Kayıtlar

Teessüf yazısı...

Buruğum biraz. Ülkemden uzak ilk Cumhuriyet bayramı. Oğluşu alıp çıkamadık sokaklara. Bu gün için bir davet var konsolosluğun düzenlediği. İçki içildiği için davete katılmayanlar bile çağırılmışken, benim çağırılmamış olmam çok kırdı beni. Evet, belki bu yeni geldiğimiz için ama terkedilmiş gibi hissettim kendimi. Yeterince Cumhuriyetçi değil miyim ki? :))) Oysa bugün okulda Cumhuriyet bayramımız kutlu olsun dediğimde suratların aldığı ifadeden sonra böyle hissetmemeliyim. Aslında devam edecektim, "Laik ve demokratik nice 85 yıllara daha", diyerek ama o suratlardan bunun onlara fazla geleceğini anlamış oldum. Yutkundum. Zaten gazetedeki haberlerden sonra ne kadar laiğiz, daha kaç yılımız var orası muallak. Baksanıza tacizci dedeyi de çıkarmışlar, adam hala yasalara karşı gelemem ama 14 ün altı üstü, regl olan kızla evlenilir diyor, şikayet de kalkmış üzerinden, ben daha ne diyeyim. Müstahak size memleketli hemcinslerim. Kapanın, sakının, susun, sinin, cahil kalın, aç kalın, k...

Yarın Kırmızı Beyazım...

Bahsedecek çok şey var. Boleyn kızı, oğluşun veli toplantısı, başka bir ülkede yaşamanın öğrettikleri, ilk yoga denemem, ve bir okul etkinliği hakkında. Hepsini tek tek yazacağım, artık erişim var ne de olsa. Ama ondan önce Cumhuriyetimizin bayramı kutlu olsun. Daim olsun. Dileğim şudur ki birliğimiz, beraberliğimiz, kardeşliğimiz kimilerine inat korunsun. Bu özel günle bize özgürlüğümüzü veren Ata'mıza laf eden nankörlere de bir gün daha böyle kapak olsun.:)

Hayat bazen çok can sıkıcı...

Yağmurlar başladı. Can sıkıcı. Uydu yok oldu gitti, televizyonsuz kalmak sıkıcı. Mezuniyetten yıllar sonra defter kalem alıp tekrar okula gitmek sıkıcı. Yeni dili anlayabildiğim halde konuşamamam da sıkıcı. Tüm gün koşturunca arkadaşlarla Msn de görüşememek sıkıcı. Özlemek çok sıkıcı. Eşimin problemlerle boğuştuktan sonra eve geldiğinde suratında olan o , haydi dönelim ülkemize, yeter yorulduğun dedirten ifade sıkıcı. Paramızın değerinin düşmesi sıkıcı. Haberler sıkıcı. Sonra neti açınca gazetelerde okuduğum tüm saçmalıklar sıkıcı. Her şey güllük gülistanlıkmış gibi yazmaları da sıkıcı. Murathan Mungan'ın Kadından Kentleri de sıkıcı. Blogger'a erişimin durması da sıkıcı. Bunu buradaki arkadaşlara anlattığımda gülmeleri de can sıkıcı. Keşke bahsetmeseydim diyerek pişman olmam sıkıcı. Böyle bir şeye pişman olmama sebebiyet verecek kararlar alınan ülkemde, onun adına utanç duymam daha sıkıcı. Sıkıcı...

Neeeeeee?

Blogger'a erişim yasaklandı mı? Şaka mı? Gerçekten mi? Şimdi bu yazdıklarımı Türkiye'den kimse okuyamayacak mı? Ses ses ses ??? Yasaklarla nerelere gelmeyi düşünüyorsunuz beyler? Dünya Youtube konusunda hala bize bir yerleri ile gülüyor, bloglara erşimi de yasaklamaya başlamıştınız, ama ya blogger? Bunca insanın emeği? Olacak iş değil. İran'ın yasaklarından daha beter bir hale geliyor yavaş yavaş. Yarın bunu burada duyduklarında, nasıl izah edeceğimi düşünüyorum. Düşünmek de yasaklanmazsa...

Biz de krizdeyiz...

Sabahları gazeteleri açtığımda çok bozuluyor moralim. Bu işin şakası yok, gerçekten de yok, bir anda yüzde elli fakirleştik. Allaha şükretmeli, en azından gelirimiz var. Ya olmayanlar? Mutlaka sizler de yapmışsınızdır, bir şekilde yardım etmişsinizdir birilerine, hele ki son yıllarda yardıma muhtaç o kadar çok insan çıktı ki ortaya. Kime yetişeceksin? Ya şimdi? Daha da artacak. Sadece o mu? Her krizde olduğu gibi, işsizlik artacak. Açlık artacak. Buna mukabil krizden kaymak yiyecek, kara paracı, üç kağıtçı ve dolandırıcılar artacak. Görgüsüz yeni zenginler artacak. Hırsızlık artacak, gasp artacak, suç oranı artacak. Trilyonları iç eden amcaları affederken baklava çalarken yakalanan çocuklarla hapishanelerin nüfusu artacak. Biz bu filmi daha önce de görmüştük. Son yıllarda daha kolay uyutulduk enflasyon yok diye. Havadan Prozac mı serpiyorlar üzerimize? Bir miskinlik, bir bananecilik, bir suskunluk. Saf tarafım vardır, soyadına aldanmayın, cin düşünemem her zaman, ama şükür salak da de...

Acaba?

Yine koşuşturma başladı. Sabah kalk, kahvaltı, okula atıştırmalık, tuvalet, kıyafet, ağza tıkılanlar, okula götür eve gel, kahvaltı et, kendi okuluna git, çıkışta oğluşu al, eve gel duş aldır, yedir, eve öğretmen gelsin, o gitsin evle ve çocukla ilgilen, ödevini yap, yemek telaşı, falan derken oğluşu yatır ve yığıl... Arada spor, alış veriş ve programlar var, var da var... Bu alışıyorum demek mi, iyi mi oyalanıyorum?

Şanssızlıklar ve potlarım...

Filler ve çimenler gibi afilli bir isim oldu başlıktaki... Garip bir gündü. Öncelikle oryantaldeki eşsiz yeteneklerimi kendime saklayacağım anlaşıldı çünkü ben oradayken bir saat Kerem'e göz kulak olacak arkadaşın İng. kursunun başlayacağını, ve bunun da tam o saate denk geldiğini bugün bizzat onun için sormaya gittiğimde öğrendim. Üzerine bir de Türk kulübünün yabancı dil derslerinin haftaiçi her gün olmak üzere yarın başlayacağını da öğrendim mi? Spor ve dans hayallerim bir gün bile süremeden yatmış oldu. Ancak buna şöyle bir çözüm getirebiliyorum, salı günleri dil okuluna gitmeyeceğim, onun yerine yogaya gideceğim, dersleri de fotokopi ile alacağım. Zaten daha önceden evde ders almaya başladığım için bir kaç ayı rahatça idare ederim. Aslında oğluşun okulunda öğleden sonraları play time açıldı, onu bırakıp da gidebilirim ama onun da bugünlerde tam tersine canı okulda kalmak istemiyor. Olsun, ben de seneye, okul saatleri uzadığında giderim. Hatta saatleri uyarsa bir dil daha var ö...