Şubat 08, 2010

Tatil, Turkuazoo ve Adrenalin tutkusu

Hahayt ! Hayat tekerrürden ibaret. 10 gün çocuğu kar tipi soğuk diye dışarı çıkarmadım, bir çıkardım yine hasta oldu.

Grip belirtileri gösteriyor ki, ödüm kopsa da çaktırmıyorum, sonra Prof. Dr. !!! babamız başlayacak şunu ver, bunu sür, şuraya yatır, öksürdü, tıksırdı demeye.

Henüz büyütecek bir şey yok sadece boğaz ağrısı. Biraz da halsiz göründü gözüme. Bacağında bir yeri gösterdi ağrıyor diye ki bence o dün evde Wipe - Out alanı kurup atlayıp zıplamasından kaynaklanıyor.

Başımın etini yemesine rağmen onu hala neden Arjantin'e götürmediğimi, Asuman'la tanıştırmadığımı ve "Wipe- Out"a katılmasına izin vermediğmi anlayamıyor. Çok basitmiş efendim onlar, hemen yaparmış.

5 yıl 3 aylık birine göre boyu da dili de biraz fazla uzun beyefendinin.

Ödülü ne yapacaksın diyorum. Hesaplamışlar babasıyla. 1000 tane Hot Wheels alabiliyormuş.

Peki...

Tüm tatili evde geçirmesin diyerek tipi arasına sinema, kar arasına arkadaş ziyaretleri ve soğuklarda da Tukuazoo yapabildik ama yarışmaya katılamadı ya bir anlamı yok. Zaten o oradaki balıkları da biliyormuş, ahtapotun 8 ayağı olduğunu da biliyormuş niçin şaşırıyormuşuz ki?

Nemoları gördük, tahminimden küçüklerdi ama onun için Nemo'nun öğretmeni Vatozları görmek daha keyifliydi. Köpekbalıklarını da hırlayarak korkuttuk bir ara.

Tatil bitti diye üzülse ve okulu çok sıkıcı bulsa da daha fazla şey öğrenmek istiyorsa tıpış tıpış okula gidecek.

"Okula gitmeyenler çalışmak zorunda, o zaman hadi babayla işe" dememin de etkisi oldu sanırım servise yetişmesinde.

Bu arada şu Küba açıklarında yaşayan üzeri vatoz görüntüsünde ama çok sert, altında ise yengeç ayaklarına sahip dinazorlardan bile eski bir geçmişi olduğu söylenen yengeç türüne de dokunduk ki hayatımda uğurböceği haricinde dokunduğum tek böceğimsi oldu. Bizim bay minik adrenalin merakla elledi. İyyyk. O ayakların hepsi ayrı yöne hareket ediyor, hayal edin halimi anlarsınız...

Şubat 06, 2010

oh may gad, "LOST"iz dı best prodakşın ay hev evır siiin !!!

Lost'u izledim. Evet evet izledim, biraz önce bitti. Tahmin ettiğim kimi teoriler çıktı, kimi sarpa sardı, cevaplara çok yakınız.

Fringe'de ipuçları verilen alternatif boyutta olup bitenler ayrı hikaye, iyi ve kötünün geçen sezonun sonunda ak ve kara olarak sunulduğu karakterlerin şimdi John Locke ve Sayid olarak vücuda gelmeleri ayrı hikaye. Siz de öyle düşünmediniz mi? Jacob Sayid'le dönmüş olamaz mı? Mısırlıların hayat işareti de buna iyi bir örnek. Ancak maya tapınağında hiyeroglifler ???

Jack'in babası da muhtemelen diğer bölümde karşımıza çıkacak.

Bu arada Sawyer şarap gibi değil mi?

Meg Ryan'ın ardından...

Anlaşılan o ki, bu haftasonu herkes Meg Ryan'ın kaçışını konuşacak.

Kulislerde dalgası geçilen bu konu aslında tam bir muamma. Kimileri kaçtığından bahsediyor, hatta çadırı kestirip arkadan gizlice kaçtığı söyleniyor. Buna sebep olarak da organizasyon şirketi gösteriliyor. Ne kadar doğru olabilir? Bence doğruluk payı sıfır. 90 lı yılların romantik komedi yıldızı o, aksiyon kahramanı değil, büyütmeyin !

Bir diğer dedikodu kendisinin gelmeden önce bazı kurallar koymuş olmasına rağmen bunlara uyulmadığı yönünde. Rop. vermem, konuşmam, tanışmam falan filan. Olabilir. Üzerine kara gür bıyıklı, koyu takım elbiseli adamlar ellerinde makaslarla gelince korkmuş da olabilir. Nitekim 11 eylül sonrası tüm Amerika'lılarda bu tiplemeye karşı bir korku var. Bizde adettendir, hastanenin kapısını değiştirsek devlet töreni ile açar, ille de kurdela keseriz diyemeyiz ya. Desek de inanmaz. Dünyada hangi moda haftası kurdelayla açılıyor? - Bu arada önünde dana yada deve kesilmemesine şükretmeli -

Kimileri diyor ki fazla ilgiden bunalmış. İtiraf etmeliyim, bugüne kadar her defile veya davetten sonra hak verip meşhurlarımızı ve hatta meşhurcuklarımızı takdir ediyorum. Burna sokulan bir mikrofon ve gözleri kör edici kamera ışıkları ile yaşamak zor olmalı. Ama durun ! O bir Hollywood yıldızı. Bunlara alışık olmalı, sebep bu olamaz.

Kimileri de zaten anlaşmasının sadece açılış için olduğu yönünde. Bir iki standa baktı, işini bitirdi. Puslu İstanbul havasındansa sıcacık Hollywood'a dönmeyi tercih etti. Ben de olsam aynı şeyi yapardım. Güzel bir havada İstanbul'a gelip gezmek daha keyifli olacaktır.

Evet muhtemelen sebebi budur.

Konuştuğum kimi insanlar bunun yurtdışındaki basında nasıl lanse edileceğini merak ediyorlardı.

Şu durumda bence korkacak bir şey yok. Neyse ki baştan yanlış meşhur seçimi yapılarak, modayla alakası olmayan, kırmızı halılarda görünmeyen, stiliyle anılmayan, 90 ların sönmüş yıldızı davet edilmiş. Gelişi bile bizim basın dışında pek de fazla fark edilmemiş olsa gerek.

Nitekim, Fashionable meşhur isimleri davet etti diye, Fashion Week'in de bunu yapmasına gerek yoktu. Her ne kadar bir yarış içindeymiş gibi gösterilmeye çalışılsa da ikisi birbirinden çok farklı. Ortak oldukları nokta ise çok önemli.

İkisi de ülkemizde moda için büyük organizasyonlara ev sahipliği yapıyor. Meg Ryan'da kimmiş, biz birbirimize yeteriz...

Şubat 05, 2010

İFW'nin düşündürdükleri...

Detaylar daha sonra ama ilk aklıma gelenler şunlar:

1- Şebnem yetişemediğim tüm defilelerde var olduğu için kocamaaan teşekkürler. Canım canım canımmm :)

2- Aylardır beklediğim Lost bilgisayarımda ve ben hala izlemeye vakit bulamadım, bulamıyorum sen nelere kadirsin İFW

3- Evet ben spor ayakkabı insanıyım, bırakın topukluları babetlerle bile canım çıktı :P

4- Türkiye'de moda günleri veya haftalarının daha kat edeceği yol olsa da geliştiği hız inanılmaz.

5- Özgür Masur muhteşem bir tasarımcı.

6- Moda blogger'ları korsan toplantısı süper bir fikirdi, fikir anası Trendometre'ye tekrar teşekkür ederken, tanıştığım blogger'ların bu sektörün içinde olanların aksine son derece içten ve samimi oluşları beni şaşırttı- En azından sohbet ettiklerim öyleydi- Melis Alphan ve Moda Trendenin Melis'le sohbet edemesem de tanıştığıma çok sevindim, ikisini de zevkle takip ediyorum.

7- Evet yaşlanıyorum, arkadan süper, heyecanlı, yaratıcı ve bu işe gerçekten gönül vermiş blogger'lar geliyor, bunu görmek güzeldi. Şebnem'le kimileri için ne yaratıcı kız, aferim ne tutkuyla bağlanmış bu işe bu çocuk, yada ne zeki kız vay canına yorumları yaptık ki isimleri de bizde kalsın.

8- Ancak çevrede konuşulanlara kulak kabartınca insan hayal kırıklığına uğruyor. Moda öğrencisi olduğu anlaşılan kimilerinin kimseyi beğenmeyen halleri, sohbetlerdeki modacı cehaletleri, ve sadece ilgi çekmek için dolaptaki herşeyi üzerlerine geçirip gelmiş görüntüleri beni şaşırttı.

9- Defileler çok kalabalık, alan ise dar. Meg Ryan ve kurdelalı açılış fiyaskosuna kalabalığa dar gelen orta alanı da eklemek zorundayım. Üst üste alt altayız. Ancak görevliler kibar ve yardımcılar.

10- Fotoğraf makinemin azizliğine uğradım yine. Ama umarım bir kaç can alıcı kare kurtaracağım. O koca makinelerden taşımanın zamanı geldi biliyoruuum ...

Şubat 03, 2010

Aşk...

Hayatta iki "şey" önceliklerimizi değiştiriyor... diyecektim ki, aslında o ikincisinin de birincisinden bir farkı olmadığını hatırladım.

Annelik de bir aşk değil mi?

Belki de bu sebeple o da aptal aşık gibi dolaştığımız günlerdeki gibi serseme çeviriyor bizi. Önceliklerimizi, bizim için değerli olan şeyleri, gelecek planlarımızı bir anda değiştiriyor.

10 senelik evlilikten sonra dışarıda bir yerlerde buluştuğumuzda hala pırpır atmıyor yüreğim belki ama 5. senemizde bile yurtdışına bir kaç günlük bir iş gezisine giderken gizlice eşimin gömleklerinden birini alır, özlediğimde kokusunu duymak isterdim. Aşkın evliliği öldürdüğü yalan yani.

Ama şu var ki 5. sene hayatıma başka biri girdi. Yani bir başkasına aşık oldum. Bu sefer iş gezilerinde valizimde onun fotoğrafları, kokusunun sindiği minicik atletlerinden biri vardı.

Ve benim hayata dair tüm planlarım değişti.

Bu aşk beni kimi zaman sevdiğim etkinliklerden, gitmek istediğim defilelerden ve fuarlardan, iş hayatımda yapmak istediklerimden, kimi seyahatlerden, ve hatta kimi hayallerden alıkoyduysa da buna değer olup olmadığını düşünmüyorsun bile.

Çünkü koşulsuz bu. Adı üstünde aşk.

Bugünlerde uzak kaldığım ofis hayatına dönmeyi planlarken, o zaman onun şimdiki gibi el bebek gül bebek büyüyemeyeceğini biliyorum. Çalışırken ben de derdim bilmiş bilmiş, çocuk da yaparım, kariyer de diye. Külliyen yalan efendim. O gazetelerde okuduğunuz çocuğumu da büyütüyorum bilmemenereyi de işletiyorum hikayeleri. İçten içe hepimiz itiraf edemesek de biliriz ki çalışan annenin çocuğu çalışmayan annenin çocuğuyla aynı şartlarda büyüyemez. Belki artıları da vardır ama eksileri çoktur.

Buna rağmen onu bırakacak yerim olmadığında, yada hava buz gibi diyerek onu bırakacağım yere götürmediğimde ,bazı şeylerden feragat etmek beni üzmüyor. Tam tersine bu "bir şeylerden vazgeçmek" eğer vazgeçemeyeceğim yada mecbur kalacağım şeyler olacaksa bir gün, bunların karşısında suçluluk duymamı engelliyor.

Bugün vazgeçtiklerim listesine bir çentik daha atacağım.

Ama günün sonunda vazgeçtiklerim listesinin karşısında sadece bir tanecik satır bile olsa, bir ıslak öpücük, bir sıcacık sarılma, bir koku, hiç bir şeyin önemi kalmıyor. Kariyer, günübirlik heyecanlar, defileler, partiler, kahkahalar. Her şey gelip geçici.

Oysa bu her dakikasını kaçırmak istemediğim aşk kalıcı...

Ocak 30, 2010

Değer sizsiniz !

Rekor cezaymış.

Aman efendim hiç görülmemiş şeymiş.

Eeee?

Biz Türklerin canı öyle değersiz öyle kıymetsizdir ki, bir yada bir kaç cana 33 yılı çok görürüz.- Bu arada bu aşağıda bahsedeceğim malum indirimle zaten 3 te 1 ine iner- Normalde alkollü yada ehliyetsiz direksiyon başına geçenler bile frene dokunmadan bilerek yapmışcasına sokak arasında, en sağ şeritte veya kırmızı ışıkta, nerede olursa olsun bir diğerine çarpar, bir kaç ayda çıkar.

Bize kalırsa bu son derece normaldir.

Aslında 3 yıl alır cezayı ama her 3. sayfa haberinde Özal'ı rahmetle !!! anmama sebep olacak çıkardığı ceza indirimi ile neredeyse 3 ay yatar çıkarlar.

Annem her okuduğunda bu haberleri söylenir... Birini öldürmek istiyorsan arabayla çarp, cezası bile yok, inanılır gibi değil.

Bugünki gazeteleri açın bir cinayet daha, alkollü türkücücüğün alkollü şoförü frene bile basmadan taksiye arkadan çarpmış. Pardon çarpmış hafif kalır, tam tabiri: Geçirmiş

İçindeki karı koca ölmüş.

Bu kadar !

Net. Basit. Sonuç bu kadar ortada.

Bu adam bir katil !

Hoş katillerin bile yeterince ceza almadığı bir ülkede bu adamın bir katil olarak yargılanmasını istemek bile trajikomik ya neyse.

5 yıldır blog tutuyorum, 5 yıldır 500 kere yazdım, hadi ben tırışkadan bir blogger'ım belki onlar için, köşe yazarları yazıyor yıllardır, yok kimse çıkıp da şu yasalara bir çeki düzen vermiyor bu konuda.

Kimse çıkıp sen benim affedemediğimi nasıl affedersin diye sormuyor?

Malum birinin oğlu , malum bir kaç tanesinin akrabaları da birilerinin ölümüne sebep olup şimdi elini kolunu sallayarak dolaşabiliyor ya, belki de bana dokunmayan yılan bin yaşasın diyorlar.

Aslında şu an onların her birinin içeride cezalarını çekiyor olmaları gerekirdi. Hala...

Ama diyorum ya, bizim canımız kıymetsizdir. Aslında şu ülkede üzerimize giydiğimiz kıyafetler kadar bile pahamız yok. Hesaplayın göreceksiniz...

Ocak 28, 2010

Evde geçen zaman...

Sözde Sömestr tatili. Oyuncak müzesi, Dev akvaryum ve MiniaTürk gibi planlar suya düştüğü gibi, evden bile burnumuzu çıkaramıyoruz. Salı günü sinemaya gidebildik sadece. "Kurbağa ve Prenses" müzikal bir animasyon. Oldukça keyifli. Ama bizimkinden biraz daha ufaklar için uygun değil, içinde onları ürkütecek sahneler de var. Salonu popcorna boğduğumuz için kimse bizi tersleyemedi çünkü sadece bizim grup 5-6 yaşlarında 4 çocuktan oluşuyordu. Gelen diğer izleyicilerinde bu yaş civarı arkadaşlardan oluştuğu düşünülürse savaş alanı gibi olması kaçınılmazdı. Diğer çocuklar arada koştururken bizimkinin oturup, babalarıymış gibi, hadi gelin, film başlayacak, kaçıracaksınız der gibi endişelenmesi de başka bir hikaye.

Sonra bir şeyler yiyerek, oyuncak bölümünde enerjilerini harcadılar.

Bir açıdan evde oluşumuz iyi. Kerem'in kronikleşen geniz akıntısı ve bronşlarının doluluğu haftalardır geçmeyince antibiyotiğe başladık. 1 yılı aşkındır kullanmamış olmakla övünüyordum. Ateşi çıkmadığı halde başlamak beni kahretti ama o kadar uzun sürdü ki kayıtsız kalamadık. Şimdi en azından evde dinleniyor.

Ben ise evde tıkılı kaldıkça enerjimi kaybediyorum. Kerem'i oyalamak, birlikte kurabiye yapmak, sonra onları Tv karşısında yemek, Farmville'de çiftliği büyütmek, kış çayı yapmak, içmek, bir daha yapmak, arada resim yapmaya devam etmek. Karı seyrederek sıcak bir şeyler içmek iyi hoş da, nereye kadar ?

Dip sos: Okulun açıldığı ilk gün spor salonuna yeniden başlıyorum. Şu son bir kaç aylık düzensiz hayatın bana kestiği hesap 3 kilo. Tiz verile, 55 e inile...


Ocak 25, 2010

Beni bu havalar mahvetti...

Sevmiyoruuum ! Bunu bir kaç kere daha dile getirdiğimi biliyorum ama bu benim gibi kışı sevmeyen biri için nasıl işklenceli bir hafta oldu bilemezsiniz.

Kış benim için ancak şu kadar çekilebilir:

Ben evde olayım. Sıcacık evde camın önüne pijamalarla kıvrılıp sıcak bir şeyler içerken kitabımı okuyayım, arada yağan karı seyredeyim, oğluş çok isterse çıkıp 5 dakika kar topu oynayalım.

Sonra hooop ertesi gün hava 15- 20 derecelere çıksın, güneş parlasın, içimiz ısınsın.

İşte bu kadar. Sonra kış bitsin...

Benim için güneşsiz bir hava ışıksız ve nefessiz bir gün demek. Gri puslu ve sevimsiz. Hele üşümeye hiç tahammülüm yok, baharda bile birazcık serinlediğinde en mutlu olduğum anlar güneşin altında ısınmış arabanın içine girmek. Güneşten yanmış direksiyonu tutup ellerimi ısıtmak. Ohhh, kemiklerim ısınıyor.

Bir kedi gibi güneşin altında bir o yana bir bu yana kıvrılarak hamakta uyumak da cennetin yeryüzüne inmiş halidir benim için.

Şimdi anladınız mı çektiğim işkenceyi ? Karı görmek bile ürpermeme yetiyor. :)

Ocak 24, 2010

Teşekkürler Banu !

Banu ile önce bloglar vasıtasıyla tanıştık. Sonra Akıllıbebek için yazmamı istediğinde yüzyüze tanışma şansı da yakaladık. Sonra fırsat oldukça görüştük, telefonlaştık, mailleştik. Onların sıkı çalışmaları ile Akıllıbebek büyüdükçe, ben de oradan buraya savruldukça fazla zaman ayıramasak da, benim belki yoktu ama onun harika bir bahanesi vardı.

Çocuklar için kitap satışı yaptıkları COGİTOY.

Dün kargo bize gördüğünüz kitabı getirdi oradan. Banu herşeyin nedenini ve nasıl olduğunu soran bizim ufaklık için harika bir hediye seçmiş. Kocaman cildiyle ve içindeki bilgilerle beni çok şaşırttı bu kitap. Sadece şimdi değil, tüm ilkokul hayatı boyunca da açıp bakabileceği 1000 sorunun 1000 cevabı var.

İtiraf edeyim, ben başladım öncelikle okumaya. Bilmediğim ne çok şey varmış meğer. Her şey basit bir dille anlatıldığı için akılda da kalıcı.

Şimdi oğluş için karne hediyesi kitaplarını seçmeyi düşünüyorum oradan.

Belki benim de hoşuma gidecek başka kitaplar da bulabilirim :)

Dip sos: Kerem kitap kadar içinden çıkan balonlar ve magnetleri de çok sevdi. Gördüğün gibi hepsi dizilip poz verildi .

Ocak 23, 2010

Karne hediyesi kitap mı olurmuş canım ?

Dün karnesini - gelişim raporu diyorlar- aldık. Bunun yanısıra, ayrıca raporlar, sertifikalar ve yıl içinde yaptıkları çalışmalardan fotoğrafları içeren cd leri de var.

Ben de o kadar sertifika yok, bu şu velede !

Şimdikiler çok şanslı.

Sana karne hediyesi alacağım, dedim. Akıllı, uslu ve başarılı olduğun için.

Ne alacaksın?

Hmmm, bir kitap ve bir de pilli diş fırçası. Dişini iyi fırçalamıyorsun gibi geldi bana!?

Neden oyuncak değiiil ?!?

Çünkü akşamları okuyacağımız yeni kitaplar gerekiyor.Ayrıca odana oyuncaklar sığmıyor.

Burada bir parantez açalım, aslında sığar, ama küçük bey eski oyuncaklarını dağıtmaya kıyamadığı için yenilerine ve yaşına uygun olanlara yer açılamıyor. Bir de tabii Hot Wheels çılgınlığımız da vardı ki, onları şu kutuya bile sığdıramadım. Neyse ki kutu oyuncaklarını keşfetti. Bunlar biraz şansa dayalı olsa da, en azından oynaması daha zevkli, ve bireysel de değil.

Ama benim hiç de iyi değil oyuncaklarım.

Öyle mi? O zaman onları bir torbaya doldurup kapının önüne koyabiliriz, beğenen çocuklar veya oyuncağı olmayanlar gelip alabilir.

Hayııır!

O zaman oyuncaklarının değerini bil.

Bir parantez daha. Odasını kendisi toplamak zorunda olduğu için dağıtmak da istemediğinden bir çok kutu açılmıyor.

Velhasıl, ben ne kadar kısıtlamaya çalışırsam çalışayım, babasıyla yaptıkları fısır fısır planlar sonrası bence bu konuda doyumsuz eşime göre haklı ve şanslı bir çocuk yetişiyor.

Ben kitap ve diş fırçasında kararlıyım, ama fısıldaşmalar başlıyor evde.

Aslında ne desem nafile ...