Mart 28, 2008

Aşk filmlerinin unutulmaz yönetmeni

Öncelikle söylemek zorundayım. Başlığın yazıyla alakası yok ama nedendir bilmiyorum bir kaç gündür aklımda bu kelimelerle dolaşıyorum.

Bahsedeceğim filmler de birbirinden farklı şekillerde anlatılmış aşk hikayeleri gerçi. Biri hariç.

Geçen haftasonu evden çıkmadan film izleyerek geçti. Ama gündem o kadar karışık ki onu yazmaya fırsat bulamadım.

Öncelikle Ratatuy'dan bahsetmeliyim. Bu filmi pazar akşamüzeri oğluşla seyretmeye başladık ama onun ilgisi başka şeylere kayınca ilerleyen dakikalarda, film " Dur artık Kerem, bir film izletmedin" diye söylenirken ben, bitti.

Eğlenceli bir animasyon. Oscarlık mı tartışılır. Olsun, izlenebilir.

Gelelim diğerlerine.

Paris'te iki gün.

Filmin kapak arkası özeti şöyle: New York'ta yaşayan genç çift Jack ve Marion tatillerini Avrupa'da geçirmeye karar verirler. Son derece romantik Venedik tatilinin ardından ikili Marion'un ailesinin yaşadığı Paris'te 2 gün geçirmeye karar verir. Aşıklar şehri Paris fikri Jack'i başta heyecanlandırsa da işler hiç de beklendiği gibi gitmez. Marion'un zamanında şehrin yarısı ile çıkmış olduğunu şaşkınlıkla öğrenen Jack, Fransızların seks konusundaki rahatlığı karşısında da şaşkına döner. Komik olayların birbiri ardına sıralandığı iki günün ardından aşıklar bir yol ayrımına gelirler.

Ben kimi sahnelere kahkahalarla güldüm, eğlenceli bir film istiyorsanız izlenebilir.


Diğer iki film tekrar izlediklerim. Ara ara okunacak, dönüp dolaşıp izlenecek filmler vardır ya. The Notebook' da benim için öyle. Haftasonu tekrar izledim. Şu sahnede yine salak salak sırıtırken buldum kendimi. Vay canına dedim yine, aşka bak.


Ryan Gosling hayatı boyunca bu kadar güzel başka bir filmde oynayabilir mi, bir daha bu kadar hoş görünebilir mi göze bilmem.


Ve son filmimiz pazar akşamı Cnbc de yayınlanan Schindler's List oldu. İzleyeli belli ki uzun zaman olmuş, bazı sahnelerin sonunu unutmuşum ki yine heyecanla izledim. Ralph Fiennes'i her izlediğimde ona olan hayranlığım artıyor. Kötü adam bu kadar iyi canlandırılabilir mi, göbek başka hangi adama bu kadar yakışır, insan rolüne bu kadar mı kaptırır kendini gibi abuk subuk sorular sorarken buluyorum kendimi.


Sırada Kefaret, La Vi En Rose ve oğluşla izleyeceğimiz Arı filmi var. Bu aralar aşk filmlerinin unutulmaz seyircisi olabilirim belki de...

2 yorum:

nym dedi ki...

2 days in Paris'in dvdsi haftalardır televizyonun yanında bekliyordu izlenmek için, eh artık izlemek şart oldu:)

Bu arada ben Ratatuy'u sinemada izledim ve bayılmıştım. O renkler yemekler goruntuler beni benden aldı:) Belki Kerem yanında yokken izleseydin daha çok severdin:)

Aslı Cin dedi ki...

Haklısın. Animasyonları sinemada izlemek daha keyifli oluyor zatn. İşin komiği o gün bana izletmeyen oğluş sonra kendi başına arka arkaya iki kez izledi :)