Ağustos 29, 2010

Son izlediğim 5 film üzerine...

Siz bu satırları okurken ben muhtemelen pazar gününü de iş yerinde geçiriyor olacağım. Ama sonunda, fuara hazırlık aşamasındaki işleri toparlayabilirsek, bayram tatilimiz 9 güne tamamlanmış olacak.

Ancak pazar gününü ofiste geçirmek zorunda olmayan,  bu gün sıcakta ne yapacağını bilmeyen, bu sıcak havada açıkhavaya mı çıkılır diye soranlar için, geçtiğimiz hafta içerisinde - birini de dün gece- izlediğim filmler hakkında fikirlerimi yazacağım ki, belki ilginizi çeker, evde DVD kiralamak ya da sinemaya gitmek iyi bir alternatif olur.

Yukarıda afişini gördüğünüz Alice harikalar diyarında bu filmlere dahil değil. Ama farkettim ki, izlediğim halde fikirlerimi yazmamışım.

Öncelikle görüntüler muhteşem. Makyaj, kostüm, oyuncu çeşitliliği çok zengin. İnsanı sıkmayan eğlenceli bir film. Ama bir ara moda dünyasını da etkileyen bu film bu tarza alışkın olmayanlar için feci sıkıcı da olabilir. Buna rağmen izlenmesi gereken bir Disney yapımı.

Aşağıdaki Disney yapımı ise çok eğlenceli. Masalsı, komik, ve biraz da Indiana Jones tadında. Eğlenmek isteyenler için önerebileceğim bir film. Ancak aynı adı taşıyan oyunun müptelaları için çok çocuksu gelecektir.

Jake Gyllenhaal, Gemma Arterton, ve Ben Kingsley'in başrollerde olduğu filmden Jake hayranları büyük keyif alacaktır eminim ama Gemma Arterton'u tanımayanların da tanıyacağı kesin.


Bu filmde müthiş görünüyor.


Gelelim bir diğer güzel yüze.

Angie'nin alıştığımız filmlerinden biri Salt. Bol bol aksiyon sahnesi ve Angie'nin güzelliği beklediğimiz şeyler. Bu açılardan son olarak izlediğim filmlerinden "Wanted" dan bir farkı yok. Bizi şaşırtan tam da zamanında gündeme gelen konusu ve senaryodaki şaşırtıcı detaylar.

Bu kadar iyi bir oyuncunun benzer filmlerle karşımıza çıkması can sıkıcı aslında. "Ajan olmak da zor be yaaa" diyorsunuz filmin sonunda ve benim gibi Angie hayranları için onu izlemenin verdiği keyiften başka bir şey kalmıyor geriye.


Gelelim uzun zamandır izlemek istediğim, vizyona girdiği günden beri ona buna sinemaya gidelim diye yalvarmama sebep olan, bu sıcakta sinemeya mı gidilir - Sinema ve sıcak ne alaka?- cevapları ile deliye döndürten film.

İzledim sonunda.

Ama büyük bir hayalkırıklığı oldu.

Film güzel, Leo harika, kimi sahneler masalsı, efektler şahane.

Ama çok sıkıcı !

Filmi ilk izleyişte anlayabilenler belki keyif almış olabilir, ama konusunu bilerek gittiğim halde bir çok sahneyi birleştirmekte zorlandım. Kimi sahneler çoook yavaş ilerliyor, kimileri Brezilya dizisi gibi, çık tuvalete git, bir sigara iç, hatta sodanı bitir geri dön, hala aynı sahnede olabilirler.

Tamam biraz abarttım ama belki de ben çok şey bekledim filmden kim billir?


Marion'un sahnesi çok az, ama filme melankolik surat ifadesine rağmen renk veriyor.


Ve gelelim son iki filme. Aynı zamanda izlediğim filmler içerisinde en çok beğendiğim iki film de bu. Tatlıları sona bıraktım anlayacağınız.

The Joneses, yine konusunu bildiğim halde- konusunu bilmeden film izleyemem- beni şaşırtan sahneleri olan- ki bir de konusunu bilmediğinizi düşünün, buraya da yazmayacağım zaten- farklı bir hikayeye sahip, izlemesi keyifli bir film.

Sanırım bir mesaj veren filmler daha çok hoşuma gidiyor.

Bu filmde ise biraz aşk, biraz Hollywood tarzı mutlu mesut son olsa da yeni dünyanın hikayesi daha fazla yer tutuyor.

Öncelikle oyuncular çok iyi.

Hikaye ve anlatılmak istenen şey ondan daha iyi.

Demi'nin oyunculuğu dikkat çekici, fiziğini ise farketmemek imkansız.




Ve bir arkadaş tavsiyesi ile dün gece izlediğim "Düşünülemez". Filmin ismini bu şekilde mi çevirdiler bilmiyorum, benim Türkçeleştirmem bu, zaten film isimlerini kim hangi mantıkla çeviriyor bilmiyoruz tabii, "Dam üstünde saksağan" diye bile piyasaya sürebilirler.

Film süper.

Neden?

Öncelikle mesajı var.

Hikayesi kısa bir zaman diliminde geçiyor ama zaten amaç olaylardan çok insanların psikolojileri üzerine eğilmek. Neyin doğru neyin yanlış olduğuna karar veremediğiniz anlar oluyor. Ne gibi davranışlar ne sonuçlar çıkarır? Etik olan nedir?

Her şeyden önce Amerikalıların müslümanlara bakışını, kendi vatandaşlarının bile kendi aralarında bölünüşünü, paranoyaklıklarının sınırını- sınırsızlığını- , harika bir şekilde gösteriyor.

Samuel L. Jackson ve bir çoğumuzun Lost'ta tanıyıp sevdiği Carrie Anne Moss'un başrollerinde olduğu filmde tek rahatsız edici şey işkence sahneleri ki bu filmin tamamına yayılıyor zaten. Bu sahnelerde kafamı çevirmek zorunda kaldım, yani filmin beşte birini sadece dinledim.

Neyse ki Amerikalılar işkenceye karşılar!!! bu sadece filmlerde anlatılan bir masal !!!...



2 yorum:

a little penny dedi ki...

Angie Tomb Raider'larda daha iyiydi biliyor musun? Salt Jolie'ye güzelleme gibi olmuş, daha az dekolte, daha fazla dudak.

Inception'da arabanın çakılma sahnesi dahiden aşırı uzatılmıştı, biraz da senaryodan ötürü, çünkü adamların 3-4 kere uyanmaları gerekiyor ölmeden önce. Matrix'e göre daha iyi işlenmişti.

Diğerlerini izlemedim:)

Aslı Cin dedi ki...

Haklısın, bu arada son iki filmi öneririm.