Ocak 15, 2008

Vini, vidi, vici olacak inşallaaah !!!

Yazacağım.

Uzun uzun yazacağım. Özledim yazmayı. Öyle kısacık paragraflar yetmiyor bana. Anlatamıyorum anlatmak istediklerimi. Hem zaten anlatacak çok şey olacak. O sebeple uzun bir yazıdır bu, şimdiden uyarayım istedim. Anlatmak istediğim her şeyi yazabildiğimde bitecek.

Ev, sadece bir kaç odadan ibaret değilmiş. İçine koyduğun eşyalardan da değil. Çok beğenerek aldığın çerçevelerin içine koyduğun yılların fotoğraflarıymış insana evinde olduğunu hissettiren. Sevgilinle soğuk günlerde sarmaş dolaş sarınıp oturduğun battaniyeye tekrar sarılabilmekmiş. Sohbetlerin içine sıkıştırdığın hayallerini gerçekleştirdiğin, hastalıklarını, hüzünlerini, özlemlerini, yada tam tersine arkadaşlarınla kahkahaları, çocuğunla oyunları, yorgun düştüğünde onu odasına yatırdıktan sonra sıcak kahveni alıp kitabını okuyarak kıvrıldığın yer minderiymiş kaloriferin yanındaki.

Velhasıl özlemişim evimi. Özlem ismine diyecek sözüm yok, ne çok arkadaşım var bu isimde sevdiğim. Ama kelime anlamı olarak sevmem. Belki de yıllar geçtikçe özlediğim şeylerin sayısı gün be gün arttığı için. Bir yandan yarınlara dair büyük hayallerim ve inancım varken, her geçen gün dünü özlüyor olmam bir tezat oluştursa da, bu benim için hiç de zor değil. Yaşanmış her gün o kadar değerli ki, her bir satırını hafızama kazımak istiyorum bazen. Belki de bu sebeple günlük yazıyorum kim bilir? Hafızam o kadar berbat ki !

1 ay uzak kaldım evden. Her gittiğim yerde sevdiklerimiz bizi severek ağırladı. Dönmeyin dediler, madem baba da evden uzakta bu günlerde. Ne gerek var?

Ama olmuyor işte, insan evini arıyor, düzenini, arkadaşlarını, bavula sığmayan kıyafetlerini, oğluş da oyuncaklarını. Hem okula devam etmesi lazım onun. Bu yaşlarda eğitim çok önemli.

Madem konu ondan açıldı, önce size oğluştan bahsedeyim biraz.

Yeni bir arkadaşım var.

Bu seyahatte, geçen gezilerimize göre nispeten daha kolay yolculuklar yaptık. Büyülü 3. yaş doğumgününden sonra daha bir büyümüş sanki. Biraz da daha pratik yolculuk etmeyi öğrendiğim için olabilir. Büyük bir bavul al, herşeyi ona sığdır, bir sırt çantasına yedekleri, abur cuburları ve oyalayacak kalem, hamur vb yı atıp, telefon, cüzdan ve anahtarı da arka göze tıkıp çık yola. Sırt çantası sırta, bir elimde çekçekli bavul, bir elimde oğluş.

Yanyana uçtuk, sohbet ederek. Yanyana uyuduk otobüslerde. Eskisi kadar huysuzluk yapmadı, daha çok şey paylaştı benimle, çok şaşırttı beni, çok şey öğrendi, çok bağlandı annesine. İkimize de çok şey kattı birlikte seyahat etmek. Derler ya insan arkadaşını en iyi seyahatlerde tanırmış diye, doğruymuş, ben harika bir arkadaş kazandım.

Şu dağlara nasıl ulaşabiliriz anne? diye sordu bir gün küçük işaret parmağı ile uzakları gösterirken. O zaman anladım ki, benim oğlum büyümüş. Ulaşmanın anlamını biliyor, ulaşılmaz görünen şeylere kafa yoruyor, dilerim ki ulaşabileceği en yüksek yerlere ulaşır da bir gün, o günü hatırlarım.

Çok tatlı dediler, çok akıllı, çok şeker. Bana kalırsa nazar değdi ona, tıbbi tahlillere ve Dr beye göre Rota virüsüne yakalandı döner dönmez. İlginçtir, ilk seyahati dönüşünde de benzer hastalığı çekmiş hatta bir gün hastanede serum yemişti, henüz 6 aylıkken. Bir kaç arkadaşımla konuştum da herkes bir yerlerden dönüşte yakalanmış buna, tesadüf müdür bilmem.

İlk gün kustu, ikinci gün o bitti, ateşlendi, üçüncü gün o da bitti, ishal başladı. Şimdilik hastanelik bir durumumuz yok ama 3 gündür bir şey yediği söylenemez. Maşallahı var dedikleri oğlum Cin Ali formuna girmek üzere ama razıyım yeter ki bir iyileşse.

Zamansızlık

Bu kelimenin benim için anlamı şuydu: O kadar çok yetişecek şey var ki, 1 gün 48 saat olsa, yine de yetişmeyecektir yapacaklarım, her şeye yetişebilmek için zamanım yok.

Oysa zamansızlığın bir anlamı daha varmış: İnsanda zaman mevhumunun kalmaması.

Yazık ki bunu 33 yaşımda öğreniyorum. Acele etmeden, bir yerlere yetişmeden, aklımda fikrimde hiçbir şey olmadan kedilerin güneşi görünce mayışması gibi, kahve eşliğinde hoş sohbetlere dalarak zamanı unutuyorum.

Ve iyi tarafından bakacak olursak bunu 33 yaşında öğreniyorum, ya daha geç öğrenseydim?

İnsanın sinir uçlarının gerilmeden yaşaması, hayatında stressiz anların olması ve arkadaşların geçen gün dediği gibi tek stress kaynağımın buluşmalara yetişebilmek için elimdeki kitabın sonunu bitirebilmek olduğu şu günlerde, hayatın bize getirdiği ufak aksaklıklar, yada hastalıklar telaşlandırabiliyor beni sadece. Aslına bakarsanız hastalıklar dışında diğer aksaklıklara da canımı sıkmıyorum çok fazla. Her şey hallolur, olacağına varır duygusu ile adeta bir Ferrarisini satan bilgeyim, olsa satmam ama, o kadar da değil...

Bu bir aylık ara bana şu açıdan da iyi geldi: Uzun yolculuklarda düşünecek çok zaman oluyor. İçimdeki dürtülmeyi bekleyen tembel tenekeyi ne kadar zorlarsam zorlayayım diğer maymun iştahlı benliğimin onu hiç rahat bırakmadığını fark ettim. Bu ne demek? Hiçbir şey için kendimi zorlamamalıyım. Yazmak istediğimde yazıp, dinleme zamanım gelince birkaç ay belki sus pus olmalıyım. Memuriyet gibi disiplinle yazamıyorum işte. Şimdi bir defterim var, adı Akıl Fikir defteri. Allah akıl fikir verdin bana diye.

Şu aralar annelik çalıyor zamanımın çoğunu. Olsun ben de zaman çok...

Uzaklar

Çok okuyan değil, çok gezen bilir demiş atalarımız. Doğrudur. Okumanın hazzı tartışılmaz ama gezerken de okuyabilir insan. Bir de üzerine gittiği yerlerde, tanıştığı insanlarda ve katıldığı sohbetlerde öğrendikleri yanına kar kalır.

Eğer gittiğiniz yerlere daha önce de gittiyseniz, eski arkadaşlar bekler sizi orada. Belki yıldan yıla görüştüğünüz belki de 10larca sene görüşmediğiniz insanlar daha dün ayrılmışçasına sıkı sarılırlar size. Eskileri anarsınız, eskilerden haber alırsınız, anımsayamadığınız yüzler yenilenir sizin için.

Sevdiğiniz yerlere gidiyorsanız, her anınızı dolu yaşamak istersiniz. Sevdiğiniz lezzetleri günlerce yeseniz bıkmazsınız. Her sabah Gevrek olsun sofrada, her akşam şöyle Ege’min otlarından mezeler olsun, yanında koca bir Çipura. Rakı olsun sofrada, arkadaşlar, kahkahalar.

Özlediğiniz insanlara gidiyorsanız hasret giderirsiniz. Evinizden uzak hissetmeyin kendinizi diye ellerinden geleni yaparlar. Gezdirmek isterler, yedirmek, iyi ağırlamak. Mahcup hissedersiniz.

Yeni yerlere giderseniz yenilikler keşfedersiniz. Yeni yerlerde yer, yeni lezzetler keşfeder, yeni gördüğünüz yerlerde gezersiniz. Fotoğraflar çeker, alışveriş eder, gitmeden oraları özlersiniz.

Uzaklar insana çok şey verir, ama en çok evinin hiçbir yere benzemediğini gösterir insana. Her şey ne kadar güzel gelse de kulağa, insan evini çok özler.

Afiyet olsun.

Kalabalık sofraların büyüsü bu cümlede işte. İnsan yalnızken kendisine “Ellerime sağlık” der mi? Diyen vardır belki de. Birkaç kişi olduğunda söylenen “Afiyet olsun” la kalabalık sofrada söylenen arasında bile uçurumlar var. Çünkü biri o sofrada bunu söyler söylemez herkes birbirine diler aynı şeyi. Yemeği yapan hemen özeleştiri yapar. “Aslında daha iyi olurdu ama, acele ettim, tuzu da biraz eksik sanırım”

“Yok canım, harika olmuş ellerine sağlık” der biri. O sırada biri ekmeği uzatmasını isterken diğerine, bir başkası bir tarif verir. Diğeri o sırada yanındaki ile bambaşka bir sohbet açmıştır bile, biraz sonra tüm kalabalığı içine çekecek olan.

İzmir’e uçak yolculuğu yaptığımız için İstanbul İzmir arası için önerilerim yok bu sefer. Ama İzmir Antalya arasında molalar vererek seyahat edebilecekseniz yemek için iki yer var aklımda kalan. Atça’da pide, Antalya’ya az bir zaman kala geçilen Korkuteli’nde satır etten şiş köfte. Bir de Antalya’dan aldığımız Altıntop reçeli var ki, almadan dönmeyin. Bitince oradan istemeyi düşünüyorum en acilinden.

Buluşmalar

Lise arkadaşları, üniversite arkadaşları, Blog arkadaşları derken hem uzun zamandır görmediği insanlarla, hem de uzun zamandır görüştüğüm ama yüz yüze gelemediğim insanlarla buluşabilme şansım oldu. Uzun zamandır göremediğim kardeşim dediğim kuzenlerimle buluşabildim yıllar sonra. Yediğin içtiğin ayrı gitmeyen insanlarla ne çok şey ayrı düşürebiliyor insanı. Cry’la buluştuk ilk kez. Birbirimizi yıllardır tanıyormuş gibiydik. Şebnem’le hasret giderdim. Demet’le fısıldaştım. Topluiğnemle. Liseden arkadaşlarımla, üniversiteden dostlarla. Eski şirketimdeki arkadaşlarımla. Keyifliydi çok. Bir ara her güne bir buluşma ayarlayınca mesaiye gider gibi çıktım evden. Şimdi ceremesini çekiyorum, yorgunum, halsizim, evden çıkmadan günlerce dinlenmeliyim.

Alış veriş is a girl’s best friend.

Tuttum kendimi. Evet bu kendimi tutmuş halim ama o kadar yer gezip, bunu bir de tam bayram, yıl başı, indirim döneminde yaparsam elden bir şey gelmiyor, alış veriş torbalarını tutmaktan başka. İstanbul’da yer kalmamış gibi Anadolu’nun bir şehrinde buldum istediğim gözlükleri, kemik desenli istemiyordum sadece ama bulmuşken kaçırmadım. Manto ve o kısa mantoya da ihtiyacım vardı, gideceğimiz yerde de az çok kış oluyor. O tşirtler de indirimdeydi hem. Diğerleri mi? Ufacık şeyler işte...

Dönüş...

Sinema günlerine başlayacağım iyileşelim de hele bir. Daha çok zaman ayıracağım yazmaya. Bir de forma girmeli, gezerken 1,5 kilo yazıldı haneye. Siyah süt’ü bitirdim nihayet. Stephen King aşk kitabı yazmış da haberim yokmuş öyle mi? Onu da aldım. Şimdi 3 kitap var başlayıp yarıda kalan, onları erteledim, Olasılıksız’ı okuyorum, kafamı dağıtıyor daha ben toparlayamadan.

Eminim çok şey unuttum anlatacak ama benim kafam kazan gibi, sizinkini de iyice karıştırmadan susayım ben. Sus pus olma zamanı şimdi.

Hasta oluyorum bir de...

10 yorum:

Elçince dedi ki...

memleketi özlersin gidersin evini özlersin"bavula sıymayan kıyafetlerini bir de",hep birşeylere özlem duyulur değilmi iyimidir bilmemmmm,ama senin sehayet sana her türlü yaramış oğluşana gelen bilmem ne virüsü dışında,bebeklerimiz gözümüzün önünde büyüyyorlar ve büyük büyük laflar ediyorlar,ayy çok uzun tutmuşum yorumu..

NEW YORK MUHTARI dedi ki...

Asli'cigim bir yazmissin, pir yazmissin.. Korktum yazinin uzunlugunu gorunce ama icerik super olmus.. print edip, buzdolabinin kapagina yapistirasim geliyor valla bazi sozlerini..

eline , diline saglik...

oglusun ile arkadas olman harika bir duygudur eminim.. Darisi dileyenlerin basina diyelim mi??

NY'tan selamlar...

dilayra dedi ki...

sevgili Aslı,aynı yaştayız.
*
annem 33 iken ben 13 yaşındaydım. annem benim -biz ayrılana dek- en iyi arkadaşım oldu. o zamanlar hep "ben de erkenden bebek yapacağım, onunla gezip tozacağım, onun en iyi arkadaşı olacağım" derdim! olamadı! kısmet:)
*
diyeceğim.. ben eğer "bir şeylere yetişemiyeceğim mümkünü yok, ne yaparsam yapayım" dersem, bil ki bu anca çocuğuma, en iyi arkadaşıma yetişemeyecek olmam olacak!!
*
şanslı ve güzel bir annesin, ayrıca çok iyi cümleler kuruyorsun ve lütfen 2 kitap, 1 kahve arası "draft" et yazılarını; uygun zamanında da yayınla ki sabah sabah keyifle okuyabilelim:)) güzel ve anlamlı yazı yazan, bana kişisel olarak bir şey katan o kadar az insan var ki..

Aslı Cin dedi ki...

Elçin, bu yazıya yorumun kısa bile olmuş :) Oğluş bir atlatsın ve tabii ben de ( Bana da bulaştı pis hastalık) evin tadını çıkaracağım.

Nym, uzun zaman yazmayınca böyle oluyor, beğendiğine sevindim. Evet darısı dileyenlerin başına.

Dilayra, yorumun da gülümseyişin gibi güzel, iyi geldi :) İlki için kısmet diyelim, bizim jenerasyon kırkında da genç hissedip davranabilir bence. Daha zaman var yani.2. yazdığın konu da tebrik ederim seni, öyle de olmalı zaten, ben de geç fark ettim.3. sü için çoook teşekkür ederim. Şu hastalığı bir atayım buradayım. Bugün kafamı yataktan kaldırabiliyorum ya ona da şükür.

Hayatta Giderken dedi ki...

Aslıcım, iyiki uzun uzun yazdın, her bir bölümü ayrı keyifle ve beğenerek okudum, her cümle sonlarına ne kadar doğru dedim. hep yaz olur mu?

denizanasi dedi ki...

işte bu :) uzun yazıları özlemişiz:)

cenebaz dedi ki...

Ne güzel, eskisi gibi uzun uzun yazmışsın. Şu Olasılıksızı sevemedim ben ya. Zorluyorum zorluyorum gitmiyor, 5o lerde kaldım.

Aslı Cin dedi ki...

Yeşim, teşekkür ederim güzel sözleirn için :)

Denizanası, ben de sizleri özlemişim :)

Çenebaz, başları biraz zorlayabilir, her biri farklı karakter ya. Bir de bilimsel açıklamaların olduğu bir kaç sayfa şöyle bir göz atark geçiyor ama olaylar bağlanınca çok sürükleyici. Dün gece uyumadım bitirdim :)

Mutluveumutlu dedi ki...

İnsanın kendi evinin yerini hiçbirşeyin tutmayacağını çok güzel dile getirmişsin.
Oğluşuna da geçmiş olsun, inşallah en kısa zamanda atlatır ve anne oğul keyifleriniz devam eder.

Aslı Cin dedi ki...

Mutluveumutlu, çok teşekkür ederim :)))