Kayıtlar

Balonundan ayrılamayan çocuk...

Resim
Şimdi içeri gidip üzerini açmış mı diye bakayım dedim, çok güldüm çoook. Derin uykuda, ama bırakmıyor. Şu halini görünce öpüyorum kokluyorum, mırıldanıp dönüyor ama balon hala elinde...

Çiçeklerim, çikolatam ve ben...

Resim
Evet bu aralar biraz asabiyim. Olan biten olaylara sinirlenmekle kalmıyor, insanların umursamazlığına öfkeleniyorum ama en çok sanırım bir şey yapamadan oturuyor oluşum beni yiyip bitiriyor. Ne yazık ki bireysel olarak,bir ses olmaktan başka işe yarayamıyorum. Düşüncelerim kimilerini rahatsız etse de doğru bildiğimi de yazmazsam çıldırırım herhalde. Ama gel gör ki sinirlenmek bir işe yaramıyor. Bugün tüm haberlerden ve beni sinir eden herşeyden uzaklaşmak için 3 şey yaptım. Öncelikle haberleri de, mümkün olduğunca interneti de açmadım. Sonra kendime favori çikolatamdan çıkarıp bol köpüklü koca bir kahve hazırladım Sonra çiçekçime gidip zamanı geçmeye başlayan güllerimin yanına sakız sardunyalar aldım. Baktım rahmetli anneannemin bahçesindeki Aslanağızlarından var, onlardan da aldım. Ben nasıl küçükken oynuyorsam oğluş da oynasın diye. Sonra bir saksım için koca bir papatya aldım. Küçük saksılarıma artan sardunyaları diktim. Ne renk olacaklar bilmiyorum, sürpriz. Çiçekçi s...

Ve Püfffffffffffffffffffffff...

Resim
Diesel'in sloganlı tshirtlerinden almıştım bir süre önce. Yukarıdaki slogan içlerinde en dikkat çekici olanı. Günümüz gerçeği de bu değil mi? Herkes ahkam kesmeye bayılıyor. 20li yaşların başındakiler bile herşeyi bildiklerini sanıyor. Benim okuduğum kitap kadar yaşı olmayanlar kitap kritiği yapıyor. 3 gün dışarıda yemek yiyen gurme sayılıyor. Berbat bir film çeviren, oyuncu, sabahların sedası edasında yazan,blogcu, her alışverişi seven, modacı, her duşta şakıyanın şarkıcı olduğu bir dönemde daha cümle kurmayı beceremeyip, " Geliyooo, gidiyo" diye yazanların yazdıklarımı beğenmeyip aklınca dalga geçmesine ne diyebilirim ki? Allahtan henüz onları yazar yapan yok. İnsan olmak maharet gerektirir. Zordur ama istersen zamanla öğrenebilirsin. Yoksa hayvanlardan ne farkımız kalır. Dediği gibi, Kurbağayı koltuğa oturtmuşlar o yine de çamura sıçramış. :)

Püffffffffffff

Can sıkıcı. Belki de bu sebeple kafamdakileri yazmak istemiyorum. Kafamın içinde hoş konular yok ki kağıda da onlar dökülsün. Neşelenmek için Twitter'da 24 saat mutlu mesut yaşayan, spordan çıkıp film izleyen, oradan yemeğe gidip alışveriş eden, "Dün akşam Plazmada izledim, Blackberry imden de yazmıştım ya, hemen ertesi sabah Jeepimin arkasına alıp attım" diyerek pembe dizi başrollerini canlandıranları izliyorum sessizce. Yok o bile güldürmüyor artık beni. Belki de insanlar bunca rezilliği, cehaleti, ve sefaleti çekerken başka insanların bu umursamaz tavırları, bu kast sisteminde yaşarmışçasına yazdıkları beni kızdırıyor artık. Görgüsüzlük Özal döneminde komikti, artık değil. Belki hayatın pespembe olmadığını öğrendiğimden beri çok fazla şey inandırıcılıktan uzak, ama tatsız bir masal gibi geliyor kulağıma. Belki de ben fazla kırılganım, relax olmalı, bencil olmalı, umursamamalı, arada bir ancak kendimi kötü hissettiğimde ona buna yardım edip vicdan rahatlat...

Boktan bir dünyada yaşıyoruz...

Haberin detaylarını yazamam. Başlığını bile bulamam. Okurken ezildim, büzüldüm, küçüldüm. Yok oldum. Peri masalları ile büyüttüğümüz çocuklarımızı antibakteriyellerle mikroplardan koruduğumuzu zannederken, dışarıda dolaşan onca iki ayaklı mikrobun gazetelere yansıyan dehşeti  okuduğumuz masallardan ne kadar da uzak. Onları nasıl koruyacağız? Nereye kadar koruyabileceğiz? Nasıl bir masal yazmalıyım oğluma? İnsanların sadece fikirleri için birbirini yumrukladığı bir dünyada, aslında herkesin kendi annesi gibi çocuklarla ilgilenemediğini, kimi çocukların sadece yemek ve oyuncak kıtlığı değil sevgi kıtlığı da çektiğini, hatta tam tersine şiddetle doyduğu bir dünyada yaşadığımızı mı anlatayım? O dünyada tecavüz diye bir şey olduğunu, lise çocuklarının 2 yaşındaki bebeklere tecavüz ettiğini, hatta bu bebekleri şantaj yaptıkları kızlara buldurduklarını mı söyleyeyim? Uzaklarda bir yerlede , onun gibi okula giden çocuklar olduğunu, ama bir sınıfta 50 kişi okuduğunu, öğretme...

Haberler...

Biliyorum biliyorum bir süredir yazamıyorum ama hayat bırakın su gibi akıp geçmeyi sele kapılmış gibi sürüklenip gidiyorum. Okuyorum, izliyorum, ama gelin görün ki fırsat olmuyor yazamıyorum. İş güç, ev, oğluşun yıl sonu telaşı derken yoğunum oldukça. Ne haberlerim var başka? Tanya'nın ve Ersin Hoca'nın Aliş'i geldi. Henüz arayamadım ama Şebnem'den duyduğuma göre çoook şekermiş. Sevdikleriyle beraber sağlıkla, huzurla, mutlulukla geçecek koca bir ömür diliyorum ona. Ve kocaman kokluyorum. Geçen haftalarda Ece'nin editörlüğünü yaptığı "Weekly" dergisinde Oscar törenleri ile 4 sayfalık bir "Moda Mutfağı" yazımız çıkmıştı. Ece, benden ilkbahar yaz modası ile ilgili bir yazı daha olsa ne iyi olurdu dedi. Koca "İlkbahar Yaz"ı bir kaç sayfaya sığdırmaya çalıştım, ama çok keyifliydi.   Ekonomi benim için sıkıcı haberler ve cüzdanımdaki paranın eriyip gitme hızından başka bir şey ifade etmese de neyse ki bunu ciddiye alan insanlar ...

Bahar gelince ne yapılır? - Volume 2

Resim
Mantarı açarken açacak sevincinden kollarını öyle havaya kaldırdı ki, kokusundan sarhoş olmuş gibiydi. Akşam biraz fazla kaçırınca sabah kahvaltıda Corn Flakes yemeli dedim. Ama o da uslu durmadı, içine bal ve çikolata sos istedi. Spor salonuna gidiyorum ne de olsa diye atıştırılan onca şeyden sonra ancak salata paklar beni. Ama geç gelen öğlen yemeği öyle acıktırır ki, daha salatayı hazırlarken, içine konulan malzemeleri parçalamaya başlarken yemeye başlar insan. Ton balıklı yapılırsa bol limon ve kırmızı biberle biraz taze soğan da eklenir. Bir de tulum peynirlisi yapılır ki, ona da bol roka ve ceviz konmalı. İlkbahar ve yazı sevmemek elde mi? Çilekler mis gibi, erik ve karpuz çıktı, üzerimizden o ağır kıyafetler gitti, tiril tiril, güneş sıcacık... Hmmm...