Hissetmek…

Düşünüyorum da… İnsan olmanın en güzel yanı ne? Bana sorarsan, hissetmek. Çünkü günün sonunda hepimiz aynı şeyleri yaşıyoruz: sevinç, hüzün, heyecan, özlem, umut. Ve işin en ilginç tarafı, bu duygular bizi birbirimize bağlıyor.

Geçen gün sahilde yürürken, güneşin sıcaklığını üzerimde hissederken, denizin kokusunu derin bir nefesle içime çekerken, hafif rüzgâr saçlarımı karıştırdı. O an dünyadan kopup kendimi bir filmin içinde gibi hissettim. Tabii bunda kulaklıklarımdan gelen o güzel şarkının etkisi de var. Yanından geçtiğin ağaçların yaprakları sanki ağır çekimde hareket ediyordu. Hani bazen anı yaşarsın ya, her zaman yapmamız gereken ama hiç yapmadığımız şey. O anda içimde garip bir huzur hissettim. Belki de hayatın bütün karmaşası içinde, en basit anlar bize en büyük duyguları veriyor. Sen de yaşamışsındır; bazen bir şarkı çalar, bir anda geçmişe ışınlanırsın. Bazı anılar kalbimizde öyle bir yer eder ki, yıllar geçse bile silinmez.

Şimdi bir düşün: instagramda gördüğün bir paylaşım seni hiç beklemediğin anda duygulandırmadı mı? Bir yabancının yazdığı iki satır, bazen en yakın arkadaşının sözlerinden daha çok dokunabiliyor. Bazen söylenen sözleri anlamamıza bile gerek kalmaz o dili bilmemize gerek yoktur. Çünkü duygular evrensel. Hepimiz aynı dili konuşuyoruz aslında: kalbin dilini…

Corona sonrası dönemde yalnızlık, kaygı, belirsizlik… Bunlar hepimizin ortak deneyimi oldu. Ama aynı zamanda dayanışmayı da öğrendik. Her yaşadığımız faciada kenetlendik, sokaklarda birbirine yardım eden insanların görüntüsü hâlâ gözümün önünde. İşte o an, duyguların sadece içsel bir şey olmadığını, toplumsal bir güce dönüşebildiğini gördük.

Bence bugünlerde en çok ihtiyacımız olan şey samimiyet. Çünkü hayat hızlandı, belki her şeyi kolaylaştırdı ama duygularımızı hissetmeyi, hissettirmeyi de unutmaya başladık bir çok şey gibi. Bir arkadaşına “iyi değilim” diyebilmek, bir yabancıya gülümseyebilmek, hatta kendi kendine “bugün biraz yorgunum” demek bile samimiyetin bir parçası.

Martin Luther King’in bir sözü var: “Hate can not drive out hate; only love can do that.” Bu cümle bana hep şunu düşündürüyor: sevgi, aslında en büyük cesaret. Çünkü kendini açmak, kırılganlığını göstermek kolay değil. Ama işte tam da bu yüzden değerli. Söyleyebiliyorken sevdiklerimize bunu söyleyebilmeli, insanlarla içten duygularımızı paylaşabilmeliyiz. Affetmek, anlamaya çalışmak, aidiyet duymak…Birbirimizi yükseltmek bu kadar da zor olmamalı. İyi niyetle yapılan her şey çok daha iyi bir hayatla bize dönüyor, buna ister karma deyin ister başka bir şey…

Hayat bazen çok karmaşık geliyor. Ama günün sonunda hepimiz aynı şeyleri hissediyoruz. Bir kahkaha, bir gözyaşı, bir sarılma… Bunlar bizi hayatta tutuyor. Ve belki de en büyük güç, duygularımızı paylaşabilmekte.

Ben kendi adıma şunu öğrendim: duygularımı sakladığımda yalnızlaşıyorum, paylaştığımda ise çoğalıyorum. Sen de belki bunu hissediyorsundur. Çünkü insan olmak, aslında birlikte hissetmek, bir nevi birinin elinden tutarak, tökezlesen bile o insanların seninle olacağını bilmekle tamamlanıyor…


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Biraz empatiyle çok sempatik olabilirsiniz ;)

Hani şarkılar bizi bu kadar incitmezken...

Yeni bir yaş...