Nisan 22, 2008

Haftasonu, iki film, bir program.

“Her zaman, hayatta her istediğiniz olmayabilir, her istediğinizi alabilmemiz mümkün değildir. Yok’un anlamını bilin. Yok’u yaşamanızı istemem ama ne olduğunu bilmenizi istiyorum.”

Arabanın arka koltuğunda ortada oturmuş, biri sağımda biri solumda oturan 4 yaşlarındaki çocuklara anlatıyorum bunu. Çok mu acımasızca geliyor kulağa?

Biliyorum önde oturan arkadaşım bunları söylememden hoşlanmıyor. Ben daha tutucuyum çocuk yetiştirme konusunda, katıyım belki kötüyüm, kim bilebilir, daha sert tutuyorum, o ise daha özgür bırakıyor. Ben de kıyamıyorum oğluma, istediklerini almak ve yapmak istiyorum ama her zaman istediği olmuyor işte. Olmaması gerekiyor belki de. İleride hayal kırıklığına uğramaması için. Doyumsuz olmaması için. Kadir kıymet bilmesi için.

Arkadaşım diyor ki: Onun için mi dün o uyduruk helikopteri aldın Aslı?

Hmmm. Evet ama onun istediğini almadım... ??? ... Durun anlatayım.

Evet işte insanın zikri ile fikri apayrı olabiliyor. Şu anda deli gibi yorgunum. Niçin? Hafta sonu oğlum dilediğince gezip tozsun diye.

Önce onu akülü arabalarla turlaması için parka götürdüm. Gezdi, koştu, kaydı, sallandı, bol bol araba kullandı. Sonra karnını doyurdu. Bakalım sinemalarda ne var dedik. Baktık ki “Horton” gelmiş. Bilet aldık. Bu sırada oğluş yan taraftaki vitrinde kocaman bir kutu içerisinde uzaktan kumandalı bir helikopter gördü. İçeri girip kutuyu aldığı gibi dışarıda ona şaşkınlıkla bakmakta olan bana koştu. Aldığım gibi içeri soktum, laf anlattım, alamayacağımızı söyledim, başka bir şeye ilgisini çekmeye çalıştım ama nafile. Oğlum daha önce hiç yapmadığı bir şekilde tutturuyordu. Kendini yere atan, şımarıkça ağlayan, ve annesi tarafından çekiştirilen o hiç haz etmediğim çocuklardan biri olmuştu.

O oyuncağı almayacaktım çünkü izinsizce alıp oyuncağı, dışarı fırlamıştı. Oyuncak uzaktan kumandalıydı ki bu 3 saatlik ömrü var demekti.Ve gerçekten abartılı bir fiyatı vardı.

Dolayısıyla daha önce hiç böyle şeyler yapmayan oğlumu bir şekilde ikna edip başka bir helikopter aldım. Oynayabileceği, daha makul fiyatlı bir şey.

Olay budur yani.

Neyse, o gün 1-1 berabere bitti bizim için, ama en azından ana oğul arkadaşlarımızla güzel bir gün geçirdik geriye bakarsak.

Horton, mutlaka görmeniz gereken harika bir animasyon. İnsan, animasyonun geldiği noktalara hayran kalırken, bu kadar masalsı ve hayal gücünü zorlayan bir konuyu izlemek de insanı mutlu ediyor. Çocuklara verdiği dersler de cabası.

Ben o küçük sarı yaratığa bayıldım. Hele onun çiçeğinde yaşadığına inandığı “ Gökkuşağı yiyip, kelebek kusan Pony” lerine

O gün köftecide bitti ama hafta sonu bitmemişti.

Pazar günü o ne sıcaktı öyle? Biz de fırsat bu fırsat diyerek piknik sepetini hazırlayıp uzun bir yola çıktık. Çocuklar çimenlerde mutlulukla koştururken ve tabii arkasından acıkıp iştahla mangaldakileri mideye indirirken ne kadar akıllıca bir şey yaptığımızı anladık. Hava eve tıkılmak için fazlasıyla güzeldi. Öyle ki bir ara oğluş Türk piknik tipine uygun olarak atletle dolaştı. Ah bir de çizgili pijama altımız olsaydı !

Şimdi mi? Çok yorgunum. Çok işim var. Haftaya İzmir’e gidiyoruz ve benim bu hafta içinde evin altını üstüne getirip kullanmadığım her şeyi ayırmam, götüremeyeceğimiz oyuncak ve kıyafetleri vermem, bilgisayarı ve hatta mümkünse arabayı satışa çıkarmam, evin kilidini değiştirtip bir kilit daha taktırmam, ev telefonunu kapattırmam, saksı çiçeklerimi, evde kalan bakliyatları, dolapta istiflenenleri arkadaşlarıma dağıtmam gerekiyor. İki ayağım bir pabuçta.

Ama durun bahsetmeden geçemeyeceğim iki şey daha var.

İlki, Arı filmi. Eğer siz de benim gibi sinemalarda kaçırdıysanız nihayet Dvd ve Vcd si çıktı. Ba yıl dım! Hele Larry King, enine çizgili kazak ve Amerikalıların meşhur kan emen avukat esprisine.


Arı- Sivrisinek arkadaşım sizinle ilgilenecek

İnek- Siz de avukat mısınız?

S.sinek- Ben doğuştan kan emiciyim hanımefendi.

Bir diğeri ise bu akşam Natioanl Geographic kanalında. Saat 22:00 de İnsanlığın izini izlemenizi öneririm. Bir insanın hayatı boyunca tükettiği tüm ürünleri bir araya getirip, tek bir insanın doğaya verdiği zararı gösterecekler. Biraz daha tasarruflu olmamızı sağlar mı bu program acaba? Kesinlikle okullarda gösterilmeli.

3 yorum:

Elçince dedi ki...

pijemasız küçük gaffur:)))nasıl da mutlu görünüyor...en iyisini yapmışsınız doğaya atmakla kendinizi:))

jelatin dedi ki...

Animasyonlardan, yeni yapım çocuk çizgi filmlerinden nefret ediyorum. Ama sanırım insanın çocuğu olunca onunla birlikte izlemek gerekiyor filmleri. Çocukla "kaliiiiteli" zaman geçirmek adına. Ben, bu "çocuklar kaliteli zaman geçirmek" bilgisini nereden öğrendim, bilmiyorum. Neyse ben çocukların tuhaf, iletişmesi zor varlıklar olduğunu düşünüyorum.

Lakin dün şöyle bir şey oldu. Şimdi ben burada Fransa'da bir aile evinin en üst katında yaşıyorum. Ailenin birbirinden şımarık iki evladı var. Yani bize göre şımarık, onlara göre normaller sanırım. Neyse. Dün eve geldim, anneleri her ikisi için birer zarf koymuş. Anladım ki zarfın içinde notlar var her biri için. Kibar ve saygılı bir insan olduğum için başkasına ait notları okumadan odama çıktım. Bugün yine okul dönüşü, çocuklardan birinin kendine ait olan not kağıdını ortada bırakmış olduğunu gördüm. Ortada bırakılmış kendi halinde bir not kağıdı o an çok cazip geldi ve okudum. (Kibar ve saygılı yanım az ötede!)

Annesi şöyle yazmış:

"Matthew, bahçede size ait iki hediye var. Dur! Hemen koşma! Clarissa'yı bekle ve beraber gidin. Kırmızı-yeşil olan senin, kırmızı-sarı olan Clarissa'nın. Yalnız dikkatli olun. Çooook tehlikeliler!"

Bahsettiği hediyeler nedir bilmiyorum. Ya yoldan tavşan, kedi, fare filan bulup çocuklarına hediye olarak kakalamaya çalışıyor; ya da yine yolda oyuncak buldu, ikiye böldü, paket yaptı eve getirdi. Öyle oyuncağa filan para verecek bir insana benzemiyor çünkü. Bilmiyorum. Ama o an, işte o an, bir çocuğum olsun ve böyle sevindireyim istedim. Yani bir annenin, oğlunun huyunu çok iyi bilip, "Dur! Hemen koşma! Kardeşini bekle!" demesi, bunun yanında diğer çocuğunun da abisiyle birlikte aynı anda heyecan duymasını istemesi, bir de "Çook tehlikeliler!" deyip araya esprili anne yaklaşımları sıkıştırması çok güzel / naif gözüktü gözüme. O an için, bir çocuğu sevindirmek istedim. Ah, o çocukların kırmızı yanaklarındaki neşeli gamzeler! Ah, o minik gözlerindeki coşku dolu kıvılcımlar! Sanırım bu noktada deliriyorum.



Sonra gittim kızı okuldan aldım, müzik okuluna götürdüm. İki bina arasında yaşadıklarım, yaşadığım çatı altındaki herhangi bir çocuğu sevindirme hislerim 120 yıl sonra tozlarından arındırılmak üzere rafa kalktı.

Aslı Cin dedi ki...

Elçin, ama hala yorgunum, bugün evden uzaklaşmak yok :)

Jelatin, gülerek okudum yazını, ne kadar hoş yazmışsın yine. Şunu söyleyebilirim sadece. Geçen yıllarla asla yapmam dediğim şeyleri yaptığımı görüyorum ve şaşırıyorum kendime. Ama yaşanan her şeyin, hele zamanı gelince yaşanan her şeyin öyle güzellikleri var ki,o daha çok şaşırtıyor insanı. Şaşkınlık da insnaa mahsus :)))