Kasım 19, 2009

Sevimsiz sonbahar

Sonbaharın sevdiğim tek tarafı Trençkot giyilebilmesi. Tamam sararmış yapraklar falan da hoş tabii. Ama bunun dışında serinleyen havaların benim için hiç bir çekici yanı yok. Sıcacık havaların yerini ne tutabilir ? Soğuk hava enerjimi alıp götürüyor sanki. Battaniyenin altına girip evden hiç çıkmasam?

Oysa yaz öyle mi? Güneşli bir güne uyanmak bile başka. İster yürü, ister yüz. Geçir üstüne bir tşirt bir şort, kaç haftasonu bir yerlere. Yorgun bir günün ardından akşamları bile bir başka. Gün bitmek bilmesin, karanlık çökmesin erkenden.

Sonbahar. Adı üzerinde. Son.

Sonları hiç sevmiyorum.

İlk'i gelsin...

Dip sos: Hmmm, Bana sonbaharı anımsatan şu şarkıyı severim bir de...

Kasım 18, 2009

People are strange...

Bunu dinliyorum. Sözleri cuk oturuyor, melodisi keyifli...

Hatırlayamadım...

Daha önce de başıma geldi. Ama hani, bir yazımı alıp değiştirenler, altına imza atanlar yada yazımı olduğu gibi kopyalayanları görmüştüm de, bütün yazılarımı alıp haber olarak yayınlayanına ilk kez rastlıyorum.

Bilginiz olsun, "ensonmoda. net" adındaki site fikir hırsızlığı yapıyor, bilmiyorum sevgili moda, stil yada trend blogu olan arkadaşlar, belki sizinkiler de vardır içinde ...

Bu tip siteleri şikayet edeceğimiz, afişe ettiğimiz bir site vardı ama adı neydi, neydiii ???

Çare SİZ olun...


Geçen hafta Lösemili çocuklar köyü açıldı Ankara'da. Desteğimizin ve ilgimizin payı varsa ne mutlu bize. Koca şirketlerin başındaki kocaman amcalar da destek verdiler onlara. Bir ara basında köyün yol, su, elektrik beklediği yazıldıysa da gönüllülerin çabalarıyla o da halledilmiş demek ki.

Deste olamayanlar üzülmesin, eminim daha kat edecek çok yol var. Belki elimizden daha çok ilik bankası lab ı kurmak gelmez ama ileride o köyü büyütmek için bir şeyler yapabiliriz.

O zamana kadar YAPABİLECEKLERİMİZE gelince...

Kurban bağışınızı ister ilaç ister et olarak yapabilirsiniz.

Gönüllü ordusuna girip yardımcı olabilirsiniz.

Ya da hiç bir şey yapamayacaksanız bile ufak yardımlarla hesaplarına katkıda bulunabilir, çevrenizdekileri de teşvik edebilirsiniz.

Unutmayın, bu herkesin başına gelebilecek bir hastalık. Cinsiyetin, yaşın, yaşam tarzının yada gelir düzeyinin bir anlamı yok.

Sadece, şu fark var.

Sizin başınıza gelirse tedavi için bir geliriniz veya sigortanız olabilir.

Ama onların yok.

Çaresizler.

Şimdi gelin, çare siz olun...

Kasım 17, 2009

Güllü'nün derdi, RTÜK'ü gerdi...

Güllü dayak yemiş.

Hangi Güllü?

Ay Axess kızının çiftliğindeki Güllü.

A aaa, dayak mı ? Bir kadına mı? Nasıl yani?

...

RTÜK akıl sağlığımızı, vücut dinçliğimizi, ve sosyal gelişimimizi korumak adına gecesini gündüzüne katarak çalışıyor çabalıyor, yok kardeşim yine yaranamıyor. Evet bize boş gelebilir uğraştıkları şeyler, oysa bir mühim bir mühim ki anlatamam. - Anlasam bir, emin olun anlatacağım-

Sanki köylüsü, kentlisi, hatta koca koca şehirlerde yaşayan kariyerlisi yemiyormuş gibi, Güllü'nün dayak yemesi Rtük'ün ağrına gitmiş.

Hani sanki, Türkiye gerçeği değil bu.

Hani, görmese adamlar dayak sahnesini, akıllarının ucundan geçecek şey değil, ah şu diziye bak, nasıl da kötü örnek oluyor.

Sanki, binlerce hatta milyonlarca kadın Güllü'nün film setinde yaşadıklarını hayatları boyunca yaşamıyor.

Ona buna ceza vereceğimize, asıl ceza alması gerekenlere versek nasıl olur? Kapatılan kadın sığınma evlerini açsak, hala okuma yazması olmayan kadınları eğitsek, iş versek, aş versek, huzurla uyuyacakları yatak, en önemlisi, kendilerine güvenmelerini sağlasak?

Kadına dayağın hak olmadığını iki ayaklı öküzlere öğretebilsek.

Komik cezaları biraz olsun ciddileştirebilsek.

...

Rtük ceza verecekmiş kanala versin,

bakalım gerçek Güllü' lere yapılanların cezasını kim verecek.

Ya da,

Biri verecek mi ?

Kasım 16, 2009

Beni iyi tanıyormuşsun...

Ev koli içinde. Tapu kolilerden birinde. Ya da değil. Hatırlamıyorum. Kolileri açtım açtık kapadım hala bulamıyorum. Koli indirip kaldırmaktan her yerim ağrıyor ve ben evi teslim edemeyen inşaat şirketine küfrediyorum.

Dün nihayet kendim gidip gördüm, tahminen haftaya teslim. Dediklerine göre herşeyi hazır vereceklermiş. Hadi bakalım, ben de bir hafta koyarsam, 2 hafta sonra taşınmış olmalıyım.

Bugün koltuklar gidiyor, 4 sandalye bir koltukla kalacağız.

Yarın aklımızda yokken karar verdiğimiz duvar ünitesini yaptırmak üzere mobilyacıya gideceğim, evin ölçülerine kalorifer peteğinin yerine göre bir eskiz çizdim, bakalım o ne önerecek.

Perdeler hazır- ki bu kadar çabucak bitmeleri soru işaretleri bıraktı kafamda, çarşamba da onları almaya gideceğim-

Halıya bir check at. Köşe aydınlatma gelecek. Başka başka???

Hmmm, bunların üzerine tv nin tam da taşınma arifesinde tekrar bozulduğunu, bulaşık makinasının da beni deli ettiğini eklemeliyim ki hiç hesapta olmayarak yeni hüpleyen süp. makinesinin yanına bunların da alınacak olması beni daha da panikletti. Nerden başlasam, hangisini alsam, ne yapsam?

Şimdi gergin olduğumu düşünüyorsa arkadaşlarım bir de taşındıktan sonra görmeliler. Dolap ekletilmesi, tuvalette değişiklik için tesisatçı, rafların takılması, perdeciden kornişler, storlar, aydınlatmalara elektrikçi derken günler daha gergin geçebilir.

Taşınma için eşimi iknaya çalışırken alt tarafı taşınacağız demiştim, beni 15 seneye yakındır tanıyor, taşınmakla kalmaz o iş demişti ama bu kadar çok iş çıkacağını, bu kadar şey alınacağını ve bunca değişiklikle uğraşacağımı ben bile tahmin edemezdim...

Kasım 15, 2009

İnfomania Aslı'nın pazar neşesi...

Sonunda teşhisimi koyan birileri çıktı. Ben bir infomanyak olma yolunda sıkı adımlarla ilerliyormuşum meğer. Neyse ki henüz tuvalete gittiğimi twitlemiyorum ama bunun bir adım sonrası da o. Detaylar şurada...

Bu haftasonu, ilerideki günlerde açıklayacağım bir sebeple koşuşturmakla, oğluşun arkadaşına doğumgünü partisine iştirakle, yeni evin ölçüleri ile uğraşmakla geçti.

Flashforward'a sardım, Fringe'in son bölümünü izledim, tam bir seriesmania oldum ( O da ne?)

Pazar günü neşesi ise Helin Avşar'dan geldi. Diğer rop. ustalarının arasından nasıl sıyrılırım acaba merakı mı, yoksa çığır açacağım iddiası mı? İlgi çekmenin yolu roportajcının fazla soyunması, fazla örtünmesi veya abartmasından geçer diye akıl mı verdi birisi bilmiyorum ama bu s... m... fotoğrafları yeni nesil basın yayıncılara örnek olmaları için yayınlamalı diyorum. Görmeyen kalmasın, Helin çıtayı yükseltti kızlar, onu geçmek için Chanel çizmeden daha fazlası gerekecek...

Dip sos: 2. fotoğrafa bayıldım, tam 80 li yıllar fotoroman karesi, çekimdeki ışıktan, verilen pozdan bağrın açıklığına kadar. Yoo yo, 3. sü daha iyi, feci yaratıcı. Yoksa, ilk fotoğraf mı?


Kasım 13, 2009

Dekorasyon - mania...

Bu ev yenileme fikri beni çok sıktı, eklektik olsun, olsun da, her halukarda bir ahenk ister, stilini bozmadan doğru renklendirmeler ile desenleri karıştırabileceğim, tabloları, aynaları, mumları ile samimi, rahat ve yaşayan bir oda olsun istiyorum. Modern olsun ama ailenin antika bir kaç objesini de kullanayım. Yeni moda hastane odaları gibi minimalist odalardan olmasın. Saray yavrusu gibi süslenmiş perdeleri olan allı pullu salonlardan da olmasın. Ikea kataloglarından fırlamış gibi de görünmesin. Velhasıl zor iş, eşyaların bir çoğunu yenilemeden, eskilerden yeniler yaratarak yepyeni bir şey ortaya çıkarmak.

Bir 10 yıl daha uğraşmayayım artık, içindeyken zamanla keyifle yenilensin gerisi.

Yoruldum...

Kasım 10, 2009

Umutsuz evkadını

Evet. Bu aralar bir sıfatım da bu.

Her ne kadar ülke değişikliği bahanesiyle güle oynaya ofis hayatından kurtulup kah orada kahvede kah burada yogada pek bahtiyar bir hayat sürdüysem de, bu aralar ofis hayatını değil ama mesleğimi icra etmeyi özlediğimi itiraf etmeliyim. Kahve, sohbet, alışveriş, miskinlik ve ev kuşu olma halleri nereye kadar mirim???

Bir kere ev hanımı olmak için yaratılmamışım.

Moda mutfağına yazı hazırlarken ocakta yananları saymaya kalksam, haftalık post sayısını geçer. Türk kahvesini taşırmadığım zamanlar sayılıdır. Şahane pilav yaparım ama o bile ayarsız olabilir ya tuzsuz yada fazla tuzlu.

Komşuluk ilişkim asansördekilere gülümsemekle sınırlıdır.

Ev işlerini sevmem, Küçük hanımefendi Belgin Doruk vari bir şeyim o konuda. Bizim evde bir Sebastian olsa, adımı Mersedes diye değiştirmeye razıyım.

Arada bir haller gelir üzerime, şeker hamurlu kurabiyeler, ev yapımı simitler, envai çeşit kekler yaparım ama bu hevesim de bir süre sonra söner. Hayatımda ilk kez geçen sene yurtdışındayken sarma sardım, mantı ve aşure yaptım o da yokluktan. Canımız çok istemişti !

Tamam eskisi kadar korkunç değilim bu konuda, odun olsa yontulur. Pratiğim, meraklıyım, detaycıyım, ama bir süre için. Evimi dekore etmeyi severim, insanların bize gelmesini severim, onlara bir şeyler ikram etmeyi severim. Ama o kadar. Yalnız kalmayı sevdiğim anlar dışında - ki gece herkes yattıktan sonra çoğunlukla- evde olmak beni sıkıyor. Hava kapalıysa ev sıkıcıdır, hava açık ve güneşliyse, dışarısı beni çağırır. Eeee ?

Ama gelin görün ki bu aralar işlerim hep nette. Dolayısıyla bendeniz de evde.

Taşınma telaşını bile dört gözle bekliyorum dersem durumun vehametini anlamışsınızdır.

Anlayacağınız bendeniz umutsuz ev kadını modunda hala taşınmayı bekliyor, bu esnada bu telaşla ilgili işler dışında eve kapanıyor, kapandıkça çıkamıyorum.

Bir taşınayım kendimi sokaklara atacağım, yağmur, çamur, soğuk demeden. Yeni yıl öncesi Beyoğluyu arşınlayacağım, her sene sonunda olduğu gibi yeni yıla ait dileklerimle mum yakacağım.

...

Kasımın onu.

Sadece onu anmak değil bu günün önemi.

Onu şükranla, özlemle, minnetle, her gün büyüyen bir hayranlıkla sadece bugün değil her Allah'ın günü anmamıza sebep olacak, onun değerini her geçen gün daha iyi anlamamızı sağlayacak her nevi rezilliği meşrulaştıranlara da teşekkür edeceğimiz gün olmalı bugün.

Onlar olmasaydı sadece bu özel günlerde anardık belki de onu.

Şimdi sayenizde her gün anıyoruz. Demek ki neymiş,

gerçektende her şerde en azından bir hayır varmış...