Unutmak mı, hatırlamak mı? Sizin süper gücünüz hangisi?
Unutmak mı,
hatırlamak mı?
Sizin süper gücünüz hangisi?
Benim hafızam kötüdür. Her şeyi unuttuğumu iddia edemem tabii ama hafızanın da farklı yetenekleri olduğunu düşünüyorum. Benimkinin yeteneği yön mesela.Gecenin bir vakti bir yere götürseler dönüş yolunu bulurum, haritaları iyi okurum, defalarca iş gezilerine tek başına başka ülkelere gittim ve yıllardır orada yaşıyormuşum gibi hallettim işlerimi. Ama gel gör ki bazı konularda da berbatım. Beni bir grup insanla tanıştır, üçüncü isme geldiğimde birincinin adını unutmuş olurum. Bir gün caddede biri karşıdan gelip boynuma sarılmış bana ismimle hitap edip işyerinden ailemden haberler sormuştu, ben de bozuntuya vermeden cevapladım. Hatta ben de ona sorular sorarak nereden tanıdığımı çıkarmaya çalıştım ama nafile. Öpüşüp ayrıldık ve ben hala onun kim olduğunu hatırlamıyorum.
Mesela sayfalarca replik ezberlerim ama şarkı sözlerini hep yanlış bilirim. Böyle de dalga geçer benimle hafızam…
Hatıra çekmecem, gittiğim yerler, kimi şarkılar, bazı kokular ve tatlarla dolu. Anı koleksiyoneriyim. O yüzden belki de, fotoğraf çekmeyi severim, çocukken günlük tutmadığım bir gün yoktu, blogumun adından da belli, yazmayı sevmemin ve instagram hikayelerimin sebebi de bu. Her anı, her anıyı bir kenara not alma isteği.
Ama benim haylaz hafızanın en sevdiğim özelliği, beni üzen, yoran, acıtan her anıyı sanki hiç yaşamamışım gibi silmesi. Öylesine siliyor ki bazı insanlar hiç var olmamış, bazı olaylar hiç bir zaman yaşanmamış oluyor. Okuduğum kimi makalelerde bunun aslında iyi bir özellik olmadığı, hasır altına itilen anıların bilinnç altımda başka şekillerde ortaya çıkabileceği yazıyor ama sevsinler bilinç altını. Bence şahane bir özellik bu.
Bu yaşadığıma "hafıza Seçiciliği" deniyormuş. Acı veren olayları ve hayatımızdaki detayları göz ardı etme eğiliminde olma hali. Yani travma ve korunma mekanizması devreye giriyor. Bunu araştırırken bir kaç farklı temaya daha rastladım. bunların bazılarını istemsiz bir biçimde kimi zamanlarda uyguladığımı fark ettim. Sizler de okuduktan sonra ne kadarını yaşıyorsunuz, benimle düşüncelerinizi paylaşırsanız sevinirim.
Geçmişteki olayları ve kişileri olduğundan daha güzel hatırlama eğilimine "Nostalji Filtresi" deniyormuş. Eskiden her şey daha güzeldi dememizin sebebi belki de budur. Bazen bazı insanların aynı olayı farklı şekillerde, farklı bakış açıları ve hikayelerle anlattığını fark ederiz. Buna "Kişisel anlatıyı yeniden yazmak" deniyormuş. insanların kendilerini mağdur ya da kahraman pozisyonuna sokmak için geçmişi yeniden şekillendirme çabası olarak ortaya çıkarmış. Farkında olmadan hatıralarımızı şimdiki kimliğimize uyacak şekilde düzenliyor olabilir miyiz? Bu durumda hatıralarımız ne kadar özgün olabilir? Gerçeği mi hatırlıyoruz yoksa bizi iyi hissettiren kurguları mı? Eğer anılarımız onları her hatırladığımızda değişiyor ve seçiliyorsa, gerçek nedir?
Tek bildiğim, öykü yazmaya kendimi verdiğim şu günlerde, hatıralardan, benim olmayan hafızalardan dahi beslendiğim, ve yaşadığım her anın değerini bilerek film şeridime eklediğim. Belki de önemli olan hafızamızın bugün bizi nasıl bir insan yaptığıdır...
Madem konumuz bu, Yunan mitolojisinden şu hikayeyi de hatırlayalım:
Ölülerin ruhları, yer altı dünyasının kasvetli sınırlarına ulaştıklarında, yollar ikiye ayrılırdı.
Sağa dönen yolun sonunda, dumanlı bir sisin ardında Lethe (Unutuş Nehri) akardı. Suları pusu andıran, ağır ve durgundu. Bu nehirden su içen her ruh, yeryüzünde yaşadığı acıyı, kederi, ihaneti ve tüm ıstırabı anında unuturdu. Ama Lethe'nin bedeli büyüktü: Mutluluk, kahkaha ve sevgi dolu anılar da bu karanlık suyla birlikte silinir, ruh yeni bir yaşama boş bir levha olarak dönerdi. Çoğu ruh, acıdan yorgun düşmüş, hiç tereddüt etmeden Lethe'ye koşardı.
Ancak soldaki yol, daha az bilinen, taşlarla döşeli bir patikaydı. Bu yol, berrak, kristal gibi parlayan Mnemosyne Havuzu'na (Bellek Havuzu) ulaşırdı. Bu havuzun suyu, Zeus'un annesi ve Hafıza Tanrıçası olan Mnemosyne'nin bilgeliğini taşırdı.
Mnemosyne'den içen ruh, acılarını unutmazdı. Aksine, her şeyin özünü, her kederin öğrettiği dersi ve her zorluğun getirdiği gücü hatırlardı. Bu ruhlar, yeniden doğduklarında, geçmişin yükünü değil, bilgeliğini taşırlardı.
Bir gün, acılarıyla örülmüş bir ruh Lethe'nin kıyısında dururken, karar anı geldi. Önündeki nehrin cazibesi çok güçlüydü; huzur ve boşluk vaat ediyordu. Ama tam içmek üzereyken, aklına bir anı düştü: yaşadığı en büyük kaybın ona verdiği güç sayesinde, başka birine nasıl destek olduğu.
Ruh, elini Lethe'nin suyundan çekti.
"Hayır," diye fısıldadı. "Acılarımı unutursam, o gücü nasıl kullanacağımı da unuturum."
Yorgun ruh, meçhul, ama aydınlık olan yola döndü ve Mnemosyne Havuzu'na doğru yürüdü. O, her şeyi unutup huzur bulmak yerine, en iyi anılarıyla birlikte en değerli dersleri de hatırlamayı seçen az sayıdaki ruhtan biriydi.
Bu ruhlar, yeniden doğduklarında, hayatın zorlukları karşısında, bilerek unutanlar değil, seçerek hatırlayanlar olurlardı.
Yorumlar