Kayıtlar

Sus pus...

Gece. Gece yazıyorum Moda mutfağının yazılarını. En sessiz, en çok bana ait olan zaman bu. Dışarıda acaip bir yağmur var. Çok lezzetli de bir beyaz şarap bulduk o da yanımda. Haftasonları kalori hesaplamaya son. Nasıl rejim mi bu? Böyle rejim. Aslı stili... Real player 11 tavsiye ediyorum. İstediğiniz videoları kolayca download ediyorsunuz. Böylece yepyeni keyifli bir albümüm oldu. Şu aralar en çok Slumdog'un soundtrackini dinliyorum ama şu anda Nil'in son albümü var arka fonda. Şiddetle tavsiye, çok eğlenceli. Döner dönmez de her daim dinlemek için tiz sidisi alına... Bir yandan da Tv açık. Mtv de geceyarısı programı. Tıfıl ahalisine yasak programlardan. İkiz kardeşler biseksüeller ya, kız erkek sevgili seçiyorlar falan filan abuk bir şey ama daha abuğu yarın gece 12 de. Acaba Paris'in yeni kankası kim olacak? Hayır oraya katılanlar, ve hatta katılmakla kalmayıp o kaprisleri yerine getiren dahası sonrasında salak bir partiye onunla gittiği için ağzı kulaklarına varanlar iç...

Sorum var.

Evdeyim ya. Ev hanımı modu ile bazen sabahları tembellik yapıyorum. TV yi açma gafletinde bulunuyorum kimi zaman. Adına " Ziyan " diyebileceğim programlar var. Evet yani, ister zarar deyin, ister ziyan, ister rezillik. Akıllara zarar... Bir kanalda bir program var sadece halkı bilinçlendiren, eğriyi doğruyu konuştukları. Hani cahil halkımıza ilaç olmaya çalışan. Ama onu izleyince de sinirim bozuluyor. Bu da olmamıştır diyorum, bu olamaz. Siyasete, dine, konu komşuya gelince herkesten müslüman geçinen insanların yaptıklarına, yaşadıklarına bakınca ben utanıyorum onlarla aynı milletten olmaktan. Gülüyorum artık. AB hayallerimize, rezilliklerimize, cahilliklerimize, cahilliğin verdiği o aptallığa, sapkınlığa, bu milletin geldiği hale. Ağlanacak halimize gülüyorum artık. Televizyonu kapatıp gazeteleri açıyorum, daha da pişman oluyorum. Çekilen nutukları, tutulmayacak sözleri, abuk subuk tartışmaları, memleketimden insan manzaralarını, 3. sayfa haberlerini, ünlücüklerin söyledikle...

Karışık...

Hayat garip. Kızlarla sohbet ve şarap arası, tam da İstanbul'a İzmir'e gidişlerimizi konuşurken alt yazı geçiyor uçak faciası ile ilgili. Tüm gün bir yerlerdeymişiz, haberimiz yok. Lost izlemeyi severiz ama işin içine gerçekler girince korkarız. Korkmamak elde mi? Zaten son zamanlarda mailler dönüyor, havayolları deve kesenlerin eline geçtiğinden beri eskisi gibi güvenilir değil diye. Gel de güvenip bin şimdi. Kevin Costner'lı reklamı bırak, bir yanıma Brad bir yanıma Sawyer'ı oturtsalar kaç yazar? Burada günler tembel. Oğluş sömestre tatilinde. Evde sıkılıyor, bir de üzerine üşütmüş, tam evlere şenliğiz. Elimden geldiğince bir yerlere götürüyorum bu arada. İyi haber karnenin iyi gelmesi. Artık ingilizce cümleler kurmaya başlıyor. Evde zaman geçirmeyi seviyorum. Yarın belki de evden çalışabileceğim bir iş için mail atacağım. Bu arada bir kaç Türk arkadaşla daha tanıştım. Yavaş yavaş anlaşabileceğimiz arkadaşlar tanımaya başlıyoruz, ama birbirimizi tanımamız zamana alac...

Şans...

Akıllıbebekten bu hafta... Size de oluyor mu? Bazen duyduğum kimi şeyler karşısında garip bir suçluluk kaplıyor içimi. Benim suçum olmadığını bile bile bu hisse kapılıyorum. Düşünüyorum sonra ya bu kadar şanslı olmasaydım? Biz insanoğulları aslında kolay beğenmeyiz hiç bir şeyi. İçimizde bir yerlerde hep daha iyisini, daha güzelini, o da olmazsa mutlaka bir diğerini isteriz. Başımızı sokacak bir ev isterken önceleri, evi aldıktan sonra aklımızda o civarda gördüğümüz başka bir ev vardır. Küçük şirin bir mutfak yeter dedikten sonra kendimizi dergilerdeki salon salomanje mutfaklara, parlak yüzeylerine, en yeni modelleri ile ankastrelerine bakıp hayal kurarken buluruz. Çocuğumuzun karnesi ile gururlanırken, bir yandan da ne olurdu bilmemkimin çocuğu gibi kitaba da düşkün olsaydı diye düşünürken yakalarız kendimizi. Alışveriş yetmez, daha ertesi gün beğendiğimiz bir ayakkabıya iç geçirebiliriz. İşte bu zamanlarda bu girdap ve hayatın rutin koşuşturması içinde unutuveririz, aslında ne kadar...

Hmmm...

Hmmm. Gece yatmadan önce yazdığım aşağıdaki posttan da göreceğiniz gibi bu sene Oscar tahminlerim bir kaç ödül ve en iyi kadın, erkek yardımcı oyuncu ödülleri dışında çıkmadı. Kate'in alacağı kesindi saymıyorum bile. Milk'i izlemedim ama Sean Penn gibi bir usta varken zaten diğerlerinin şansı azdı. Hele ki Amerika'da çok tartışılan eşcinsellik konusu mevzubahisken. En azından müzik konusunda Oscar jürisi ile kesinlikle aynı fikirdeyiz.

Slumdog Millionaire ve Oscar tahminleri

Resim
Benjamin Button'u beğenip, sıkı bir Brad Pitt hayranı olup, karşısında rakip tanıyabilir miyim? Hayır. Ama bu kadar bahsedilen filmi izlemeden ahkam kesmek olmazdı. Ben de Oscar'a saatler kala izleyebildim. Film çok eğlenceli, farklı, ve eğlenceli. Peki bunlar Oscar'da en iyi film olmasını sağlar mı? Hayır. Evet belki Oscarlık insanın içine işleyen bir film yok bu sezon ama ben hala Benjamin Button taraftarıyım. Brad Mickey'e kaptıracak ödülü diyorlar, ona da üzüldüm doğrusu ama yarışma bu. Hak eden alsın. İzlemedim ama dediklerine göre Mickey o ödülü hak ediyormuş. Kadın oyuncu ödülünü de Kate'in alacağı kesin gibi. Penelope da yardımcı olabilir. Bu arada soundtrack'e özellikle de filmin başlarında yer alan şarkıya bayıldım ! Paper planes de var. Bir de O Saya ve Jai Ho var. Bu yaz gece klüplerinde çok duyacağız. Pardon çok duyacaksınız :) İşte bu da Riots. Şarkı bittiğinde altındaki linklerden tüm Soundtrack'i dinleyebilirsiniz.

Önce kötü haberi söyle...

Kötü haber: Yaşlanıyorum. Kimse aksini iddia edemez tabii ama bunun farkına varmak çok can sıkıcı. Misal artık nutellayı kesince hooop diye süzülmüyorum. Bir de o nutellalar falan fena yerleşiyorlarmış. Kilon eskisinden az da olsa bir yerlerde saklanıyorlarmış. Moral sıfırın altında beş, hava soğusa kaç yazar? İyi haber: Meğer iştahım gerçekten de su içme alışkanlığımın olmamasından kaynalanıyormuş. Bugün 2 litreyi şimdiden tamamladım, 1200 kalorimin hala 100 kalorisini bir şey yiyerek kullanabilirim. Aman pek gururlandım kendimle canım...