaklaşacaksınız yanından. Bir tık sonrası dalganızı geçmektir ki dozu kaçarsa hoş olmayabilir.

Belki benim de tavrımdan kaynaklı savaşmamayı seçmem daha iyi oluyor. Çünkü ben çok iyi bildiğim konuda bile insanların fikrini sorup onlara saygı göstermeyi tercih ederim. Sanırım bu çok bilmişler onu da bak bilmiyor neyse ki ben biliyorum diye algılıyor olabilir.

Dediğim gibi ben gülüp geçip sessiz kalmayı tercih ediyorum. Bakıyorum uğraşıyorum karşımdaki değer bilmez bir de ukalalık yapıyor, içten içe gülerek izliyorum . Sonra da arkadaşlarımızla kahkahalarla gülüp dalgamızı geçiyoruz o da ayrı mevzu tabii…

Yani demem o ki salın gitsin. O her boku bilen adamla savaşmanın anlamı yok, gerek de yok. Size öğrettiği artı bilmemkaç point sabrı cebiniz koyup ona el sallayarak yolunuza devam edin.

O da kendisine içten içe gülecek yeni yüzlere ahkam kessin. Üzgünüm canlarım dünyanın düzeni bu…


Güle güleee…

Haziran 09, 2021

Başlıksız…

 Gazeteyi açıp bakıyorum. Bir ilan. Aslında bir haber. “İnsanlar gittiğinde arkalarında bıraktıkları kıymetleniyor belki de. Ben de hayattayken kimse için bir değeri olmayan ama benim için değerli parçaları sevdiklerime bırakırım.” yazıyor haberin başında. Altında siyah beyaz fotoğraflarda, bir kaç şarap şişesi , bir iki parça eşya, bir iki kitap var. Bir sonraki satırda ise şöyle yazıyor: Umarım babamdan önce ölürüm.

Dün gece babasını 20 yaşında kaybetmiş babamın bu yazdıklarını gördüm rüyamda. Bana kırgın mı acaba benden bahsetmemiş diye düşündüm. Sonra onun aslında yıllardır burada olmadığını farkettim. Rüyamda nasıl hatırladım bunu bilmiyorum, zaten insan rüyasında nasıl bu kadar ağlar da gözü yaşlı uyanır onu da anlamam ama oluyor işte. 

Erken uyandım bugün. Yatakta kıvrılıp aslında hiç var olmamış o gazete haberini düşündüm. Ara ara rüyalarıma giren hiç var olmamış o aynı, aydınlık, büyük pencereli boş evde hiç eşya yok ki dedim kendime. Çok önce boşalttı o evi. Arada bir hayatımda hiç görmediğim o eve, onu görme ümidiyle gidiyorum.

Hiç büyümemiş, muzır, yaramaz küçük bir çocuktu o. İyiydi, iyi bir insandı. Eğlenceliydi. Öyle güzel hikaye anlatırdı ki kalkamazdın karşısından. Güzelliklere düşkündü. Çok özlüyorum onu. Sadece acılarını hep silip süpürüp görmezden gelen ben, çok düşünmemeye, üzülmemeye çalışıyorum. Çünkü ben de onun gibi hep acılardan kaçar saklanırım. 

Sonra rüyalarımda yakalanırım…