Söyleyin gitsin

 her kelime, ruhun sırtına binmiş birer .Hepimizin içinde hiç ziyaret edilmemiş bir odacık, hiç açılmamış bir çekmece, hiç ellenmemiş bir paket vardır. Orada, tam dilimizin ucuna kadar gelip de son anda vazgeçtiğimiz, "Şimdi sırası değil" dediğimiz ya da  yuttuğumuz kelimeler birikir. Bu kelimeleri alır, paketler, çekmeceye kilitler ve o odaya kapatırız.


Peki, o kelimeler biz sustuğumuzda gerçekten yok olur mu?


Küçük Bir hikayem var. Adı “Bay Hiç’in Kavanozları”


Kasabanın en sessiz sokağında, Bay Hiç adında bir adam yaşarmış. Bay Hiç’in tuhaf bir koleksiyonu varmış.    İçleri boş şeffaf kavanozlar… Komşuları onun boş şişelere bakıp neden iç geçirdiğini anlamazmış.

Aslına bakarsanız o kavanozlar ağzına kadar doluymuş.


Birinde, on yıl önce bir veda vaktinde söylenmemiş o pişmanlık duruyormuş. "Gitmeni istemiyorum." Bir diğerinde, en yakın arkadaşına kırıldığında yuttuğu o keskin cümle: "Beni çok incittin." bir diğer kavanozda ise aynaya bakıp kendine hiç söyleyemediği o basit gerçek saklıymış, "Yoruldum ve artık güçlü görünmek istemiyorum."


Bay Hiç, şehri dolaşırken insanların boğazındaki o düğümleri görürmüş. Bir akşam yemeğinde birbirine bakıp susan çiftlerin arasındaki masada, havada asılı duran yüzlerce görünmez kelimeyi fark edermiş. İnsanlar sustukça hava ağırlaşıyor, omuzları çöküyor ve bakışları donuklaşıyormuş. Çünkü söylenmeyen her kelime, ruhun yüklendiği birer taşmış.


Peki neden susuyoruz ki ?


Bay Hiç’in kavanozları bize bir şeyi hatırlatıyor: Susmak bazen koruyucu bir kalkan, bazen de  farkında olmadan kendimizi kapattığımız bir hapishane.


 Belki de şunlardan korktuğumuz için odaların kapısını kilitleriz:

Düzenin Bozulması: "Şimdi bunu söylersem her şey mahvolur."

Anlaşılmama Kaygısı: "Anlatsam da zaten hissettiğim şeyi tam olarak anlamayacak.

Zayıf Görünme Korkusu: "Kırıldığımı söylersem yanlış anlayabilir."


Ancak hikayenin sonunda Bay Hiç bir şeyi fark eder. Kavanozlar doldukça raflar çatırdamaya başlamıştır. Evin temeli bu sessizliğin ağırlığını daha fazla taşıyamaz. Bir gece, en eski kavanozun kapağını hafifçe aralar. Sadece küçük bir "Özür dilerim" fısıltısı dışarı süzülür. O an, odadaki havanın hafiflediğini, göğsündeki o birmek bilmeyen sızının dindiğini hisseder.


Kelimelerinizi özgür Bırakın

Söylenmemiş şeyler, içimizde bayatlayan ekmekler gibidir, durdukça sertleşir ve can yakarlar. Elbette her akla gelen de söylenmemeli, ancak ruhun nefes alması için bazı kavanozları kapaklarının açılması şarttır.


Kendi kavanozlarınıza bir bakın. Hangisi en çok yer kaplıyor? Hangisi ağır? Belki de o kelimeyi bir kağıda yazmanın, bir aynaya fısıldamanın ya da muhatabının gözlerine bakıp dürüstçe söylemenin zamanı gelmiştir. İyi ya da kötü. Övgü ya da yergi…


Unutmayın; söylenmeyenler yok olmaz, sadece sizi içten içe sizi kemirir, yük olur, ağırlaştırır.


Söyleyin gitsin…

Neden Susarız?

Bay Hiç’in kavanozları bize bir şeyi hatırlatıyor: Susmak bazen bir kalkan, bazen de bir hapishanedir. Şunlardan korktuğumuz için o cam odaların kapısını kilitleriz:

• Düzenin Bozulması: "Şimdi bunu söylersem her şey mahvolur."

• Anlaşılmama Kaygısı: "Anlatsam da zaten hissettiğim şeyi tam olarak karşılamayacak."

• Zayıf Görünme Korkusu: "Kırıldığımı söylersem gardım düşer."

Ancak hikayenin sonunda Bay Hiç bir şeyi fark etti. Kavanozlar doldukça raflar çatırdamaya başlamıştı. Evin temeli bu sessizliğin ağırlığını daha fazla taşıyamıyordu. Bir gece, en eski kavanozun kapağını hafifçe araladı. Sadece küçük bir "Özür dilerim" fısıltısı dışarı çıktı. O an, odadaki havanın hafiflediğini, göğsündeki o kronik sızının dindiğini hissetti.

Sonuç: Kelimelerinizi Özgür Bırakın

Söylenmemiş şeyler, içimizde bayatlayan ekmekler gibidir; durdukça sertleşir ve can yakarlar. Elbette her akla gelen söylenmemeli, ancak ruhun nefes alması için bazı kapakların açılması şarttır.

Kendi kavanozlarınıza bir bakın. Hangisi en çok yer kaplıyor? Belki de o kelimeyi bir kağıda yazmanın, bir aynaya fısıldamanın ya da muhatabının gözlerine bakıp dürüstçe söylemenin vakti gelmiştir.

Unutmayın; söylenmeyenler yok olmaz, sadece sizi içten içe ağırlaştırır.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Biraz empatiyle çok sempatik olabilirsiniz ;)

Hani şarkılar bizi bu kadar incitmezken...

Yeni bir yaş...